Search

9 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mayoz Bölünme Konu Anlatımı

19 Ocak 2014 Pazar

MAYOZ BÖLÜNME

Mayoz bölünme eşeyli üreme yapan canlılarda gamet oluşumunda etkili olan özel bir hücre bölünmesi şeklidir.
Bu bölünme ile diploit (2n kromozomlu) hücrelerden haploit (n kromozomlu) hücreler oluşur.
Mayoz sonucu oluşan gametlerin döllenme ile birleşmesi sonucu oluşan zigotun kromozom sayısı 2n'dir.
Dolayısıyla mayoz bölünme ve döllenme olayları eşeyli üreme yapan canlılarda tür içinde kromozom sayısının sabit kalmasını sağlar.
Haploit kromozomlu (n) canlılarda (erkek bal arılarında olduğu gibi) mayoz bölünme görülmez.

Mayoz Bölünmenin Genel Özellikleri

Mayoz bölünme canlıların üreme organlarında meydana gelir.
Mayoz sonucu oluşan gametler haploit olduklarından ana canlıya ait kromozom çiftlerinden sadece birer tanesini bulundururlar.
Mayoz bölünme canlılarda çeşitliliğe neden olan olayları içerdiğinden mayoz bölünme sonucunda oluşan hücreler birbirinden ve ana canlıdan farklı özelliklere sahip olabilirler.
Mayoz canlıların üreme dönemlerinde görülür. Bu nedenle mitoz bölünme gibi hayat boyu devam eden bir olay değildir.
Mayoz bölünme birbirini takip eden Mayoz-I ve Mayoz-ll olmak üzere iki bölümden oluşur.
Her iki bölünme safhasında da mitozda olduğu gibi çekirdek ve sitoplazma bölünmeleri gerçekleşir. Ancak Mayoz-l ve Mayoz-ll ye ait evrelerin özellikleri farklıdır. Bu nedenle Mayoz-l e ait evrelerin sonuna I getirilirken Mayoz II ye ait evrelerin sonuna II getirilerek adlandırılır. (Profaz-I, Profaz-II gibi)
Bölünme olayı başlamadan önce üreme ana hücresi bir hazırlık evresi geçirir. Bu hazırlık evresine interfaz denir.
Mayoz bölünme sonucu oluşan bir hücre tekrar mayoz geçiremez ancak mitoz bölünme geçirebilir.

İnterfaz

İnterfaz evresi mayozun en başında Mayoz-I den önce gerçekleşir. Mayoz-ll den önce ise interfaz yoktur.
Mitoz bölünme öncesinde görülen interfaz gibidir.
Bu evrede DNA molekülleri ve varsa sentrioller kendisini eşler.
Mayozun interfazı da mitozda olduğu gibi G1, S ve G2 olmak üzere üç aşamadan meydana gelir.

Mayoz I

Mitozda olduğu gibi çekirdek bölünmesi ve sitoplazma bölünmesi olmak üzere iki ana evrede incelenir.

Çekirdek Bölünmesi (Karyokinez)-I

Profaz I, Metafaz I, Anafaz I ve Telofaz I olmak üzere dört alt evrede gerçekleşir.

Profaz I

Mayoz bölünmedeki en önemli evredir. Çünkü mayoz bölünme ve mitoz bölünme arasındaki en önemli farklılıklar bu evrede görülür.
Profaz I de mitoz bölünmenin profazında meydana gelen tüm olaylar gerçekleşirken ilave olarak tetrat, sinapsis ve krossing-over gerçekleşir.
Profaz I de hücredeki homolog kromozom çiftlerinin (biri anneden diğeri babadan gelen kromozom çiftleri) her biri bir araya gelerek tetrat adı verilen yapıları oluştururlar.
Her bir tetrat birbirinin homoloğu olan iki kromozomdan meydana gelmiştir.
Her bir kromozom iki tane kromatitten oluştuğuna göre, her tetrat dört tane kromatitten oluşmuştur.
Tetratı oluşturan kromatitlerden kardeş olmayan kromatitlerin birbirine yaklaşarak sarmal bir yapı oluşturmasına sinapsis denir.
Sinapsis sırasında kromatitler birbirleriyle temas ederler. Bu bölgelere ise kiazma noktası denir.
Tetratı oluşturan kromatitlerden kardeş olmayan kromatitler arasında gen alışverişi gerçekleşebilir. Bu olaya ise krossing-over denir.
Krossing-over ile yeni gen dizilişleri meydana gelir. Böylece kromozomların gen dizilişinde değişmeler ortaya çıkar.
Bu durum ise aynı türün bireyleri arasında farklı özelliklerin ortaya çıkmasını sağlamış olur.
Bir hücredeki tüm kromozom çiftleri tetrat oluşturur. Ancak her tetratta krossing-over görülmeyebilir.
Krossing-over meydana gelme ihtimali kromozom üzerindeki genlerin arasındaki uzaklıkla doğru orantılıdır. Bir kromozom üzerindeki iki gen arasındaki uzaklık ne kadar fazla ise bu iki genin krossing-over ile birbirinden ayrılma ihtimali de o kadar fazladır.
Sentrozomlar birbirinden uzaklaşırken aralarında iğ iplikleri oluşur.
Çekirdek zarı erir ve çekirdekçik görünmez hale gelir.
Tetratlar kinetokorlarından iğ ipliklerine bağlanır.

Metafaz I

Bu evrede homolog kromozomlar tetratlar halinde ekvatoral düzlemde dizilirler.

Anafaz I

Bu evrede hücrenin ekvatoral düzleminde dizilmiş olan homolog kromozom çiftleri birbirlerinden ayrılarak zıt kutuplara çekilirler.
Bu evrede görülen homolog kromozomların ayrılması olayı mayoz bölünme sonucu kromozom sayısı ve yapısı farklı hücrelerin oluşumunda etkili olan faktörlerden biridir.
Zıt kutuplara çekilen kromozomlar birbirlerinden farklı genetik bilgiye sahip olabilirler.
Anafaz l de homolog kromozomların birbirinden ayrılması n kromozomlu (haploit) hücrelerin oluşmasına neden olur.

Telofaz I

Kromozomlar kutuplara çekildiğinde her kutupta haploit kromozom takımı bulunur. Ancak her kromozom hala iki kromatitli haldedir.
Bu evrede iğ iplikleri kaybolur ve kromozomların etrafında çekirdek zarı oluşur.

Sitoplazma Bölünmesi (Sitokinez)-I

Telofaz I ile eş zamanlı olarak sitoplazma bölünmesinde gerçekleşir.
Sitoplazma bölünmesi bitki hücrelerinde orta lamel oluşumu ile hayvan hücrelerinde ise boğumlama ile olur.
Mayoz II den önce interfaz olmadığından DNA eşlenmesi görülmez. Ancak sentrozomlar kendini eşler.

Mayoz II

Mayoz II ana hatlarıyla mitoz bölünmeye benzer. Başka bir ifade ile interfazı olmayan mitoz gibidir.
Mayoz II nin başında interfaz olmadığından DNA replikasyonu görülmez, ancak sentrozom eşlenmesi görülür.
Mayoz I sonucu oluşan iki hücrenin her biri Mayoz II evresine girer. Mayoz ll de çekirdek ve sitoplazma bölünmeleri görülür.

Çekirdek Bölünmesi (Karyokinez)-II

Profaz II

Eğer çekirdek zarı oluşmuşsa çekirdek zarı erir.
Sentrozomlar zıt kutuplara geçer ve iğ iplikleri oluşturulur.
Bu evre çok kısa sürer. Hatta bazı organizmalarda Telofaz l den hemen sonra Metafaz II başlayabilir.

Anafaz II

Ekvatoral düzlemde dizilmiş olan kromozomların kardeş kromatitleri iğ ipliklerinin kasılmasıyla birbirlerinden ayrılarak zıt kutuplara çekilirler.
Birbirlerinden ayrılan kromatitler kromozom olarak ifade edilir.

Metafaz II

Mitozda olduğu gibi kromozomlar hücrenin ekvatoral düzleminde düzgün bir şekilde dizilirler.

Telofaz II

Mitozdaki gibi iğ iplikleri eriyip kaybolurken, çekirdek zeri ve çekirdekçik oluşur.
Telofaz II nin sonunda aynı sitoplazmayı paylaşan iki çekirdek oluşur.
Oluşan her iki çekirdek de n kromozomludur.

Sitoplazma Bölünmesi (Sitokinez)-II

Mitozdaki gibi gerçekleşir. Mayoz bölünme sonucunda 2n kromozomlu bir hücreden n kromozomlu dört yavru hücre oluşur. Bu hücreler zamanla farklılaşarak olgun gamet hücrelerini oluştururlar. Hayvanlarda gametlerin bölünme yetenekleri yoktur. Ancak iki gametin birleşmesi ile oluşan zigot bölünme yeteneğine sahiptir.

Hikaye Konu Anlatımı

4 Ocak 2014 Cumartesi

HİKAYE TÜRÜ

Yaşanmış veya yaşanması mümkün olan olayların okuyucuya haz verecek şekilde anlatıldığı kısa edebî yazılara "hikâye (öykü) denir.
Hikâye, insan yaşamının bir bölümünü, yer ve zaman kavramına bağlayarak ele alır. Hikâyede olay ya da durum söz konusudur. Olay ya da durum kişilere bağlanır; olay ya da durumun ortaya konduğu yer ve zaman belirtilir; bunlar sürükleyici ve etkileyici anlatımla ortaya konur.
Hikâyelerde düşündürmekten çok, duygulandırmak ve heyecanlandırmak esastır. Hikâyeler, gerçek ya da düş ürünü bir olayı kısa şekilde anlatır. Kısa oluşu, yalın bir olay örgüsüne sahip olması, genellikle önemli bir olay ya da sahne aracılığıyla tek ve yoğun bir etki uyandırması ve az sayıda karaktere yer vermesiyle roman ve diğer anlatı türlerinden ayrılır.
Hikâye, olay eksenli bir yazı türüdür. Hikâyede temelde bir olay vardır ve olaylar genellikle yüzeyseldir. Hikâyeler genellikle kişilerin anılarını anlatması şeklinde oluşur. Hikâye kısa bir edebiyat türü olduğu için bu eserlerde fazla ayrıntıya girilmez. Olayın ya da durumun öncesi, sonrası okura sezdirilir. Okur, bazı sözcüklerden yararlanarak ve düş gücünü kullanarak kişiler hakkında ya da olaylar ve durumlarla ilgili yargılara ulaşabilir.

Hikâyenin Öğeleri

a. Olay: Öykü kahramanının başından geçen olay ya da durumdur. Hikâyede temel öge veya durumdur.
b. Çevre (yer): Hikâyede sınırlı bir çevre vardır. Olayın geçtiği çevre çok ayrıntılı anlatılmaz, kısaca tasvir edilir.
c. Zaman: Hikâye kısa bir zaman diliminde geçer. Hikâyeler geçmiş zamana göre (-di) anlatılır. Konu, yazarın kendi ağzından veya kahramanın ağzından anlatılır.
d. Kişi: Hikâyede az kişi vardır. Bu kişiler "tip" olarak karşımıza çıkar ve ayrıntılı bir şekilde tanıtılmaz. Hikâyede kişiler sadece olayla ilgili "çalışkanlık, titizlik, korkaklık, tembellik" gibi tek yönleriyle anlatılır. Kişiler veya tipler, belli bir olay içinde gösterilir. Bu tiplerin de çoğu zaman sadece belli özellikleri yansıtılır.

Hikâye Türleri

Hikâyeciliğin tarihsel süreci incelendiğinde karşımıza iki tür hikâye çıkmaktadır. Bu türler "olay öyküsü" ve "durum öyküsü" olarak adlandırılır.
a. Olay öyküsü: Bu tarz öykülere "klasik olay öyküsü" de denir. Bu tür öykülerde olaylar zinciri, kişi, zaman, yer öğesine bağlıdır. Olaylar serim, düğüm, çözüm sırasına uygun olarak anlatılır. Olay, zamana göre mantıklı bir sıralama ile verilir. Düğüm bölümünde oluşan merak, çözüm bölümünde giderilir. Bu teknik, Fransız sanatçı Guy de Maupassant tarafından geliştirildiği için bu tür öykülere 'Maupassant tarzı öykü" de denir. Türk edebiyatında bu tarz öykücülüğün en büyük temsilcisi Ömer Seyfettin'dir. Ayrıca Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu da olay türü öykücülüğünün temsilcileri arasındadır.
b. Durum öyküsü: Bu tarz öykülere "modern öykü" de denir. Her hikâye olaya dayanmaz. Bu tür öykülerde merak öğesi ikinci plandadır. Yazar, bu öykülerde okuyucuyu sarsan, çarpan, heyecana getiren bir anlatım sergilemez. Onun yerine günlük hayattan bir kesit sunar veya bir insanlık durumunu anlatır. Bu öykülerde kişisel ve sosyal düşünceler, duygu ve hayaller ön plana çıkar. Durum öyküsü ünlü Rus edebiyatçı Anton Çehov tarafından geliştirildiği için bu tür öykülere "Çehov tarzı öykü' de denir. Türk edebiyatında bu tarz öykücülüğün öncüsü Memduh Şevket Esendal'dır. Sait Fait Abasıyanık da bu tarzın başarılı temsilcilerindendir.
c. Ben merkezli öykü: Durum hikâyesine benzeyen ancak kahramanın daha çok kendi ruh hâli ve hayal dünyasını yansıttığı hikâyelere ben merkezli hikâye" denir. Bu hikâyelerde olaylar kahraman anlatıcı bakış açısıyla verilir. Hikâyenin ana kahramanı yazarın kendisidir. Yazar, yaşadığı olayları kendini merkeze koyarak, kendisini birey olarak ele alarak anlatır. Bu hikâye türünde yazar, gözlemlerden ve olaylardan hareketle bireysel bunalım ve çıkmazlara yönelir. Bu nedenle bu hikâyelere "bireyi birey olarak ele alan hikâyeler" de denir. Hikâye kahramanı dış dünyayı içinde bulunduğu ruh hâline göre algılar ve anlatır. Hikâye kahramanı genellikle düş dünyasına sığınır. İlk defa batıda görülen bu tarz hikâyenin önde gelen temsilcisi Franz Kafka'dır.
Ben merkezli öykünün Türk edebiyatındaki ilk temsilcisi Haldun Taner'dir. Bilge Karasu, Oğuz Atay ve Nezihe Meriç de bireyi birey olarak ele alan (ben merkezli) hikâyeler yazmışlardır.

Dünya Edebiyatında Hikâye

Öykünün ortaya çıkma sürecinde karşımıza önce fabl türündeki eserler, sonra kısa romanlar sonra da "Bin Bir Gece Masalları" çıkar. Rönesans'tan (16. yüzyıl) sonra Giovanni Boccacio, "Decameron Öyküleri' adlı eseriyle öykü türünün ilk örneğini vermiş ve çağdaş öykücülüğün başlatıcısı olmuştur. 18. yüzyılda Voltaire öykü türünde ürünler vermiştir. İnsan dışındaki yaratıkları ve olmayacak olayları da öyküye katmıştır.
Ne var ki romanla aynı dönemde oluşmaya başlayan öykü, bir tür olarak karakteristik özelliklerini ancak 19. yüzyılda romantizm ve realizm akımlarının yaygınlaşmasıyla kazanmıştır. Alphonse Daudet, Guy de Maupassant gibi Fransız yazarlar öykü örnekleri vermişlerdir.

Türk Edebiyatında Hikâye

Türk edebiyatında roman kavramı ortaya çıkana dek, kısa veya uzun. nesir ya da nazım her yazıya hikâye denmiştir. Buna rağmen hikâye, Türk edebiyatına yabancı bir tür değildir. Özellikle "Dede Korkut Hikâyeleri", aşk ve savaş hikâyeleri Türk toplumunda asırlarca anlatıla gelmiştir. Tanzimat Döneminde Fransız edebiyatının etkisiyle romanla tanışılınca, romanın kısa olanına hikâye denmiştir. Türk edebiyatında Batılı anlamdaki ilk öyküler Tanzimat Döneminde 1870 lerden sonra yazılmıştır. Batılı anlamda ilk öykü örneğini ise "Letaif-i Rivayat (1880-1890)' adlı eseriyle Ahmet Mithat Efendi vermiştir. Türk öykücülüğünü yetkinliğe kavuşturan yazar ise Halit Ziya Uşaklıgil olmuştur. II. Meşrutiyet in ilanından sonra gelişen yeni edebiyat akımıyla birlikte Ömer Seyfettin. Türk öykücülüğünde yeni bir çığır açmıştır. Cumhuriyet Döneminde Sait Faik Abasıyanık alışılmışın dışında bir öykü dünyası kurmuştur.

Hikâye – Roman Farkı

Hikâye anlatım olarak romana benzer; ama aslında onun romandan çok farklı yanları vardır:

  • Hikâye türü, romandan daha kısadır.
  • Hikâyede temel öğe olaydır. Romanda ise temel öğe karakter, yani kişidir. Hikâyeler olay üzerine kurulur, romanlar ise kişi üzerine kurulur.
  • Hikâyede tek olay bulunmasına karşılık romanda birbirine bağlı olaylar zinciri vardır. Romandaki olaylardan her biri hikâyeye konu olabilir.
  • Hikâyede kahramanların tanıtımında ayrıntıya girilmez, kahramanlar her yönüyle tanıtılmaz. Romandan farklı olarak hikâyede kişiler sadece olayla ilgili yönleriyle anlatılır. Bu yüzden hikâyelerdeki kişiler bir karakter olarak karşımıza çıkmaz.
  • Öyküde, olayın geçtiği yer (çevre) sınırlıdır ve ayrıntılı olarak anlatılmaz. Romanlarda olaylar çok olduğu için olayların geçtiği çevre de geniştir. Bu çevreler çok ayrıntılı olarak anlatılır.
  • Hikâyeler kısa olduğu için anlatım yalın, anlaşılır ve özlüdür. Romanlarda ise anlatım daha ağır ve sanatlıdır.


Translate