Search

ahmet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ahmet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Tanzimat Dönemleri ve Edebiyatçıları Ayrıntılı Konu Anlatımı

4 Ocak 2014 Cumartesi

Birinci Dönem Tanzimat Edebiyatı

1860-1876 yılları arasında Tanzimat edebiyatının birinci dönem temsilcileri Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi, Şemsettin Sami ve Ahmet Vefik Paşa’dır.
Bu dönemde sanat toplum içindir görüşü benimsenmiştir. Bu sebeple şiirde söyleyişe değil fikre önem verilmiştir. Dilde sadeleşme fikri savunulmuş ama uygulanamamıştır. Hece vezni ve halk edebiyatı da savunulmuş ama sözde kalmıştır. Divan edebiyatına tümden karşı çıkılmış ve ağır bir dille eleştirilmiştir. Fransız edebiyatı örnek alınarak romantizmden etkilenilmiştir.
Roman, tiyatro, makale gibi batıdan alınan türler ilk defa bu dönemde kullanılmıştır. Noktalama işaretleri de ilk defa bu dönemde kullanılmıştır. Kölelik ve cariyelik, romanlarda sıkça işlenmiştir. Romanlar teknik bakımdan oldukça zayıftır. Yer yer olayların akışı kesilerek okuyucuya bilgiler verilmiştir, uzun uzun tasvirler yapılmış, tesadüflere sıkça yer verilmiştir. Edebiyatçılar edebiyatın yanında devlet işleriyle, siyasetle de bilfiil ilgilenmişlerdir.

İkinci Dönem Tanzimat Edebiyatı

1876-1896 yılları arasında ikinci dönemin tanınmış temsilcileri Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit Tarhan, Sami Paşazade Sezai ve Nabizade Nazım’dır. İkinci dönem edebiyatçıların sanat anlayışları birincilerden farklıdır. İkinci dönemde sanat sanat içindir anlayışıyla eserler verilmiştir. Bunun sebebi bu devirde idarenin daha baskıcı davranmasıdır.
Bu dönemde batı edebiyatı örnekleri daha başarılı bir şekilde ortaya konmuştur. Dönemin sanatçıları devlet işleriyle, siyasetle, toplum meseleleriyle değil sadece sanatla ilgilenmişlerdir. Birinci dönem sanatçılarının toplumsal sorunlarla ilgilenmelerine karşın bu dönem sanatçıları kişisel konu ve temaları işlemişlerdir. Bu yüzden dilleri daha ağırdır.  Dönemin romanlarında realizmin, şiirinde ise romantizmin etkisi vardır.

I. Tanzimat Dönemin Edebiyatçıları

Şinasi (1826-1871)

Türk edebiyatında yeniliklerin öncüsüdür. 1860’ta Tercüman-ı Ahval’i (ilk özel gazete), 1862’de Tasvir-i Efkâr’ı çıkardı. İlk makaleyi (Tercüman-ı Ahval mukaddimesi), ilk piyesi (Şair Evlenmesi) o yazdı. Noktalama işaretlerini de ilk defa o kullandı. La Fontaine’den fabllar tercüme etti. Lamartine’den de manzum çevirileri vardır. İlk şiir çevirilerini de o yaptı. Nesirlerinde dili sade; şiirlerine ise ağırdır. Tanzimat Fermanı’nı ilân eden Mustafa Reşit Paşa için yazdığı iki kasidesi ünlüdür. Bu kasidelerdeki övgüleri divan şiirindekinden daha abartılıdır. O, başarılı bir şair ve yazar olmamasına rağmen batı edebiyatından alınan yeni türlerle edebiyatımızın batılılaşmasında en çok onun emeği vardır.

Eserleri: 

Şair Evlenmesi (Piyes; edebiyatımızdaki ilk tiyatro eseri),
Müntehabat-ı Eşar (Şiir),
Divan-ı Şinasi (Şiir),
Durub-ı Emsal-i Osmaniye (ilk atasözleri kitabı),
Tercüme-i Manzume (çeviri şiirler)

Ziya Paşa (1829-1880)

Doğu kültürüyle yetişmiş, sonradan batı edebiyatına yönelmiştir. Fikren yenilikçi olmasına rağmen eserlerinde eskiyi, divan şiiri geleneğini devam ettirmiş, gazel ve kasideler yazmıştır. En meşhur terkib-i bent ve terci-i bent şairimizdir.
Harabat adlı bir divan şiiri antolojisi vardır. Daha önce “Şiir ve İnşa”da divan şiirinin bizim şiirimiz olmadığını, asil şiirimizin halk şiiri olduğunu söyleyen şair, eski şiir geleneğini sürdürmüş, Harabat’ta âşık şiirini eleştirmiştir. Bunun yanında sade dilden yanadır, ama kendisi ağır bir dil kullanır. Bu onun içinde bulunduğu bir ikilemdir. Hem eskiyi eleştirmekte hem de geleneği devam ettirmektedir.

Eserleri: 

Harabat: Divan Şiiri antolojisi,
Külliyat-i Ziya Paşa/Eş’ar-ı Ziya: Divan şiiri tarzındaki şiirleri (gazel, kaside ve şarkılar),
Terkib-i Bent, Terci-i Bent: Bugün dahi dillerden düşmeyen beyitleri vardır.
Zafername: Hiciv türünde bir kasidedir.
Ali Paşa’yı yermek için yazmıştır.
Rüya: Mensur,
Defter-i Âmal: Hatıraları.

Namık Kemal (1840-1888)

Tanzimat edebiyatının en hareketli ve heyecanlı ismidir. Vatan şairi olarak tanınır. Şiirlerinden çok nesirleri ile tanınır. Edebiyatta hürriyet kavramını ilk kullanan şairdir. Şiirlerinde “hürriyet, vatan, kanun, hak, adalet” kavramlarını işlemiştir. Hürriyet Kasidesi, Vatan Şarkısı ve Vatan Mersiyesi bu konuları içerir. Namık Kemal de eski kültürle yetişmiş, divan şiiri eğitimi almış, gazeller, kasideler yazmıştır. Fakat o da sonradan divan edebiyatını eleştirmiştir. Ziya Paşa’nın Harabat’ına karşı Tahrib-i Harabat’ı yazarak eskiye olan tepkisini ortaya koymuştur. Şinasi’nin kurduğu Tasvir-i Efkâr’ı, Şinasi Paris’e kaçınca Namık Kemal çıkarmaya başladı. Daha sonra kendisi de Ziya Paşa ile Paris’e kaçarak orada Hürriyet gazetesini çıkardı. İstanbul’a döndükten sonra İbret gazetesini çıkardı. Eserlerinde romantizmin etkisi görülür. Tiyatroyu faydalı bir eğlence olarak görmüştür.

Eserleri: 

İntibah: İlk edebî roman.
Cezmi: İlk tarihî roman.
Tahrib-i Harabat, Takip: İlk edebî eleştiri. Ziya Paşa’nın Harabat’ını eleştirmek için yazmıştır.
Renan Müdafaanamesi: İlk eleştiri.
Vatan Yahut Silistre: oyun
Celâlettin Harzemşah: oyun.
Gülnihal: oyun. Onun en başarılı tiyatro eseridir.
Akif Bey: oyun
Zavallı Çocuk: oyun
Kara Belâ: oyun
Osmanlı Tarihi, Kanije Muhasarası, İslâm Tarihi: tarih

Ahmet Mithat Efendi (1844-1912)

Edebiyat, tarih, coğrafya, ziraat, iktisat alanlarında eserler vermiştir. Edebiyat yapmak için değil, okuma zevki aşılamak ve halkı eğitmek gayesiyle yazmıştır. En velût yazarımız odur. Yazı makinesi olarak bilinir. Asıl ilgi alanları, gazetecilik, romancılık ve hikâyeciliktir. Otuz altısı roman olmak üzere iki yüze yakın eseri vardır. Romanları tür bakımından çeşitlilik gösterir: macera, aşk, polisiye, tarih… Dili sadedir, çünkü eser vermekteki amacı halkı eğitmektir. Hatta romanlarında olayın akışını keserek okuyucuya bilgiler de vermiştir.

Eserleri: 

Romanları: Hasan Mellâh, Hüseyin Fellâh, Felâtun Bey’le Rakım Efendi, Paris’te Bir Türk, Yeniçeriler…
Çıkardığı gazeteler: Bedir, Devir, Tercüman-ı Hakikat.
Hikâyeleri: Letaif-i Rivayet. Kıssadan Hisse…
Şemsettin Sami (1850-1904)
Dil alanındaki eserleri ile tanınır. Kamus-ı Türkî adlı sözlüğü edebiyat ve dil alanında en önemli eserlerdendir.
Eserleri: Kamus-ı Arabî ve Kamus-ı Fransevî: Diğer sözcükleri Kamusul-a’lâm: Ansiklopedik sözlük.
Sefiller: Hugo’dan çeviri. Robinson Cruose: çeviri roman

Ahmet Vefik Paşa (1823-1891)

Milliyetçilik ve Türkçülük akımının en önemli isimlerindendir. Tiyatro uyarlamaları ve çevirileri vardır. Bursa’da bir tiyatro yaptırmış, burada tercüme ettiği eserleri sahnelettirmiş, halkı tiyatroya gitme konusunda yönlendirmiştir. Moliere’in hemen hemen bütün eserlerini çevirmiştir. Tarih ve dil alanında da eserleri vardır. Ebulgazi Bahadır Han’ın Şecere-i Türk’ünü Çağatayca’dan çevirmiştir.

Eserleri: 

Lehçe-i Osmanî: sözlük,
Atalar Sözü: atasözleri mecmuası,
Hikmet-i Tarih ve Fezleke-i Tarih-i Osmanî adlı, tarihle ilgili eserleri de vardır.

II. Tanzimat Dönemin Edebiyatçıları

Recaizade Mahmut Ekrem (1847-1914)

Şiir, roman, hikâye, tiyatro, eleştiri, edebî bilgiler türlerinde eserler vermiştir. Şiirlerinde hüznü ve elemi işlemiştir. Ölümü hatırlatan tabiat manzaraları, hüzünlü duygular, romantik güzellikler, solgun güller, kitap yaprakları arasında kurutulmuş çiçekler, küçük kuşlar onun şiirlerinin konuları arasındadır. Oğlu Nejad’ın ölümü; işli, üzüntülü şiirler yazmasında etkili olmuştur. Edebiyatta yenileşmeden yanadır. Muallim Naci ile aralarında bu konularda tartışmalar olmuştur.

Eserleri:

Nağme-i Seher: Şiir
Yadigâr-ı Şebab: Şiir
Pejmürde: Şiir
Zemzeme: Şiir. Önsüzünde edebiyat hakkındaki düşünceleri ve edebî eleştirileri vardır. (Bu esere Muallim Naci “Demdeme” ile karşılık vermiştir.)
Muhsin Bey: Hikâye
Şemsa: Hikâye
Araba Sevdası: Roman. Realizmin etkisiyle yazılmıştır ve batı hayranlığı yolunda düşülen garip durumları eleştirir.
Çok Bilen Çok Yanılır: Komedi
Afife Anjelik: Tiyatro
Vuslat: Tiyatro
Atala: Tiyatro
Talim-i Edebiyat: Edebî bilgiler içerir.

Samipaşazade Sezai (1860-1936)

Batılı tarzda hikâyeleri ve bir romanı vardır. Sergüzeşt adlı romanı realizme doğru atılmış bir adımdır. Küçük Şeyler adlı hikâye kitabı Fransız realistlerinin sanat anlayışlarına uygundur. Rumuzuledeb, bazı makale, hikâye ve sohbetlerini içerir. Romantik özellikler taşıyan şiirler de yazmıştır. Şiir isimli bir de piyesi vardır. “İclâl”de, yeğeni İclâl’in ölümü üzerine yazdığı mersiye, bazı nesirleri ve hatıraları vardır.

Abdülhak Hâmit Tarhan (1852-1937)

Edebiyatta batılılaşmanın asıl ihtilâlcısıdır. Şair-i Azam olarak bilinir. Kurallara uymayan, batı şiirinde gördüğü her yeniliği Türk şiirine uygulayan, divan şiirini bitiren o olmuştur. Doğu ve batı şiirini işlendikleri yerlere giderek öğrenmiştir. Sanatında romantik etkiler vardır. Zengin bir lirizm bulunan şiirlerinde vezne, kafiyeye, söze, dile pek önem vermemiştir. Taşkınlık ve yücelik, söyleyişteki tezat onun şiirinin önemli özellikleridir. Şiirlerinde ve tiyatrolarında tarihî konular önemli bir yer tutar. Soyut kavramlar, hayat, tabiat, ölüm, insan, onun işlediği konulardır.

Şiirleri: 

Sahra, Belde, Makber, Ölü, Bunlar O’dur, Hacle, Bâlâdan Bir Ses, Garam…
Yirmiye yakın tiyatrosu vardır. Sahnelenmesi imkânsız tiyatro eserleri yazmıştır. Bu eserlerde insanların yanında ölüler, ruhlar, hayaletler, periler de rol alır. Tiyatroda egzotik, tarihî, millî ve dinî konuları işlemiştir. Bazı oyunlarında Shakespeare’in tesiri görülür. Hepsi de dramdır ve bazıları mensur bazıları da manzumdur. İlk tiyatro eseri Macera-ı Aşk’tır. Tarık, Finten, Eşber, Nesteren, Sardanapal, İlhan, Hakan, Liberte önemli tiyatro eserleridir.

Nabizade Nazım (1862-1893)

Romanlarıyla ve hikâyeleriyle realizmin ve natüralizmin temsilcisidir. Karabibik, edebiyatımızda Anadolu konulu ilk hikâyedir. Köy romanı olarak bilinir. Köy hayatı tam bir realizmle yansıtılmıştır. Zehra, ilk psikolojik roman örneğidir. Eserde tasvir ve tahliller geniş yer tutar.
Diğer hikâyeleri: Yadigârlarım, Bir Hatıra, Sevda, Haspa

Muallim Naci (1850-1893)

Eski şiirin savunucusu ve temsilcisidir. Eski-yeni konusunda Recaizade ile aralarında tartışmalar olmuştur. Naci göze hitap eden kafiyeyi savunurken, Recaizade kulağa hitap eden kafiyeyi savunmuştur. Tartışma konusu, “abes” ve “muktebes” kelimelerinin -eski yazıda- kafiyeli olup olmadıklarıdır. Batılı şiiri benimsememesine rağmen bu alanda başarılı şiirler yazmıştır.
Şiir kitapları: Ateşpare, Şerare, Füruzan, Sünbüle
Edebî eseri: Istılahat-ı Edebiye
Sözlüğü: Lûgat-ı Naci

Ara Nesil (1880-1896)

Tanzimat edebiyatının ikinci kısmı ile Servet-i Fünûn arasında kalan dönem. Bu nesil Servet-i Fünun’un hazırlayıcısıdır. En çok Recaizade Mahmut Ekrem’in ve Muallim Naci’nin etkisinde kalmışlardır. Bu dönemde eski-yeni tartışmaları yaşandı (Ekrem-Naci). Natüralizm bu dönemde edebiyatımıza girdi ve tartışıldı (Natüralizmi Beşir Fuat savundu). Serbest müstezat ve sone kullanıldı. Cümlelerin bir tek dizede bitmesi anlayışı terk edildi. Yeni terkipler ve kelimeler bulundu. Kafiyesiz şiirler de yazıldı. Kulak için kafiye denendi.

Dönemin Sanatçıları

Abdülhalim Memduh, Ali Ferruh, Ali Kemal, Ali Nusret, Andelib Mehmet Faik Esad, Beşir Fuad, Fatma Aliye, Fazlı Necib, İsmail Safa, İsmet Bey, Mehmed Celâl, Menemenlizade Mehmed Tahir.
Bu dönemde elliye yakın çıkan mecmuadan birkaçı: Bahçe, Şark, Hazine-i Evrak, Mecmua-i Âşâr-ı Edebiye, Mecmua-i Ebuzziya, Hafta, Âfak, Güneş, Berk, Gayret, Risale-i Hafi, Nokta, Servet-i Fünûn (1928’den sonra Uyanış adıyla), Mekteb, Hazine-i Fünûn Malûmat, Resimli Gazete…

Ahmet Mithat Efendi (1844-1912) Ayrıntılı Hayatı ve Eserleri

Ahmet Mithat Efendi (1844-1912)

Türkiye’de Tanzimat Edebiyatı’nı ilgi ile izleyen yeni bir kültür çevresi meydana gelirken bu kültür seviyesine, bir taraftan oldukça üstün nitelikli edebi eserler sunulurken, bir taraftan da eserleriyle daha büyük bir halk kitlesine seslenen yazarlar yetişmekteydi. Bu yazarlar Avrupa tarzında eserler vermekle birlikte, halkın seviyesini aşmayan bir sanat düzeyinde oldukları için eserleri anlaşılabilirdi. Amaçları, halkı bilgilendirmekti. Bu eserler yeni edebiyatın her türü ile yazılıyor, romanlar, hikâyeler, tiyatro eserleri, makaleler seyahat notları yazılıyordu. Ahmet Mithat Efendi de Türkiye’de geniş bir kitleye okuma zevkini aşılayan önemli bir yazarımızdır. Ahmet Mithat’ın öğretici olma isteği ve macera duygusunun bir sonucu da eserlerinde hayatından izlere rastlanmasıdır.

Hayatı:

Ahmet Mithat Efendi 1844 yılında İstanbul’da doğmuştur. Asıl adı Ahmet’tir. Babası Hacı Süleyman Ağa, Ahmet Mithat altı yaşında iken ölmüştür. Bunun üzerine Vidin’ deki ağabeyi Hafız Ağa’nın yanına giderek orada ilköğrenimine başlar. İstanbul’a döndüğünde Mısır çarşısında çıraklık yapmağa başladı. Geceleri ise çarşı esnafından Hacr İbrahim Efendi’den okuma yazma öğrenmeğe başlar. Daha sonra ise Galata’ da bir yabancıdan Fransızca öğrenmeğe başlar. Ağabeyi ailesini Niş’e aldırınca Niş Rüştiyesi’ne girer ve 1864’te mezun olur. Aynı yıl Rusçuk’ta Tuna Vilayeti Mektub-i Kalem’ine girer. Burada gösterdiği başarı sayesinde Mithat Paşa O’na kendi mahlasını verir. Medresede sabah dersleri vermeğe devam ederken, kendisine Politika Müdürlüğü Türkçe Kâtipliği de verilir. Aynı zamanda yeni kurulan Tuna Gazetesi’nin yazı işlerinde de çalışır.
1866’da mühendis tercümanı olarak Sofya’ya gider. Rusçuk’a geri döndüğünde Kalemdeki görevinden ayrılır ve hayatını tapu defterlerini kopya ederek kazanır. Bu durum eserlerine de etki eder. Bu sırada tanıştığı Muhacirin Komisyonu reisi Erkânıharp Şakir Paşa ile dost olur ve Menfa adlı eserinde; ‘’Benim istikbalimden ümitvâr olan fakat bu ümidi bence meşhul bulunan zati âli-kadr ki vatanın terakkîyat-ı saadeti kendilerinden memul ve muntazar olan zevat-ı kiramın birincilerindendir...’’ diye sayfalar boyunca onu över.
1868’de Tuna Gazetesi’ne muharrir, Ziraat Müdürlüğü’ne kâtip olur. Vilayet Gazetesi’ni kurmak için gerekli olan matbaayı satın alma görevi de Ahmet Mithat’a verilir. Hazırlıklar tamamlanınca yüz kırk kişilik Vilayet Kadrosu yola çıkar.
Politika Müdürü Ressam Hamit Bey’in yolculuk boyunca yaptığı resimler Mithat Efendi’yi derinden etkiler. Bu yıllarda Mithat Efendi hayatını keşfetmeğe başlar. Bağdat’ta Vilayet Matbaasının ve Zevra Gazetesi’nin müdürü olur. Tanıdığı her insan ve tanık olduğu her olay Ahmet Mithat’a etki eder. Bunların başında Muhammed Can Muattar adında bir İrlandalı entelektüel vardır. Merkez Mutasarrıfı tayin edilen Şakir Bey’in yardımıyla hapisten kurtardığı ve gazetesinde İngilizce, Arap ve Farsça mütercimi tayin ettiği bu kişi, onu şark (doğu) ilimlerine alıştırır ve din meselelerinde eleştirici bir görüş aşılar. Kendi deyimiyle münazaradan ve bahisten hoşlanan Ahmet Mithat’a sadece zekâsıyla meseleleri halledemeyeceğini söyleyen ilk kişi de o’dur. İkinci uyandırış ise Hamit Bey’den gelir. Menfa’nın Avrupa’da az çok sağlam bir eğitim görmüş olan genç ressamın onu nasıl hırpaladığını ve okumağa teşvik ettiğini çok iyi anlatır.
1870’de, Maarif Nezareti’nin açtığı mektepler için basılacak kitaplar müsabakasına ‘’Hâce-i Evvel’’ ile girer. Hemen hemen aynı zamanda Kıssadan Hisse’yi yazar. Bunları kendi söylediğine göre ‘’Letaif-i Rivayet’’ in ilk hikâyeleri izler. Fakat bu sırada ağabeyi vefat eder ve ailenin yükü onun omuzlarına kalır.
1871’de istifa ederek İstanbul’a gelir. Fevzi Paşa’nın yardımıyla ‘’Ceride-i Askeriye’’ ye başmuharrir olur. Oturduğu evde bir matbaa kurarak, ailece, nezaretin basmasından ümidi kestiği ‘’Hâce-i Evvel’’, Kıssadan Hisse’’ ve ‘’Letaif-i Rivayet’’ı cüz cüz basar. Aynı yıl Basiret Gazetesi’nde yazar.
1872’de İbret Gazetesi’ni idareye başlar, Namık Kemal ile tanışır, Türkçe- Fransızca çıkan Takvim-i Ticaret Gazetesi’nin baskısını ve Türkçe kısmının yazı işlerini üzerine alır.
Ahmet Mithat Efendi, Mithat Paşa’nın sadareti üzerine 1. Mahmut Nedim Paşa’nın aleyhinde yazdığı baş makale yüzünden sonra ilk sayısında kaldırılan, ikincisi on yedi nüsha çıktıktan sonra kapatılan ‘’Devir’’ ve ‘’Bedir’’ adlı gazeteleri çıkarır.
‘’Menfa’’ adlı eserinde Rodos’a sürülmeden önceki hayatından söz eder. Bu kitapta sürgünün haksız yere olduğunu anlatır. Aynı zamanda Namık Kemal ile aralarında bu devirde var olan düşünce ayrılığını göstermeğe çalışır. Ahmet Mithat, Namık Kemal’in ve Yeni Osmanlıların eserlerinin kendi fikir hayatında bir mesafe olduğunu Menfa’da ; ‘’İsimleri nasıl takdir edeceğimi bilemezdim’’ sözleri ile ifade eder. Ancak Rusçuk’tan ayrıldıktan sonra onların mücadelesine şahsi kin ve menfaatin karışmış olduğunu yavaş yavaş anladığını, bu nedenle kişiliklerini ve eserlerini sevmekle beraber bu etkinin eski şekilde olmadığını Menfa’da belirtir.
Ahmet Mithat’ın en önemli özelliği öğretmek için yazmasıdır. Evi ve mektebi daima beraber düşünür. Bu devirde Namık Kemal ile şahsen tanışmış ve İbret’in bir takım teknik işlerini üzerine alır. Namık Kemal’e Bedir’in beşinci nüshasında, Dağarcık’ta ve ‘’Hürriyet nedir’’ isimli yazısında göndermeler yapmış olmasına rağmen Namık Kemal’in etkisialtındadır.
Ahmet Mithat’ın büyük bir okur kitlesi vardır ve çalışkan, idealist bir karaktere sahiptir. ‘’Toplum için sanat’’anlayışını benimser ve halka bir şeyler öğretme kaygısı içindedir. Aynı zamanda, zamanının en çok okunan romancıları arasındadır. Anlatını yalın ve açıktır. Eserlerinde olmayacak tesadüflere, olağan üstü olaylara ve her zaman rastlanan tiplere yer verir. Serveti Fünun sanatçılarını sanat anlayışları ve dilleri yüzünden eleştirmiştir.
Makale, çeviri, eleştiri, anı, gezi, piyes, roman, hikâye türlerinde eserler vermiştir. Tarih, edebiyat, dil, coğrafya, askerlik, ekonomi, matematik, fizik, astronomi gibi konular işlemiştir. Birçok konuda eser vermesi, onun çok yönlü bir yazar olduğuna işarettir. Eserleri en çok roman ve hikâye tarzındadır. En çok bilinen eserleri; Hasan Mellah, Hüseyin Fellah, Dünyaya İkinci Geliş, Felatun Bey’le Rakım Efendi, Paris’te Bir Türk, Henüz On Yedi Yaşında’dır. Batı tarzında ilk roman olan Şemseddin Sami’nin Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat’ından sonra Ahmet Mithat’ın Rodos’ta sürgündeyken yazdığı Hasan Mellah da batı tarzında yazılmış ilk eserlerdendir. Kıssadan Hisse ise Batı tarzında ilk hikâyedir. (Kıssadan Hisse Fransızca’dan tercüme edilmiş bir eserdir.)
Ahmet Mithat yazarlığa hikâye yazarak başlar. Bazen adapte hikâyeler yazarken bazen de güldürücü, acıklı ve meraklandırıcı unsurlar da kullanır. Letaif-i Rivayet eseri yirmi beş cüzden oluşur. Bunların en çok bilinenleri; Diplomalı Kız, Can Kurtaranlar, Firkat, Ölüm Allah’ın Emri’dir.
Ahmet Mithat’ın hikâye ve romanlarında sağlamağa çalıştığı fayda, Türk Halkı’nda çağdaş medeniyete uymayan düşünceleri ve yaşam tarzını değiştirmektir. Bu yüzden eserlerinde batıl inançları ve gerici hareketleri eleştirirken, Batı kültüründeki bilgileri öğretmektedir. Namık Kemal’in tiyatroda uyguladığı faydalı eğlence yöntemini roman ve hikâyede uygulamıştır. Batı kültürünün iyi yönlerinin yanında kötü yönlerinin de olduğunu düşündüğünden, olayların Avrupa’da geçmesini tercih etmiştir. Bunun dışında Müslüman halkın arasında geçen olayların da anlatıldığı romanları da vardır. Bunlara yeni roman adını verir ve örnek olarak Müşahedat’ı yazdığını söyler. Ahmet Mithat’ın roman ve hikâye hakkındaki görüşlerini kitaplarının ön sözlerinden ve yazdığı Ahbar-ı Asara Tamim-i Enzar adlı eserinden de anlayabiliriz. Yazarken okuyucuyu meraklandırmak için olayı değişik biçimlerde anlatmakta ustadır. Eserlerinde genellikle romantizm akımının etkileri görülür. Hikâye ve romanlarındaki meddah etkisi özellikle Tahkiye’de ve üslubunda çok belirgindir.

A. Mithat Efendi'nin edebi kişiliğini şöyle özetleyebiliriz:

1. Tanzimat döneminin en popüler (halkçı), en üretken yazarı olan, türlü devlet hizmetlerinde bulunan, gazetecilik yapan sanatçı İstanbul doğumludur.
2. Edebiyat yapmak için değil, okuma zevki aşılamak ve halkı eğitmek gayesiyle yazmıştır. Bu nedenler eserlerinin birçoğu edebi değer taşımaz.
3. En üretken yazarımız odur. Yazı makinesi olarak bilinir. 200 kadar eser yazmıştır.
4. Asıl ilgi alanları, gazetecilik, romancılık ve hikâyeciliktir.
5. Sade, anlaşılır bir diller bildiği her şeyi aktarmaya çalışmıştır. halkın psikolojisini iyi bilir, halka hoş gelen ve merak uyandıran bir tarzda halkçı roman geleneğini başlatarak halka okuma sevgisini kazandırmaya çalışmıştır.
6. Öykü ve romanlarında meddah tekniğini kullanmıştır. Öykü ve romanları tür bakımından çeşitlilik gösterir: macera, aşk, polisiye, tarih…
7. Edebiyatımızın ilk hikaye örnekleri olan Letaif-i rivayet adlı 24 kitaplık dizi ona aittir.
8. Romantizmin etkisinde kalan sanatçı, edebiyatımızın konu ve tema ufuklarını genişletmiş.

Bazı eserleri:

Roman: Felatun Bey ile Rakım Efendi, Çengi, Acayib-i Alem, Teehhül,  Vah, Firkat,   Esaret, Yeniçeriler, Hasan Mellah Hüseyin Fellah, Dünyaya İkinci Geliş, Altın Işıklar, Gürcü Kızı...
Öykü ve Oyunlar: Letaif-i Rivayet, Karnaval, Henüz On Yedi Yaşında, Haydut Montari, Gönüllü, Jön Türk, Açıkbaş...
Diğer: Şopenhavr'ın Hikmet-i Cedidesi , Volter, Beşir Fuad,  Avrupa'da Bir Cevelan (seyahatname, 1890'da yayımlamış), Menfa (özyaşamöyküsü)...
Çıkardığı Gazeteler: Bedir, Devir, Tercüman-ı Hakikat

Servet-i Fünun Edebiyatı Sanatçı-Eser Tablosu

31 Aralık 2013 Salı

Servet-i Fünun Edebiyatı Sanatçı-Eser Tablosu

ROMAN
HİKÂYE
ŞİİR
ANI
TİYATRO
DİĞER
FEVFİK FİKRET
Doksanbeşe Doğru

Tarih-i Kadim, Haluk’un Defteri, Rübabın Cevabı, Rübab-ı Şikeste, Şermin



CENAP ŞAHABETTİN


Tamat

Yalan, Körebe
ÖZDEYİŞLER
 Tiryaki sözleri
Gezi Yazısı
Hac yolunda,
Avrupa Mektupları Suriye Mektupları
HALİT ZİYA UŞAKLIGİL
Nemide, Bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Şürekâsı, Mai ve Siyah, Kırık Hayatlar
İzmir Hikâyeleri, Aşka Dair, Onu Beklerken, Kadın Pençesi Bir Yazın Tarihi, Solgun Demet

Kırk Yıl,
Saray ve Ötesi
Kabus, Fare, Füruzan

MENSUR ŞİİR

Mensur Şiirler
MEHMET RAUF
Eylül, Genç Kız Kalbi, Son Yıldız, Define, Kan Damlası
Âşıkane,
Son Emel,
Aşkın Tarihi,
Üç Hikâye


Pençe, Cidal, Sansar
MENSUR ŞİİR

Siyah İnciler
HÜSEYİN CAHİT YALÇIN
Nadide,
Hayal içinde
Hayal-i Muhayyel, Hayat-ı Hakikiye Sahneleri

Edebi Hatıralar, Malta Adasında, Meşrutiyet Hatıraları


Eleştiri
Kavgalarım
HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR
Şık, Şıpsevdi, Mürebbiye, Metres, Tesadüf, Ben Deli Miyim?, Nimetşinas, Kuyruklu Yıldız Altında İzdivaç
Kadınlar Vaizi, Melek Sanmıştım Şeytanı, Gönül Ticareti, Tünelden İlk Çıkış
Katil Buse




AHMET RASİM



Gecelerim, Falaka
Monografi İlk Muharrirlerden Şinasi
Fıkra Şehir Mektupları, Eşkal-i Zaman,
 Gülüp Ağladıklarım

                           

Felatun Bey ile Rakım Efendi (1875) Ayrıntılı Özet - Yorumlar

1 Kasım 2013 Cuma

Felatun Bey ile Rakım Efendi – Ahmet Mithat

Mustafa Meraki Efendi evlidir. Bir kızı, bir oğlu vardır. Oldukça zengindir. Alafrangalığa özenir. Bunu da çocuklarını temiz ve şık giydirmekle başardığına inanır. Fakat, eğitimlerine gereken önemi vermez. Çocukların öğrendikleri her şey yüzeyde kalır. Oğlu Felatun Bey de babasına benzer. O da yarı buçuk Fransızcasıyla, şık giyimiyle, yabancı aileler arasında bulunmakla, lüks eğlence yerlerine gitmekle Batılılaştığını sanır.
Öte yandan, Rakım Efendi bir kavasın oğludur. Küçükken babası ölür. Kendisini annesi ile dadısı Fedai büyütür. Annesi de ölünce, büsbütün dadının eline kalır. Fedai hizmetçilik yaparak, şuna buna çamaşır yıkayarak onu büyütür. Verdiği terbiye Rakım’ın ciddi, sorumluluğunu bilen, ekmeğini taştan çıkaran bir insan olmasını sağlar. Ayrıca, Rakım da kendi kendini yetiştirir. Fransızca öğrenir. Bir dairede katiplik yapmaya başlar. İşine olan bağlılığı, çevresine olan saygısı kısa zamanda yükselmesine yardım eder. Boş zamanlarında yabancı ailelere Türkçe dersleri verir.
Felatun Bey ise zamanını eğlence ve içki evlerinde geçirir. Babası onu bir daireye katip olarak yerleştirmiştir, ama o haftada ancak bir gün işe gidebilir. Saatleri doludur. Her gün terzileri, ayakkabıcıları dolaşır. Tanıdıklarını ziyaret eder.
Bir gün babası ölür. Felatun Bey’e yüklü bir miras kalır. Bu arada İtalyan olan bir oyuncu kadınla tanışır. Parasını onunla har vurup harman savurur. Kısa zamanda servetini bitirir. Borçlular kapıya dayanınca şaşkına döner. Neyse ki bir baba dostu yardımına koşar. Ona uzak bir şehirde iş bulur. Felatun Bey, utanç ve pişmanlık içinde, gizlice İstanbul’dan ayrılır.
Rakım Efendi durmadan çalışır. Düzenli ve tutumludur. Kazandığı parayı haketmek ister. Bir gün evine küçük bir cariye alır. Canan’ı gücü yettiğince eğitir. Müzik dersleri verir, yabancı dil öğretir. Evdeki dadı da ona ev işlerini gösterir. Küçük cariye yavaş yavaş büyür, güzel bir kız olur. Rakım Efendi, Canan’ın kendisini sevdiğini anlar. O da ona karşı duygusuz değildir. Sonunda evlenirler. Çektikleri sıkıntılar kısa zamanda mutluluğa dönüşür.

Kitapla İlgili Yorumlar – Yargı:

Eser, Avrupa uygarlığı çevresine girmeye başlayan Türkiye’de bu yeni uygarlığı hazmedemeyerek türemeğe başlayan züppe tipini anlatmaktadır. Felatun Bey Avrupa uygarlığının yalnız kabuğunu görmüş, Avrupalının yalnız süs ve giyiniş tarafını taklit etmiştir. Yazar, bu tipi daha iyi canlandırabilmek için, Felatun Beyin karşısına, Avrupa uygarlığının kültür yanını hazmetmiş olan Rakım Efendi tipini çıkarmıştır. (Cevdet Kudret).

Felatun Beyle Rakım Efendi romanı, Ahmet Mithat’ın eserleri arasında özel bir yer alır. Tanzimat’la ortaya çıkan gösteriş alafrangalığının, konak mirasının, rahat hayatlar içinde yetişmiş, sınavdan geçmemiş yüksek zümre beyzadelerinin bir örneği olan Felatun Bey; Ahmet Mithat’ın kalemiyle bütün yanlarından didiklenir. Halktan gelen yazar, haksız başlangıçlardan yola çıkan ve hazır olanaklardan yararlanan hınç duyduğu zengin çocuğunun adım adım yıkılışını gösterir, her fırsatı kullanarak onu gülünç durumlara düşürür. Bir otobiyografik roman niteliğini de taşıyan eserde Rakım Efendi, hemen hemen Ahmet Mithat’m kendi yetişme yollarından gelir. Roman, pek açık bir şekilde Rakım’ın zaferiyle, okuma ve öğrenim yoluyla iş ve kazanç sağlayarak sınıf değiştiren; zenginleşen, burjuvalaşan Rakım’ın zaferiyle biter. (Rauf Mutluay).

Ahmet Mithat, hikaye ve romanlarında kendisini gizlemez, arada bir vakanın yürüyüşünü keserek okuyucuya hitap eder, anlatılan şey hakkında sual sorar ve kendi düşüncesini bildirir; eseri, okuyucularla böyle konuşa konuşa devam ettirir. Hikaye ve romanlardaki kişilere karşı yazarın tarafsız kalması, onlar hakkındaki sevgi, acıma, nefret vs. gibi duygularını belli etmemesi lazımdır, Yukardaki parçada ise, yazarın vaka kahramanları hakkındaki duygularını gizlememiş olduğunu örneklerle gösteriniz. (Abdurrahman Nisari).

Felatun Beyle Rakım Efendi, o zamanlarda gazete ve bilhassa mizah gazetelerinde yer alan züppe tipi tenkit ve hicivlerinden biri. Sonraları Hüseyin Rahmi Şık, Recaizade Ekrem Araba Sevdası, gene Hüseyin Rahmi Şıpsevdi, Ömer Seyfettin Efruz Bey ile bu tipin devir devir örneklerini vermişlerdir. Kitap, çok tabi ki, büyük bir tarafgirlikle yazılmıştır. Belli ki Ahmet Mithat, Felatun Beyi hiç sevmiyor ve Rakımı çok seviyor. Bunu belli etmek için birincide fazla gaddar oluyor, ikincide fazla şefkatli. (Mustafa Nihat Özön).

Felatun Bey ile Rakım Efendi (1875) Özet - Ayrıntılı İnceleme

Felatun Bey ile Rakım Efendi (1875) (Ahmet Mithat Efendi) 

Özet:

Mustafa Meraki Efendi'nin oğlu Felatun Bey, babası gibi giyime kuşama çok düşkün biridir. Varlıklı bir ailenin çocuğu olduğu için su gibi para harcar. Ona göre Batılılaşmak; lüks yaşamak, şık giyinmek ve eğlence yerlerinde gezip tozmaktır. Felatun Bey, yarım yamalak Fransızcasıyla yabancı aileler arasında dolaşmaktan zevk almakta, belli bir iş tutmamakta, zamanı mağazaları dolaşmakla, elbise provaları yaptırmakla, eş dost ziyaretleriyle geçirmektedir. Babası ölünce büyük bir mirasa konar; ancak varını yoğunu tanıştığı bir İtalyan kadın oyuncuya yedirir. Baba mirasını hepten tüketince, eski aile dostları yardımına koşar, ona İstanbul dışında bir iş bulurlar. Felatun Bey, büyük bir utançla İstanbul'dan ayrılmak zorunda kalır.
Rakım Efendi, Felatun Bey'in tam karşıtı bir tiptir. Küçük yaşta anasız babasız kalmasına, çok yoksul olmasına rağmen dadısının yardımıyla kendini çok iyi yetiştirir. Çamaşırcılık yaparak kendisini büyüten dadısına minnettardır; kişilikli bir insan olur. Çok çalışarak Fransızca öğrenir, kendisine iyi bir iş bulur, yabancılara Türkçe dersleri verir. Evine cariye olarak aldığı Canan'ı eğitir, yetiştirir ve sonunda onu severek onunla evlenir. Mutlu bir evlilik yaşarlar.

I. OLAY ÖRGÜSÜ

Romanın kahramanlarından Felatun Bey ile Rakım Efendi aynı yaşlarda, aynı derecede eğitim görmüş yakın iki arkadaştır. Felatun Bey isminden dolayı kendini çok bilgili, kültürlü biri olarak görür çevresine de böyle görünmeye çalışır. Hararetli bir kitap toplayıcısıdır. Yeni çıkan ilmi eserlerin hepsini üzerine adının ilk harflerini yazdırmak suretiyle ciltlettirip getirterek kitaplığına koyar. Fakat o, aldığı kitapları hiçbir zaman açıp okumaz. Kendileri büyük bir devlet dairesinde çalışmakla birlikte, buraya pek uğramayıp her geçen gün değer yargılarına biraz daha yabancılaşarak güzel Fransız kadınlarıyla çıkarlara dayanan kısa ömürlü aşklar yaşarken, kötü sonunu hazırlamakta olduğunun farkında değildir.
Rakım Efendi ise tam tersi, ağırbaşlı, çalışkan, vaktini boşa harcamayan biridir. Onun ilişkileri karşılıklı çıkarlara dayanmamaktadır. Rakım Efendi de gezip eğlenmeyi, çalgılı alemleri sevmektedir ama, ona göre her şeyin bir ölçüsü vardır. Rakım Efendi, Fransızca, Arapça ve Farsça’yı anadili gibi bilmektedir. Onun bu özelliği, Asmalımescit semtinde oturan İngiliz ailenin dikkatini çeker ve evin kızlarının babası Bay Ziklas, Rakım Efendi'den, kızlarına ders vermesini ister. İngiliz kızlarına ders vermeye başlayan Rakım Efendi, bu kızlardan birinin kendisine aşık olduğunun farkında değildir. Kendisi de ev işlerine yardım etmesi için alınan güzel hizmetçisi Canan'a âşık olmuştur. Çaresiz fakat, temiz aşklar ile karşı karşıya kalan Rakım Efendi ile menfaatler üzerine kurulu ilişkiler içinde yaşayan Felatun Bey'in maceralarını okurken, bir dönemin yaşantı biçimini oluşturan değer yargılarının panoramasıyla karşılaşacaksınız.
Bu romanda Ahmet Mithat'ın ortaya koyduğu temel karşıtlık Felatun Bey’le Rakım Efendi'nin temsil ettikleri tembellikle israf ile çalışkanlık ve tutumluluk arasındadır. Ahmet Mithat, batılılaşmayı yanlış anlayan Felatun Bey'in karşısına doğru anlayan Rakım Efendi'yi koyarak ideal sayabileceğimiz bir Osmanlı efendisi çizer. Romanda Felatun'dan daha çok üzerinde durulan Rakım para işlerinde dikkatli, çalışarak kazanan, fakirken durumunu düzeltebilen başarılı bir adamdır. Rakım’ın biraz da Ahmet Mithat'ın kendisi olduğu ortadadır. Bu iki adamı karşılaştırmak amacı romanın konusunu da belirler. Felatun ile Rakım'ı benzer olaylar ve durumlar içerisine yerleştirerek aralarındaki farkı belirler.

II. TEMALAR

Ferdi Tema

Eserde en çok dikkat çeken ferdi temaların başında aşk konusu gelmektedir. Rakım ile Canan arasında yaşanan saf ve temiz aşk, bu duygunun kural ve sınıf tanımadığını ortaya koyması bakımından önemlidir. Öyle ki biri kültürlü öbürü ise para karşılığı satın alınan cahil birisidir, ancak bunun yanında Canan zamanla Rakım tarafından -bir nevi yazarın isteğiyle diyebiliriz- kendisine layık bir duruma getirilince bu fark ortadan kalkmıştır. Diğer yandan İngiliz kızlarının özellikle Can’ın Rakım’a karşı beslediği karşılıksız aşk duygusu da dikkate değer bir olaydır.
Eserde şehvet duygusuna da yer verilmiştir. Josefino’nun kendinden yaşça küçük olmasına rağmen Rakım’a karşı hissettiği cinsel duygularla karışık insani sevginin romanda önemli bir yeri vardır.
Kıskançlık duygusuna da az da olsa aşk duygusu dahilinde yer verilmiştir. Bu daha çok paylaşmaya karşı duruş şeklindeki bir histir. Bu duyguyu da gerek Canan’da gerek İngiliz kızlarının her ikisinde de birbirlerine karşı kendini göstermektedir ki bu da yine Rakım’a karşıdır.
Ayrıca acıma duygusu da güçlü bir şekilde hissettirilmiştir. Rakım, Can’ın kendisine karşı beslediği tek taraflı aşk yüzünden düştüğü amansız hastalık nedeniyle her geçen gün daha da erimesini görünce ona çok acımaktadır. Ancak bu hastalığın sebebinin kendisi olduğunu öğrenince, üzüntüsü ve acıma duygusu onda adeta ıstırap haline gelmiştir.

Sosyal Tema

Eserde sosyal tema ferdi temaya göre daha arka planda kalmıştır. Aslında yazar ağırlıklı olarak tek bir sosyal temayı işlediği için eserin bütününden bu konuyu çıkarmak pek kolay değildir. Bu konu ise “Batılılaşma” konusu ve batılılaşma karşısında bizim toplumumuzun ve kültürümüzün nasıl etkilendiği meselesidir. Eserde Rakım Efendi ve Felatun Bey, iki örnek tip ele alınarak batılılaşmayı nasıl anladığımız masaya konmaya çalışılmıştır. Batılılaşma ve çağdaşlaşma yolunda Avrupa’dan yalnız bilim ve teknik yönünden faydalanmamız gerektiği gerçeği okuyucuya verilmek istenmiş. Bunun dışında kalan yaşam biçimi, milli zevklerimiz, milli kültürümüz asırların birikimiyle zaten bizde en özgün biçimde mevcuttur düşüncesi dile getirilmiştir.
Eserde bunun yanında o zamanların amansız hastalığı olan “Verem” konusu da işlenmiştir. Bu hastalık o zaman için tedavisi olmayan ve kurtuluşu zor olan bir hastalık olduğu için halk arasında korku duyulan bir durumdur.

III. KİŞİLER

A.Fonksiyonları Bakımından Kişiler

A.1.Birinci Derecedeki Kişiler

Rakım Efendi: İki zıt tipin karşılaştırılması şeklinde oluşturulan bu romanda en çok konu edilen kişi Rakım Efendi ağırbaşlı, çalışkan, vaktini boşa harcamayan biridir. Onun ilişkileri karşılıklı çıkarlara dayanmamaktadır. Rakım Efendi, Fransızca, Arapça ve Farsçayı anadili gibi bilmektedir. Bu özellikleriyle Rakım Efendi kültürlü, bilgili, çağdaş ve batılılaşmayı doğru anlayan bir tip olarak göze çarpmaktadır. Aynı zamanda o, ahlaklı ve iyi huy olarak gördüğümüz tüm davranışları üzerinde toplamıştır ki bu yönüyle tam bir Osmanlı beyefendisi özelliği göstermektedir.
Rakım Efendi saydığımız özellikleriyle adeta okuyucunun zihninde bir melek olduğu düşüncesini uyandırmıştır. Ancak yazar bu durumda romana müdahale ederek Rakım Efendi’nin sonuçta bir insan olduğu gerçeğini okuyucuya göstermektedir. Bunu da roman içerisinde gerek Josefino ile girdiği gizli, ancak pek de fena sayılmayacak ilişkiden gerek ev içinde Canan ile girdiği ilişkiden gerekse de çok nadir de olsa Felatun Bey hakkında zihninden geçirdiği haklı ve olumsuz düşüncelerden yararlanarak okuyucuya göstermektedir.
Felatun Bey: Romandaki zıt kişiliklerden olumsuz tarafı temsil eden Felatun Bey isminden dolayı kendini çok bilgili, kültürlü biri olarak görür çevresine de böyle görünmeye çalışır. Kendileri her geçen gün değer yargılarına biraz daha yabancılaşarak güzel Fransız kadınlarıyla çıkarlara dayanan kısa ömürlü aşklar yaşarken, kötü sonunu hazırlamakta olduğunun farkında değildir.
Yazar bu tip sayesinde okuyucuya yapmaması gereken davranışları açık bir şekilde söylemekte ve okuyucunun Rakım Efendi ile bu tip arasında bir seçim yapmasını istemektedir, ancak Felatun Bey’in çirkin taraflarını göstererek seçimi okuyucuya bırakmıştır. Ayrıca zamanın genel düşünce yapısı Felatun Bey üzerinde toplanarak taklitçiliğin etkisiyle kişinin yozlaşması okuyucuya çok çarpıcı bir şekilde verilmiştir.

A.2.Hasım veya Karşı Gücü Temsil Eden Kişiler

Romanda varlığını açık olarak hissettiğimiz düşman veya karşı gücü temsil eden bir tip bulunmamaktadır, ancak bu bahiste Rakım Efendi’nin tam zıttı davranışlar sergilemesi bakımından Felatun Bey’i zikredebiliriz.

A.3.Arzu Edilen ve Korku duyulan Kişiler ya da Kavramlar

Burada Canan’ın adını verebiliriz. Rakım Efendi Canan’ı satın aldığı ilk sıralarda bu kızın sağlıksız ve bakımsız durumda olması sebebiyle Canan’a herhangi bir ilgi duymamıştır, fakat Canan’daki zarifliği ve güzelliği daha ilk bakışında fark etmiştir. Dadı Kalfa’nın iyi bakıcılığı ve Rakım’ın da çok yakın olarak ilgilenmesi sonucunda adeta Canan’ın içindeki cevher ortaya çıkmıştır. İleride yönlendirici kişiler bahsinde sayacağımız Josefino’nun etkisi yardımıyla da Rakım bu çekiciliğe daha fazla karşı koyamamıştır. Bunun yanında Dadı Kalfa da Canan’ı etkilemekte ve ona Rakım’ı nasıl etkileyeceği konusunda taktikler vermektedir. Gerek Dadı Kalfa gerek Josefino mükemmel kişiliklere sahip olan bu iki çocuğun birbirine çok yakışacağını düşünmekte ve her ikisi de bu çocukları etkilemek ve birbirine kavuşturmak için başarılı olana kadar büyük çaba harcamışlardır.

A.4.Yönlendirici Kişiler

Josefino: Bu kişi roman içerisinde büyük bir etkiye sahip olması sebebiyle önemli bir yere sahiptir. Bir arkadaş toplantısında Rakım’la tanışan Josefino Rakım’la daha yakın bir ilişki kurmak için özel bir çaba harcamış, Canan’a ders vermeyi sadece Rakım’ın dostluğu karşısında kabul etmiş, kısa süre sonra Beyoğlu’ndaki kendi evinde Rakım’la bir muhabbet içerisine isteyerek girmiştir ve böylece kendi egosunu tatmin etmiştir. Belki bu tatminlikten dolayıdır ki yaşça küçük olmasına rağmen çok beğendiği Rakım’ı en az Rakım kadar sevdiği Canan’a daha layık gördüğünü söylemiştir. Bu yolla Canan’la Rakım’ın mutluluğuna büyük katkıda bulunmuştur.
Dadı Kalfa(Fedayi):Yönlendirici özelliği Canan üzerinde ağır basan Fedayi eve ilk geldiği sıralarda toy ve eğitimsiz olan Canan’ın yetişip serpilmesinde büyük etki yapmış, Rakım’ın gözü önünde Canan’ın yeniden doğmasını sağlamıştır. Bunu yaparken de bu iki çocuğu birbirine çok yakıştırdığı için kızın içine Rakım’a karşı aşk tohumunu kendisi serpmiştir. Bu kişinin evde yapılması gereken bazı işlerin ve halledilmesi gereken eksiklerin tamamlanması için Rakım’ı uyarması bakımından da bir yönlendirici tarafı bulunmaktadır.
Doktor Z: Doktor İngiliz kızın Rakım’a karşı duyduğu derin aşk sebebiyle ince hastalığa düştüğü sırada romana girmiştir. Yaptığı ilginç muayene sonunda teşhisi koymuş ve kızın dermanının da Rakım Efendi’de bulunduğunu belirtmiştir. Burada Mister Ziklas’ı kızla Rakım’ın evlenmesi gerektiğine inandırması bakımından yönlendirici bir kimliğe sahiptir.

A.5.Alıcı Kişiler

Can: Bu romanda alıcı kişi olarak en başta Can’ı sayabiliriz. Rakım bu İngiliz kızlara ders vermeye başladıktan ilk zamanlardan beri her ikisini de büyük ölçüde etkilemiştir, ancak bunun farkında değildir. Gerek düzgün bir fizik ve yüz yapısına gerek iyi huy ve ahlaka sahip olması bakımından kızlara kendisini sevdirmiştir. Öyle ki, Can aradan geçen yaklaşık bir sene sonra devasız bir derde tutulmuş, günden güne erimeye başlamıştır. Tabii ki Rakım’ın bu durumdan haberi ancak bu anda oluyor. Ancak anlaşılmaz bir şekilde Can yakalandığı bu amansız hastalıktan kurtuluyor ve tekrar hayata dönüyor. Bu olayda Can’ın rolüne bakacak olursak Can kendi kendini böyle bir derde düşürüyor ve sonunda da akıl almaz zararlar görüyor.
Margrit: İngiliz kızlardan Margrit kardeşi Can kadar etkilenmese de roman içinde Rakım’dan o da etkilenmiş ve hayatından eskisi kadar zevk almamaya başlamıştır. Zira Margrit de babası tarafından bu olaylarda daha fazla zarar görmemesi için İstanbul’dan başka bir yere gönderilmiştir. Kısaca Margrit için de Rakım’la yakınlaşması sonucu onun da olumsuz yönde etkilenen kişilerden olduğunu söyleyebiliriz.
Polini: Bu kişilik romanda para ve zevk düşkünü olan ve varlıklı erkekleri sömüren bir özellikte verilmiştir. Bu kadın alafranga kültürünün tipik bir örneği olarak görünmekle beraber hafiften de meşrep biridir. Roman içerisinde Felatun’a kumar gibi kötü bir alışkanlık karşısında destek olmakta onu teşvik etmektedir. Gece alemlerinde, kumar masalarında Felatun’un serveti tükenince Polini Felatun’u terk etmiş, ancak Rakım’ın tüm uyarılarına rağmen Felatun bu olaydan sonra durumu anlayabilmiştir. Bu özellikleriyle Polini çıkarcı ve şeytan kadın olarak karşımıza çıkmaktadır.

A.6.Yardımcı Kişiler

Mister ve Misters Ziklas: Bu iki kişilik sadece Rakım Efendi’nin iyi özelliklerini dile getirme, okuyucuya sunma, aynı zamanda Felatun Bey’in çirkinliklerini de hatırlatarak bu iki kişilik arasındaki farkın hatırda kalmasını sağlamak amacıyla romanda yer almaktadır. Aslında iyi ile çirkin olanın karşılaştırılmasının yapıldığı romanda gerçekte yazarın düşünceleri olan iyi huy ve erdemlerin savunulması çoğunlukla bu iki kişinin ağzından verilmek istenmiştir. Bu kişilerin romandaki rolleri bundan ibarettir ve yardımcı kişi olarak gözümüze çarpmaktadırlar.

A.7.Dekoratif unsur Durumundaki Kişiler ve Kavramlar

Mihriban Hanım: Roman içerisinde pek bir görevi olmamakla beraber Felatun Bey’in kardeşi olarak ara sıra hatırlanmaktadır. Mihriban Hanım alafranga hayatı seçmiş olan bir aileden gelmiş olmasına rağmen babasının ölümünden sonra Felatun Bey kendisiyle ilgilenmemiş, kendisi de orta halli biriyle evlenerek alaturka hayata mahkûm olmuştur. Bilgisiz ve narin yetiştirildiği için bu evlilikten sonra kocası tarafından bir eğitime tutulmuştur. Kişinin aslına dönmeye mecbur kalmasını göstermesi bakımından romanda önemli bir yere ve role sahiptir.

B. Tipleri Bakımından Kişiler

B.1. Toplumsal Tipler

B.1.1. Kadın Tipleri

B.1.1.1. Orta Halli ve Koruyucu Kadın Tipi

Dadı Kalfa(Fedayi): Bu romanda Fedayi koruyucu kadın tipine en iyi örnek olarak görünmektedir. Rakım Bey’in babası öldükten sonra Rakım’ın annesiyle beraber bu çocuğa annelik yapmış, annesi öldükten sonra da Rakım’a adeta can yoldaşı olmuştur. Kendi çocuğu yerine koyduğu Rakım’ın mürüvvetini görmeyi tam bir anne edasıyla istemiştir. Rakım’ın Canan’ı satın almasından sonra da Canan’ı kızı yerine koymuş ve Rakım’a karşı sergilemiş olduğu koruyuculuk görevini Canan’a da göstermiştir. Romanda almış olduğu isim de bu özelliğine uygunluk göstermektedir.

B.1.1.2. Düşmüş Kadın Tipi

Polini: Bu tipe birebir uymamakla beraber Polini’yi, Felatun Bey’in serveti tükenince onu terk etmesi bakımından bu bahiste yazabiliriz. Polini bir hayat kadını değildir ancak yiyici bir kadın olarak görünmektedir. Onun bu durumu ise Felatun hariç bütün Beyoğlu ahalisi tarafından bilinmektedir ve Rakım tarafından da uyarılmasına rağmen Felatun kendini bu gafletten kurtarmaya bile çalışmamıştır. Bu tipin romandaki bir başka özelliği de erkeği avucunun içine almayı çok iyi beceren bir karaktere sahiptir.

B.1.2. Genç Kız Tipleri

B.1.2.a Duygulu(Onurlu) Genç Kız Tipi

Can: Bu romanda Can kendi içinde yaşadığı fırtınaları dışa vurmayan veya vuramayan, hislerini içine atarak sonunda kendi çöküşünü hazırlayan, ancak ölüm döşeğinde duygularını dışa vurabilen bir tip olarak karşımıza çıkmaktadır. Tüm bu iç fırtınalarına rağmen kalbinde başkası olduğuna inandığı Rakım’ı kendisi gibi feci bir sona mahkum etmemek için reddetmiştir. Anlaşılmaz bir şekilde hayata tekrar döndükten sonra da neredeyse kendi sonuna sebep olacak olan aşkını kalbine gömmeyi başarmıştır.
Margrit: O da kardeşi gibi duygulu bir kişiliğe sahiptir. En az Can kadar Rakım’dan etkilenmiş ve kardeşi hayattan kopmaya başladıktan sonra da onun gibi olmamak için duygularına esir olmadan onları bastırmayı başarmıştır. Fakat İstanbul’dan ayrılırken o da sırrını Rakım’a açmıştır.

B.2. Fırsatçı Tipi

Rakım Efendi: Rakım Efendi genç yaşta olmasına rağmen büyük bir olgunlukla kendi durumunu düzeltmek ve ailesi saydığı iki kişiyi daha rahat yaşatmak için eline geçen fırsatları değerlendirmeyi bilmesi bakımından fırsatçı bir kişiliğe sahiptir.
Felatun Bey: Bu kişi ise romanda fırsatçı özelliğini Rakım Efendi gibi iyiliği ve refahı için kullanmamış, tersine servetini ve şerefini azaltacak yerlerde fırsatçılığını konuşturmuştur. Hele günü birlik ilişkiler bulmakta onun üstüne yoktur.

B.3. Ruhsal Tipler

Felatun Bey: Felatun Bey’in ruhsal yapısı romanda işlenmemekle beraber aslında kendi içinde bir çelişki yaşadığı açık olarak görülmektedir. Asıl bağlı olduğu kültürel yapıyı göz ardı ederek aslında yabancı olduğu bir yaşama kendini dahil etmiş olması bakımından ruhsal ve düşünce yapısında bazı bozukluklar var diyebiliriz.

B.4. Esir Tipler

Canan: Bu romanda dönemin sosyal yapısı hakkında da bilgi alabileceğimiz bu bahiste en iyi örnek olarak Canan’ın adını verebiliriz. Rakım Efendi bu kızı satın aldıktan sonra onu sanki esir değil de evlatlık almış gibi davranmış, sonraları ise onunla evlenmeyi bile gerçekleştirmiştir. Canan da bu kaderine karşı gelmemekte, efendisine ve dadına karşı görevini layıkıyla yerine getirmektedir.
Bunun dışında gerek Ziklas ailesinin gerek Josefino’nun hizmetçileri de roman içerisinde yer yer ortaya çıkmaktadırlar. Onlar da bu kavrama dahil oldukları için bu bahiste söylenebilirler.

IV. ZAMAN

A.Sosyal Zaman

Bu romanda zaman kavramı belirtilmemiş, olayların gerçekleştiği ve kişilerin bulunduğu zaman tam olarak verilmemiş, bu kavramın okuyucunun kendisi tarafından anlaşılması sağlanmaya çalışılmış.
Felatun Bey ile Rakım Efendi adlı romanda olaylar 19. yy.’ın sonları ve 20. yy.’ın başlarında geçtiği anlaşılmaktadır. Bu da Osmanlı Devleti’nin yıkılmaya yüz tuttuğu için aydınların devleti kurtarma çabasına düştüğü, türlü fikirlerin ortaya atıldığı yıllara denk gelmektedir. Bu dönemde Türk aydınlar Avrupa’ya gitmiş, orada gördükleri yenilikleri kendi vatanlarına getirmeye çalışmışlardır. Bu çabalar sonucunda birçok yenilik yapılmış, her alanda iyileştirmeye gidilmiştir. Ancak kültürümüzde görülen aşırı yozlaşma, dilimize giren aşırı fazla yabancı sözcük, batılılaşmayı ve gelişmeyi yanlış anlamayla gelen taklitçilik nedeniyle yenilik hareketleri amacını bulamamıştır.
Romanda da gördüğümüz alafranga kültüre özenti ve kendi benliğine giderek uzaklaşma olgusuna bakacak olursak romanda sosyal zamanın 1870 ve 1880’li yıllar olduğu anlaşılmaktadır. Aynı zamanda Rakım Efendi’nin Fransızca tercümeler yapmasına bakacak tahminimizin doğru olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü Batıdan yapılan çeviriler ilk defa Tanzimat yıllarında yoğun ve sağlıklı olarak yapılmıştır.

B.Ferdi Zaman

Ahmet Mithat Efendi’nin bu eserinde ferdi zaman sosyal zamana göre daha belirgin bir haldedir. Roman kişilerinin yaşadığı olaylar belli bir kronolojik sıraya konmuştur, ancak yazar yer yer geriye dönerek belli bir zamandır unutulan kişiler hakkında bilgi vermiş ve o anda ne halde olduklarını okuyucuya bildirmiştir.
Yazar olayları anlatmaya geriden başlamış, ana kişilerin öz geçmişlerini ve hayatlarını okuyucuya anlatmıştır. İlk iki bölüm Felatun Bey ve Rakım Efendi’nin böylece aile hayatlarının ve geçmişlerinin anlatılmasıyla geçmiştir. Romanın asıl bölümleri ise üçüncü bölümde başlar.
Buna rağmen ikinci bölümde Rakım’ın eğitimine kendi çabasıyla dört yıl faydalı bir şekilde devam ettiği söylenmiştir.
Üçüncü bölümde Rakım İngiliz kızlara derse gitmeye başlar, aynı zamanda da Canan’a ders vermeye başlar. Bir ay sonra Canan Türkçeyi öğrenmedeki başarısıyla İngiliz kızları geçer. Canan Rakım’ın evine geleli üç ay olmuştu ki Canan’ın iyileştiği her geçen gün daha da belli olmakta, güzelleşip serpilmeye başlamıştır.
İngiliz kızlara ders vermeye başlayalı altı ay olmuştu ki kızlar Türkçeyi iyi öğrenmişler, okuyup yazmakla kalmamış ve düzgün cümleler kurmaya başlamışlar, dili yanlışsız kullanmaya başlamışlardır.
Eserde bir ara unutulmuş olan Felatun Bey aradan geçen üç ay içerisinde Polini’nin nasıl biri olduğunu anlamış, paraların suyu çektiğini görünce aklı başına gelmiştir. Artık boş yere yapılan masraflar ona ağır gelmeye başlamıştır. Polini bu arada Felatun’u terk etmiş ve Felatun bu olayları Rakım’a anlatmıştır.
Rakım’ın Canan’ı satın almasının üzerinden bir seneden fazla süre geçmişti ki bu iki genç olayların sonunda evlendiler.
Can’ın ise iyileşmeye başlayıp da ilk olarak ayağa kalkmasının ardından iki buçuk, üç ay kadar geçmişti ki Margrit İskenderiye’den ve Can’ın yavuklusu İzmir’den ve Margrit ile evlenmesi yine bu aralık kararlaştırılan bir yeğeni de Halep’ten gelip kasım üzeri bunların evliliği yapılmıştır ve düğünde Rakım bile oynamıştır.
Bu düğünün üzerinden de altı ay geçmişti ki Canan ile Rakım’ın bir erkek çocukları oldu ve bu mutlu haberle yazar sözlerine son vermektedir.

V. MEKÂN

Geniş Mekânlar

Romanda geniş mekân fazla önem taşımamakta, ancak yaşanılan yerin büyük bir şehir olduğu hemen okuyucu tarafından anlaşılmaktadır. Romandaki geniş mekân Osmanlı’nın dışa açılan penceresi olan İstanbul gibi büyük bir şehirdir.
İstanbul Türk halkı için daima çok önemli bir merkez olmuştur. Türk milleti gerek Anadolu’ya girdikten sonra gerek Osmanlı kurulduktan sonra her zaman İstanbul’a ulaşmaya çalışmıştır. Halk yüzyıllar boyunca oradan yönetilmiş, bütün yenilikleri ilk İstanbul halkı görmüş, orası Türk milletinin adeta vitrini olmuştur.
Romanda da gördüğümüz gibi şehir hayatı çok hareketli verilmeye çalışılmış ve büyük kentlerin mozaik olma özelliği başarılı bir şekilde işlenmiştir. Romandaki İngiliz ailesine, Çerkez esire(CANAN),Rakım’ın Rum dostlarına ve Fransız Josefino’ya bakacak olursak bunu daha iyi anlayabiliriz.

Ana Mekânlar

Bu romanda ana mekânlar sınırlıdır. Romanda ana mekânın sınırlı oluşu, romanın bütününün belli birkaç farklı alanda başlayıp bitmesi, olayların sınırlı bir çevrede gelişmesinden ve kişilerin de az olmasından dolayıdır. Ancak romanın böyle olması kişiler arasındaki ilişkilerin daha açık ve daha ayrıntılı olarak verilmesine zemin hazırlamıştır.
Romanda olaylar en çok Rakım’ın evinde gerçekleşmektedir. Bunun dışında Mister Ziklas’ın evi ve Josefino’nun evi eserde yer almakta ve bazı kısımlarda önemli sayılabilecek olaylar bu mekânlarda geçmektedir. Romanda Rakım’ın evi çok ziyaret edildiği için yazar orayı tasvir etme ihtiyacı duymuştur: Ev bir katlı idi. Zeminde mutfak, kiler, odunluk ve ev altı vardır. Ev üç odalı ve bir salonlu, duvarları kağıtlı ve boyalıdır. Yerlerde güzel halılar döşelidir. Bu özellikleriyle tam bir Türk evi görüntüsündedir.
Bunun dışında fazla ve gereksiz mekân tasvirlerine yer verilmemiştir.

İç Mekânlar

İç mekân romanda olayların çoğunlukla gerçekleştiği yerler olmasına rağmen kişilerin ruh hallerine fazla etki etmediği için tasvire de gerek duyulmamıştır. Bu iç mekânlarda da olaylar belli bölümlerde sınırlı kalmış, genellikle evlerin salonlarında geçmiştir. Sadece birkaç bölümde: Canan’ın bir defa Rakım’ı bir defa da Josefino’yu yatırmak için Rakım’ın odasına girilmiş, yine Rakım’ın evinde İngilizlere verilen davette diğer odalara geçilmiştir.

Dış Mekânlar

Dış mekânlar da eserde sıkça yer bulmuş, ancak bunlar hep Rakım Bey bir yerden bir yere giderken sadece adı geçen yerlerdir. Buralar Beyoğlu, Posta Sokağı, Postabaşı, Tophane, Salıpazarı gibi yerlerdir. Bu yerler devamlı Rakım’ın yol güzergahını belirtmek için anılmıştır.
Ayrıca bir de hep beraber gittikleri Kağıthane’deki kır gezintisi vardır. Bir günlerini burada geçirdikleri için yazar da bu tabiat parçasının o anki durumunu biraz okuyucuya verme ihtiyacı duymuştur.

Mekân-İnsan İlişkisi

Eserde mekânın insan üzerinde herhangi bir etkisi yoktur. Bu yüzden tasvire de çok yer verilmemiştir. Ancak evlerin genel durumunun aile yaşantısına uygunluğu bakımından bazı değerlendirmeler eser içerisinde kişilerin ağzından yapılmıştır. Örneğin Rakım’ın evi tam olarak Türk ev yaşantısına uymaktadır. Bunun yanında Felatun Bey’in babasının kendi evlerini alafranga yaşantısına göre düzenlemesi önemli bir ayrıntıdır.

Mekân-Eşya İlişkisi

Eserde mekân-eşya ilişkisi de kişilerin yaşam biçimlerine göre dikkate alınmış, yaşadığı yerler kültür farklarına göre döşenmiştir. Eşyalar da kişiler üzerinde etki bırakan unsurlar olmadığı için eşyaların ev içindeki dizilişleri, mekânla olan uyumlulukları ve eşya tasvirleri gibi konulara önem verilmemiştir.

VI. BAKIŞ AÇISI VE ANLATICI

A.Anlatıcının Konumu

Felatun Bey ile Rakım Efendi adlı romanda gözlemci anlatıcı (yazar Anlatıcı) tekniği kullanılmıştır. Bu tekniğe göre anlatıcı olaylara görgü tanığı konumundadır ve olaylara belli bir mesafede durur. Yazar gördüklerini ya nesnel olarak anlatır ya da etken bir biçimde olaylara kendi düşüncelerini de katar.
Gözlemci anlatıcı bu romanda da olduğu gibi bazen kendini açıkça belli eder, olayları keserek araya girer ve kendi fikrini söyleyerek okuyucuya kendi tercihini sorar. Diğer taraftan anlatıcı hakim bir konumdadır ve olayların öncesini sonrasını ve o anını bilir. O her zaman her yerde ve her olup biteni bilir, yeri gelince her şeyden haber verir.
Diğer yandan olaylara müdahalesi, kişileri yönlendirmesi, soru sorması ve yanlı tutumuna bakacak olursak yazar anlatma yöntemini kullanmıştır. Esere baktığımız zaman olayların geçmiş zamanda gerçekleştiği ve sonradan anlatıcı yazar tarafından okuyucuya bildirildiği görülür ki bu da anlatma tekniğinin bir özelliğidir.

B.Anlatıcının Tutumu

Ahmet Mithat Efendi’nin bu eseri romantizmin etkisinde yazılmış bir eserdir. Yazarın kendi tasarrufu eserde bayağı etkili bir şekilde kendini göstermektedir ve yazarın yanlı tutumu etkisiyle okuyucu yönlendirilmeye çalışılmaktadır.
Romanda iyi ile kötünün karşılaştırılması yapılmış iyinin yanında kötü olan da açık olarak gözler önüne serilmektedir. Burada yazarın düşünceleri gerçekçi bir tutumla verilmek istenmiş iyinin savunuculuğu yapılmıştır.
Felatun Bey’in yozlaşmış kişiliği ve taklitçiliği eserde yerilmiş, okuyucuya “Kendi özüne sahip çık.” denilerek Rakım Bey övülmüştür.

Yazarla Eseri Arasındaki İlişki

Eser; yazarın, kalemine ne derece hakim biri olduğu konusunda bir kanıt niteliğindedir. Düşüncelerini halka ifade etmek için bir araç olarak kullandığı romanı eğitici bir unsur olarak görmüştür.
Anlatma tekniğini kullandığı bu eserinde yazar, halka sunmak istediği düşüncelerini Rakım Bey’in ağzından vermiştir. Bu duruma bakacak olursak yazar bu romanda bir nevi kendini anlatmıştır. Belki de bundan dolayı olayların geçmişini ve geleceğini bilmektedir ve hakim bir bakışla esere dahil durumdadır.

C.Anlatım Açısı

Yazar eserinde bir fikrin savunmasını yaptığı için kişilerden ve anlatım biçiminden ziyade olayları öne çıkarmaya çalışmıştır. Kişiler arasındaki etkileşim, kişilerin iyi ve kötü tarafları çerçevesinde doğru ve yanlış olanın değerlendirmesi, kişilerin birbirini yönlendirmesi gibi unsurlar eserde yazarın istediği şekilde kullanılmıştır.
Esere farklı kişilerin gözüyle baktığımız zaman olayları bazen dıştan içe bazen de içten dışa olarak gözlemleriz. Bu bakımdan eserin başkahramanlarından Rakım Efendi yeri geldiğinde yönlendirici yeri geldiğinde yönlendirilen kişi olabilmektedir.
Eserde aslında içten dışa dönük anlatım fazla yer almamaktadır, ancak gerçekte yazarın düşünceleri olan Rakım’ın Felatun hakkındaki düşünceleri ve bunun tam tersi Felatun’un Rakım hakkındaki düşünceleri iç konuşmaları şeklinde verilmiştir.

Translate