Search

fikir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fikir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kırık Hayatlar Özet Konu Ana Fikir

27 Aralık 2014 Cumartesi

Halit Ziya Uşaklıgil - Kırık Hayatlar

Konu

Aile arasında yaşanan trajedileri, aile arasında geçen kavgaları ve ailelerin parçalanmalarını anlatmaktadır.

Özet

İstanbul’da iç hastalıkları dalında uzman doktorluk yapan Ömer Behiç ve eşi Vedide Hanım kitabın başkahramanları. Ömer Behiç küçüklüğünde hep ailesinin sözünü dinlemiş, buyruklarından sapmamış ve itaatkar bir evlat olarak yetişmiştir. Ama meslek seçiminde ailesini dinlememiş ve kendi emelleri doğrultusunda hareket etmiştir. Babası onun Dahiliye ya da Maliye’de çalışmasını istemiştir ama o, onlara doktor olacağını söyler, bu fikri ailesine açtığı zaman yanında eniştesi de vardır. Eniştesi de zamanında meslek seçimi konusunda ailesinden baskı gördüğü için bu olayda Ömer Behiç'e sahip çıkar. Ömer Behiç kendisini, ailesinin haberi olmadan Mülkiye Tıp Fakültesine kaydını yaptırır. Arkadaşları İstanbul’un çeşitli semtlerinde kendilerini eğlendirirken, Ömer Behiç arkadaşlarına eşlik etmeyerek her boş anını değerlendirir. Lakin arkadaşları arasından, Bekir Servet Bey onunla hep dalga geçerek onu ikna eder ve onu da bazen eğlencelere iştirak etmesini sağlar. Fakat Ömer Behiç bu olaylardan sonra hep pişman olur ve derslerine daha da sıkı çalışır. Dolayısıyla okulunu birinci olarak bitirir. Bu durum hiç kimse tarafından olağan karşılanmamıştır. Herkes zaten böyle bir şey olmasını beklemektedir. Okulunu birincilikle bitirdiği için Ömer Behiç’i, Avrupa’da okuması için devlet tarafından gönderilir. Orada da başarılar edinir. Burada okuduğu sırada anne ve babasını yitirir. Bu olay onu çok derinden etkilemiştir. Onların yanında olamadığı için bir an okuduğu için kendi kendine feryatlar eder. Aradan zaman geçtikten sonra İstanbul'a geri döner. Adeta kendini yeni doğmuş bir bebek gibi hissetmektedir. Bundan sonra hayallerini gerçekleştirme arzusu doğmuştur içinde. İlk olarak kendine bir muayenehane açacaktır, ardından bir eş bulup daha sonra rüyalarındaki evi yaptıracaktır.
İlk hayali olan muayenehanesini açar. Zamanla çevresi gelişmeye, insanlar tarafından tanınır bir insan olmaya başlar. Daha sonra Vedide ile karşılaşır. Yıldırım aşkıyla ona tutulur. Onu, ailesinden istemeye gider. Evde Vedide Hanım çok utangaç davranınca dadısından şaka ile karışık fırça yer. Dadısı ona evde kalacağını ve güler yüzlü olmasını ister. Sonunda evlenebilirler ve sekiz yıl sonra iki tane çocukları olmuş olur. Çocuklarının adları Selma ile Leyla. Bir kaç yıl sonra evini de yaptırır. Tabi evi hep hayalindeki gibi inşa ettirmiştir. Evi Vedide’den gizli gizli yapmaya çalışır ama kendini tutamaz ve evin her ince ayrıntısına kadar anlatır. Birkaç ay sonra eve taşınırlar evleri artık onların üçüncü evlatları olmuştur. Ev artık bu mutlu aileye yeni bir renk katmıştır. Bir gün evin penceresinden Kağıthane çıkışı oluşan kalabalığı izlerler. Bu kalabalık onları bir heyecana sürüklemiştir. Daha sonra o kadar çok kalabalıklaşmıştır ki insanların yüzü anlaşılmayacak dereceye varmıştır. Daha sonra Vedide bir faytonun içinde iki güzel hanımı görür. O kadar çok renkli giyinmişlerdir ki hemen dikkatini çekmiştir. Onların kim olduğunu Ömer Behiç'e sorar. Ömer Behiç, ona Veli Bey’in kızları olduğunu söyler. Adları Nebile ile Neyyir. İşte bu kızlardan biri bu mutlu aile tablosuna bir leke gibi karışacaktır. Bir gün Veli Beyin eşi hastalanır. Dolayısıyla Ömer Behiç’i tedavi etmesi için çağırırlar. Tabi haberi getiren eski dostu Bekir Servet Beydir. Bekir Servet de Nebile’den hoşlanmaktadır. Bu yüzden hep bu ailenin yanına sık sık uğramaktadır. O da doktor olduğu için Veli Beyin eşini daha önce tedavi etmiştir. Veli Beyin kızları bir de Ömer Behiç Beyin muayene etmesini istemiştirler. Bu istek özellikle Neyyir’den gelmiştir. Çünkü Neyyir daha önce Ömer Behiç’i bir yerde görüp ona bir sevgi biriktirmeye başlamıştır. Tabi Ömer Behiç böyle ilişkileri hiç sevmez ve hep karşı çıkmaktaydı. Ama aralarında başlayan muhabbetten dolayı Ömer Behiç de ona karşı bazı hisler hissetmeye başlar. Ömer Behiç artık ona aşık olmaya başlar ve hep onun yanına gitmek için fırsatlar kollar. Artık evlere geç gelmeler, aileden uzaklaşmalar başlar. Bu durumu anlayan Vedide'nin kulağına dedikodular gelmeye başla. Ömer Behiç ile arası gün geçtikçe soğumaya başlar. Zamanla Ömer Behiç bu yaptıklarından dolayı kendine kızmaya başlar böyle bir şeyi kendisinin yapamayacağını söyler. Yaptıklarından artık pişman olmaya başlar ve Neyyir’den ayrılmaya karar verir. Ama bir türlü bunu yapamaz. Bu olayların üzerine kızı Leyle da ağır hastalanınca artık buna dayanamaz. Bu hastalığın, kendisinin yapmış olduğu ihanetten dolayı ortaya çıkan bir lanet olduğunu düşünür. Kızı menenjit hastalığına yakalanmıştır. Bütün aileyi bir yas tutmuş ve soğuk olan ortam hepten gergin olmaya başlamıştır. Birkaç hafta sonra kızını kaybeder. Bu olay bütün aileyi derinden etkilemiştir. Ömer Behiç uzun uğraşlar sonucu kendini Vedide’ye zor affettirebilmiştir. Daha sonra böyle bir ihanet yapmamak şartıyla tekrar barışarak eskisi gibi olmayan hayatlarına devam ederler.

Ana Fikri

Zamanımız da bile devam etmekte olan aile içi ihanetlerin, her zaman sonunda pişmanlık verdiği bir durum aldığını gösterir.

Kırık Hayatlar Kısa Özet Konu Ana Fikir Karakterler

Halit Ziya Uşaklıgil - Kırık Hayatlar

Konu

Ekonomik rahatlığa kavuştuktan sonra eşi ve iki çocuğuyla yeni bir çevreye girip bu arada bir sosyete yosmasına tutulan genç bir doktorun öyküsü. 

Ana Fikir


Yazar bu romanla okuyucuya; aile bireylerinin karşılıklı saygı ve sevgi içinde bulunmaları gerektiğini, bunun sonucu olarak da Türk toplumunun istenilen seviyeye geleceğini ana fikir olarak yansıtmaktadır. 

Karakterler


Ömer Behiç: İç hastalıklar uzmanı Vedide‘nin kocası
Vedide: Ömer Behiç’in karısı
Andelib: Selma ile Leyla’nın dadısı 
Selma ve Leyla: Vedide’nin çocukları 
Sabriye Kadın: Aşçı
Neyyir: Ömer Behiç’le aşk yaşayan genç kız

Özet


Ömer Behiç ve Vedide evli iki çocukları olan, mutlu bir hayat yaşayan bir aile kurmuşlardır. Ömer Behiç İç Hastalıklar Uzmanı bir doktur, dürüst birçok zorluklarla karşılaşmış zor şartlarda yetişmiş, acı çekmiş fakat tek isteği diğer insanların acı çekmemesi. Ondaki bu ruh hali onun doktur olmasına vesile olmuştur.
Ömer Behiç daha mutlu bir yuva kurmak için ilk olarak kendi evlerinin olmasını ister ve bunu Vedide ile paylaşır fakat ne zaman bitireceğini söylemez sürpriz yapmak ister. Bu düşünce o denli çekici gelir ki Vedide’ye sonunda bekledikleri olacaktı.
Çevrelerinde birçok, türlü acılar ve elemlerle, türlü gözyaşlarıyla inlemeleriyle kırık hayatlar, çaresiz, hasta; kimi iyilik bulamayacak yaralarla kemirilen, kimi gizli zehirlerle gizli gizli çürüyen hayatlar vardı... Onlar bu kırık hayatların dinç ve canlı mutluluğunu daha belirgin bir duyguyla duyarak, kendilerini düşünen bir haz ile bahtiyarlıklarının en tatlı saatlerini pek hoş bir kevser içercesine yudum yudum, süze süze kendilerinden geçmiş bir mahmurluk içinde yaşıyorlardı.
Evi tamamlar, ailesiyle beraber oraya taşınırlar. Evin kapısına da “Ömer Behiç İç Hastalıklar Uzmanı” diye bir tabela tutturur. Diğer taraftan aile hayatının türlü trajik olaylarını ve kirlerini ortaya sererek geçen halk, birbirlerine dost ve bağlı olmak için o kadar sebepler varken, tersine aralarına aldatma ve hainlik uçurumlarını koyan bütün bu karılar- kocalar Ömer Behiç’in kafasında aşırı bir yaygınlık kazanıyordu. Üzüntü dolu, gamlı gözler önüne serilen, sayılamaz, çokluğunun korkunçluğunu hayalin kapsamı bile alamaz; harap yıpranmış evlerden oluşan, sonsuz bir karanlık ve bozgun 
düzlemi biçiminde uzayıp giden siyah bir tablo çiziyordu.
Ömer Behiç hekimlik kimliğiyle, yalnız hastalarının acılarıyla inleyen, onları acılar çekmekten kurtarmak için insanlık hayatının üstünde bir acıma ve sevecenlik yaşayışı ile yaşayan bir yaratık olurdu. Onu harap eden toplum hayatı idi. Ne zaman sanatının boş zamanları onu toplum hayatının içine sürüklese, öz benliğinde öteki Ömer Behiç ‘in bütün aşk ve sevdasıyla, kimliğin her gözeneğinde ateşten bir kadın gereksinmesi yanan yaratığın belirip gelişmesini sezinlerdi. 
Ve bu kimliği ötekini öyle vahşi bir egemenlik kurarak isteklerine yenik düşürmek, sonunda taşmak isteyen bu çok sağlam sevda emellerine öyle bir kasırga içine atmak isterdi ki, o bu didişmeden hırpalanmış çıkardı. Evliliğine bağlı kalışını kınayarak...
Ömer Behiç daha sonraları nefsinin hakimiyeti altında ‘Neyyir’ diye genç bir kızla ilişki kurarak Vedide’yi aldatmaya başlar. Fakat aklı her zaman ki gibi Vedide’ydi, suçluluk duygusu içinde. Vedide’sini bir elinde Selma’sıyla öteki elinde Leyla’sıyla, varlığında ululaşmış ve kutsal olan ne varsa onların simgesi demek olan bu kadını –acınıp ağlanılan- öteki kadınlara benzetecek, onu da bir tekmeyle yıkılıvermiş bir dünyanın yıkıntı ve kalıntılarının kenarına devirecekti...
Aile bağları gün geçtikçe kopma noktasına doğru yol alıyordu. Ömer Behiç ruhunda bir genişleme, düşüncesinde bir açılma buluyordu. Birdenbire gerçek hayatı döndürülüyormuşçasına, kendi kendisini karşısına alarak yanlış yaptığının farkına vardı. Neyyir ile olan ilişkisinin kapatıp, Vedide’sine geri dönmeğe karar verdi. Vedide kendini yine Leyla’sının odasında Kur’an okumaya vermişti. Ömer Behiç’in yalvarmalarına aldırış etmiyordu. Karşılık vermiyordu. O zaman Ömer Behiç bir eliyle onun namaz örtüsünü çekip açtı. Dudaklarına ta oraya, alıştığı üzere, mutlu zamanlarında her zaman tapınış öpücüklerini alan yere, kulağıyla ensesinin arasına götürdü. Uzun ve birden geçmişin heyecanını bulan bir öpüşle karısını oradan öptü...
Ve öperken, ancak o zaman farkına vardı ki Vedide’nin saçları lüle lüle, takım takım beyaz olmuştu.

Kırık Hayatlar Özet Ana Fikir Konu Karakterler

Halit Ziya Uşaklıgil - Kırık Hayatlar

Konu

Kitaptaki olaylar Osmanlı'nın son döneminde geçmektedir. Osmanlı'nın son döneminde Türk halkında batıya karşı körü körüne bir özenti oluşur. Batıdan alınması gereken teknoloji, ilim, bilim değil de; bizim yaşantımıza ters düşen kültürü taklit edilir. Özellikle İstanbul’da zengin diye nitelendirilen ve kendilerini halktan daha üstün gören bir gurup, kendilerine batıda yapılan çılgın eğlenceleri örnek alıp, hemen her yerde görgüsüzce eğlenmeye çalışıyorlardı. Bu durum özellikle Türk aile yapısına aykırıydı ve bunun sonucu olarak bu tabakada aile bağları iyice zayıflamış hatta kopmuştu. Çirkeflik başını almış gidiyordu. Eşler birbirine sadık kalmıyor, hatta eşini aldatmak,  ailesine bağlı kalmamak bir başarı olarak görülüyordu. Kitap o günün bu acı tablosunu çok güzel bir şekilde anlatıyor.

Özet

Ömer Behiç yıllardır hayalindeki eve nihayet kavuşmuştu. Yatılı okulda okuduğu yıllarda hayal ettiği sıcak yuvasına kavuşmak için çok beklemişti. Bu gün onun en büyük hayaline kavuştuğu gündü.
Ömer Behiç bir doktordur. Ailesi onun siyasal okuyup önemli bir memur olarak devlet dairesinde çalışmasını istiyordu. Böylece onun hayatını kurtaracağını düşünüyorlardı. Fakat o ailesinden gizli olarak tıbbiyenin sınavlarına girer ve kazandığı gün gelir, ailesine haber verir. Bundan sonra ailesi de onun seçimini kabul etmek zorunda kalır. Okulda çok başarılı bir öğrencidir. Geçmişinden gelen eziklikten dolayı pek sosyal bir insan değildir. Arkadaşları onu inek diye nitelendirir. Onu sosyal etkinliklere katılmaya ikna edebilen tek kişi vardır. O da arkadaşlarının tabiri ile ‘Piç Bekir’dir. Okulun son senesinde Ömer Behiç Babasını kaybeder. Okul bittikten sonra Fransa’ya mastır yapmaya gider. Burada iken de annesini kaybeder. Ona artık sahip çıkacak kimse yoktur. Fransa’da fakirlik içinde zorlukla eğitimini devam ettirir. Nihayet Fransa'daki eğitimini bitirip İstanbul'a geri döner. Halası artık onun evlenmesi gerektiğini düşünür ve onun için Vedide'yi istemeye giderler. Ömer Behiç Vedide'yi ilk gördüğü anda ona vurulur. Vedide el değmemiş, ailesi zengin olmasına rağmen İstanbul’un o karmaşık eğlence hayatına dalmamış bir kızdır. Bu tanışmanın sonu evlilikle biter. O şimdi hayallerine karısını da eklemiştir. İşte bu gün sekiz yıllık arkadaşı ile ortak hayalleri gerçekleşmiştir.
Ömer Behiç evinin bir bölümünü de muayenehane olarak da kullanmaktadır. Burada birçok zengin hastalarını tedavi etmesinin yanında da fakir hastaları da ücretsiz tedavi etmektedir. Bu mutlu günlerinde karısı ile birlikte etraflarındaki kötü olayları düşünüp, bu olayların kendi ailelerinin başına gelmemesi için de dua etmektedirler.
Ömer Behiç bir gün yolda eski bir arkadaşına rastlar. Bu doktor arkadaşı İstanbul sosyetesinde çapkınlıkları ile ünlü ve bundan büyük gurur duyan bir şahıstır. Tabii ki bu Piç Bekir’den başkası değildir. Karşılaştıkları günden itibaren Bekir Servet ile sık sık görüşmeye başlarlar. Bekir ona hovardalıklarını anlattıkça Ömer Behiç ona çok acımaktadır. Son zamanlarda Bekir Servet İstanbul’da zenginliği ile ve çapkınlığı ile tanınan bir ailenin uçarı kızı olan Nebile ile aşk yaşamaktadır. Bir gün Bekir Servet, Ömer Behiç'e bir hastasını bakması için daha doğrusu ondan görüş almak için rica eder. Gittikleri ev Nebile'nin evidir. Nebile rahat tavırları ile Ömer Behiç’i oldukça şaşırtmıştır. Bekir Servet ile Nebile onun karşısında Aşk oyunları yapmaktan geri kalmamışlardır. İşleri bitip çıkarken Nebile'nin küçük kardeşi Neyyir ortaya çıkar. Ömer Behiç onu görür görmez içinde fırtınalar kopar, eve geldiğinde hala onu düşünmektedir. Bir süre sonra Neyyir hasta olduğu bahanesi ile Ömer Behiç’i eve çağırır. Kontrol sırasında çok yakınlaşırlar ve Neyyir’in çıplak vücuduna dokunan Ömer Behiç, ona daha da vurulur. Kız ona bir adres verir ve orada buluşmalarında her şeyin daha farklı olacağını söyler. Böylece yasaklı aşk başlar. Bu sırada Bekir Servet Müzzan isimli dul bir kadına aşık olur ve onunla evlenip geçmişine bir sünger çeker. Bu durumda Ömer Behiç yasak aşkını arkadaşı ile dahi paylaşamaz.
Kara bulutlar ailenin başındadır. Ömer Behiç’in iki kızı vardır. Küçük olan kızlarının eski bir hastalığı tekrar başlar. Çocuk günden güne erir ve doktorlar bir çare bulamazlar. Ömer Behiç’in yasak aşk cephesi de kötü geçmektedir. Neyyir zengin biri ile evlenme hazırlıklarına başlar. Fakat ilişkileri hala sürmektedir. Bu kötü olaylar Ömer Behiç’i harap eder. Neyyir’in etkisi ile ailesini hatta hasta kızını ihmal eder. Karısı ise bu yasak aşktan haberdar olmuştur bile. Aynı evde iki yabancı gibidirler. Küçük kızlar kısa bir süre sonra vefat eder. Vedide iyice kendi iç alemine dalar. Tüm gün odasına çekilip, namaz kılıp, Kur’an okumaya başlar. Bu sırada Neyyir de evlenmiş fakat yasak aşkını hala sürdürmek istemektedir. Ömer Behiç onun her teklifini geri çevirir. Neyyir’in son mesajında onu son defa olarak görmek istediği yazmaktadır. Ömer Behiç bunu kabul eder. Fakat onu görünce tekrar bu ilişkinin başlamasından da korkmaktadır. Tam Neyyir’in yalısına giderken karar değiştirip kızının mezarına gider. Yaptığı her şeye pişman olur ve mezarın başında saatlerce ağlar. Acele ile evine geri döner. Hızla Vedide'nin odasına dalar. Vedide her zamanki gibi seccadesinin üstündedir. Çok eskiden olduğu gibi başını melek karısının dizlerine koyup ağlamaya başlar. Vedide ilk önce tepki vermez, daha sonra ise sıcak gözyaşları Ömer Behiç’in yüzüne damlamaya başlar. Karı-koca birbirlerine sarılıp ağlamaya başlarlar. Ömer Behiç bir şeyi daha yeni fark eder. Vedide'nin simsiyah olan lüle lüle saçları çoktan ağarmıştır…

Ana Fikir

Kendi kültürüne sahip çıkmayan, diğer toplumları körü körüne taklit eden toplumlar yozlaşmaya ve mutsuz yaşamaya mahkumdurlar.

Karakterler

Ömer Behiç: Kültürlü, bir şeyler öğrenme arzusu ile yanan, idealist olmayan bir kişidir.
Vedide: Ailesi için her şeyini feda edebilecek kültürlü, iyi yetişmiş bir annedir.
Bekir Servet: Hayatı günü gününe yaşayan, kadınlara gereken değeri vermeyen, çapkın bir İstanbul beyefendisidir.
Neyyir: Minyon tipli, karşısındakini kendine bağlamayı çok iyi başaran, güzel, fakat Türk aile toplumuna aykırı bir yaşantısı olan bir genç kızdır.
Nebile: Kardeşine göre biraz daha şişman olan ve kardeşi kadar etkileyici olmayan, yaşantısı kardeşi gibi olan bir genç kızdır.

Esir Şehrin İnsanları Ayrıntılı Özet Konu Ana Fikir Kahramanlar

6 Aralık 2014 Cumartesi

Esir Şehrin İnsanları - Kemal Tahir

Osmanlı Devleti'nin 1. Dünya Savaşımdan yenik çıkmasından sonraki dönemi anlatan roman Milli Mücadele Yıllarında ve daha sonraki dönemde yaşanan olayları anlatır. İdarenin ve şartların değişmesi üzerine Osmanlı Devletinin elit kesimlerinin yaşadığı siyasi, sosyal ve ekonomik buhran romanın konusunu teşkil eder.
Esir Şehrin İnsanları ilk kez 1952 yılında, Yeni İstanbul gazetesinde, tefrika olarak yayınlanmıştır. Daha sonra 1956 yılında Nurettin Demir takma adıyla kitap halinde basılmıştır.
İstanbul’un işgali sırasında Türklerin tavırlarını anlatır. Bu eserde başlıca üç tip insandan söz edilmiştir. İstanbul Hükümetinin tarafını tutanlar, Kuvayi Milliyeciler ve her şeyi oluruna bırakan vurdumduymaz insanlar.  Romandaki çatışma bu üç tip insanın olaylara bakışından oluşur.  Eser, romanın kahramanı olan Kamil Bey’in şahsında ideal Türk aydınında bulunması gereken özellikleri ortaya koyması ile dikkat çeker.
Eser, Milli Mücadele yıllarındaki Anadolu’da meydana gelen birçok sorunu edebi bir dille kalem almıştır.  Eser “ Esir Şehir Üçlemesi”  olan anılan Esir Şehrin Mahpusu, Yol Ayrımı ve Yorgun Savaşçı nehir romanlarının ilkidir. Kemal Tahir’in bu yılları ele aldığı “nehir roman dizisinin” ilk kitabı olan "Esir Şehrin İnsanları’nda Kemal Tahir, Mütareke Dönemi Osmanlı aydınının ve İstanbul'unun destansı direnişini ve mücadelesini kaleme almıştır. Başkahraman Kamil Bey’in şahsında, aydın bir Türk’e düşen görevler dile getirilir. Eser: “ Kamil Bey’in iç dünyasındaki çatışmalar, benliğini bulmasına zemin hazırlar ve onu yazarın idealize ettiği bir aydın tipine çevirir.”
Kemal Tahir bu eserinde başarılı bir anlatım ve yaklaşım göstermiştir. "Türkiye'yi, Türkleri sahiden tanımak isteyen yerli yabancı herkes Kemal Tahir'i okumak, anlamak zorundadır."
 Roman üç bölümden oluşur ve her bölüm de kendi içinde alt kısımlara ayrılır. Birinci bölüm yedi, ikinci bölüm üç, üçüncü bölüm yedi kısımdan meydana gelir.
Eser MEB tarafından okullar, öğretmenler ve öğrencilere tavsiye edilen 100 Temel eser arasındadır. Eser bir TV kanalında dizi olarak çekilmiş ve böylece sinemaya da uyarlanmıştır.

KONU

Kitabın kahramanı Paşazade Kamil Bey’in, Avrupa’da yaşarken İçine düştüğü ekonomik sıkıntılar nedeniyle ana vatana dönmek zorunda kalması, kimliğini hatırlayıp milli mücadeleye katılması ve sonrasındaki yaşanan olaylar romanının konusunu teşkil etmektedir.

ANAFİKİR

Türk aydını kimliğini kaybetmemeli, her şartta ve fırsatta ülkesini ve vatanının korumak için ölümü dahi göze alabilmeli, her şatta halkını aydınlatmalı ve mücadeleye sevk etmelidir.

Kahramanlar

  • Kamil Bey: Romanın ana kahramanıdır.
  • Nermin Hanım: Kamil Beyin eşidir.
  • Fuat Bey: Kamil Beyin okul arkadaşı ve yakın dostu
  • Ayşe: Küçük yaşına rağmen bir genç kız gibi girişken, hoş sohbet ve bilgili bir kızdır.
  • İhsan Bey: Kamil Bey’in Galatasaray Lise’sinden sınıf arkadaşı
  • Nedime Hanım:  İhsan Bey’in eşidir
  • Ahmet Bey: Kamil Bey’in Galatasaray Lise’sinden sınıf arkadaşı
  • Niyazi Ağabey: Kamil Bey ve arkadaşlarına milli mücadeleye katılmaları için destek veren kişi
  • Ramiz Efendi: Mütareke’den sonra Anadolu’ya yardım etmek için çalışan bir yedek subay
  • Fatma Hanım:  , Ramiz Efendi’nin cesur ve vatansever karısıdır

ÖZET

Kamil Bey Abdülhamid’in vezirlerinden Selim Paşa’nın tek çocuğudur. Genç yaşta babasının mirasına konmuş, hayatını Avrupa’da geçirmiştir. Kamil Bey’in eşi Nermin Hanım da bir Paşa kızıdır. Ancak kumarbaz olan babası öldüğünde borçlarından dolayı malları yağma edilince karşısına çıkan Kamil Bey ile evlenerek hayatını düzene sokmak istemiştir. Kamil Bey, eşi Nermin Hanım ve kızı Ayşe, Batı kültürünü çok iyi bilen buna rağmen öz kültürlerine yabancı ve kayıtsız kalmış oldukça eğitimli kültürlü insanlardır.
1914 Dünya Savaşı başladıktan sonra Osmanlı Devleti, her geçen gün toprak kaybetmektedir. Kamil Bey, karısı Nermin ve kızı Ayşe ile birlikte 1916 yılında İstanbul’a dönmeye karar vermiştir. Dış basında Anadolu’ daki Milli Mücadelenin bir Bolşeviklik hareketi olduğu dile getirilmekteydi. Hatta Mustafa Kemal’ in ve Kuvay-ı Milliyecilerin Bolşevik -  Moskof olduğu yazılıyordu. Savaş yıllarında mülklerini satarak geçinmiş para sıkıntısı çekmektedir. Nermin Hanım’ın halası ve eniştesi onları köşklerinde misafir etmek istemiş, Kamil Bey’de kabul etmişti.  Onları, İstanbul’a getiren vapur Çanakkale’de durunca Kamil Bey İstanbul’un içinde bulunduğu acı durumu anlamış olur. Çanakkale yangın yeri gibi bir haldedir.  Küçük kız çocukları sefalet yüzünden vücutlarını satmak zorunda kalmaktadır ve bulaşıcı hastalıklar her tarafa yayılmıştır. Felakete dayanamayan subaylar ve memurlar intihar etmektedirler. Bu manzara Kamil Bey’i çok sarsmıştı.
Aile Nermin Hanım’ın halası ve eniştesinin gösterişli köşküne misafir olur.  Enişte Bey, işgal kuvvetlerinin ileri gelenleri ile işbirliği içinde olan, Padişaha bağlı, her şeye ticaret gözüyle bakan bir insandır. Kamil Bey’i Kerkük’deki topraklarını İngilizlere satması için ikna etmeye çalışır. Konakta yapılan toplantılar, düzenlenen partiler; katılan politikacı, hariciyeci, ve memurların vurdum duymazlığı Kamil Bey’ i çileden çıkarmaktadır. Kamil Bey, İngiliz subaylarıyla yaptığı konuşmalarda İngilizlerin “ bizi bizden iyi tanıdığını” şaşırarak ve biraz da utanarak gözlemlemiştir. Bunun üzerine Kamil Bey kendi evine taşınmaya karar verir.
Serencebey’deki konakla, Çengelköy’deki yalı yanmış olduğundan Bağlarbaşı’nda bulunan ama uzun yıllardan beri bakımsız kalan köşkü tamir ettirerek orada yaşamayı düşünmektedir. Köşkün tamiri esnasında eski arkadaşı Fuat Bey’le karşılaşır. Fuat Bey,  başına gelen bir felaket bir kadiri dervişi olmuş ve derviş gibi yaşamaya başlamıştır. Fuat Bey’in İtalyan asıllı karısı, çocuğunu da alarak başka birine kaçmıştır.  Fuat Bey, köşkünü tamir ettiren Kâmil Bey’e yardımcı olmaya başlar.  Bu esanda ayrı kaldıkları yıllar hakkında bol bol sohbet etmek ve birbirleri hakkında her şeyi öğrenmek fırsatını da bulurlar.  Kamil Bey, Fuat Bey’ in de yardım etmesiyle köşkü oturabilecek bir duruma getirir.
16 Mart 1920′de İstanbul işgal edilir. Görünüşe bakılırsa polisler, jandarmalar, memurlar kendi hükümetlerine çalışmadıkları halde eskisi gibi görevlerini yapmakta,   çocuklar bağıra çağıra oynamakta, kadınlar komşularına gitmekte, alış-veriş yapılmakta, düğünler yapılıp mevlitler okutulmaktadır. Anadolu da ise Milli Mücadele başlamıştı.  Osmanlı yanlısı olanlar sanki İstanbul’u Kuvayi Milliyeciler işgal etmiş gibi ateş püskürmektedir. Mustafa Kemal’ i, Ankara’yı, Kuvay-ı Milliye’ yi daha sık işitir olmuştu.
Kamil Bey’in Anadolu hakkında hiç bir fikri yoktu.  Mustafa Kemal ile ilgili gelen haberlere de bu yüzden kayıtsız kalmaktadır.  Bazı aydınlar dernekler aracılığıyla Anadolu’ya yardım göndermekte, subaylar gizlice Anadolu’ya kaçmaktadır. Kayıp olan arkadaşlarını sorduğu zaman karşısındakiler “Anadolu’ ya gitti galiba diye fısıldamaktadır. Anadolu’dan gelen haberlere göre Düzce’ de Konya’ da, Yozgat’ ta ayaklanmalar çıkmıştı. Yunanlılar genel saldırıya geçmiştir. Derviş Fuat Bey bile Anadolu’ya gitmişti.
Anadolu ve İstanbul’daki duruma göre halkın bir kısım Hürriyeti-İtilafçı iken bir kısmı Kuvay-ı Milliyeci, bir kısmı da Hükümet yanlısıdır. Hürriyet-İtilafçılar Anadolu’ ya karşıdır ve “ Peyam Sabah “ gazetesini okumaktadır. Onlara göre Anadolu’daki hareket, İttihatçıların işidir. İki buçuk zeybekle yedi tüfek ile yedi düvele karşı koyma macerasına girmişlerdi.
Anadolu harekâtına inananlar ise vatanı kurtarma çabasında olduklarını ifade etmektedirler. Kamil Bey, bazı durumları şaşırarak izliyordu. Polisin, jandarmanın, memurun işgal kuvvetlerine çalıştıklarına inanıyordu. Oysa Kuvay-ı Milliyecilerden birisini tutmaya gelmiş İngiliz polisine yardım eder görünen polis, gece Anadolu’ya geçen kalabalık bir takıma kılavuzluk etmekteydi.
Bu esnada Galatasaray Lisesi’nden arkadaşı Ahmet Bey ile karşılaşır. Ahmet Bey ona okuldan ortak arkadaşları olan İhsan Bey ve eşi Nermin hanımı anlatır. İhsan Bey yedek subay olarak harbe gitmiş, beş kere yaralanmış, esir düşmüş, kurtulup gelince bir dergi çıkartmaya başlamış, Kuvayi Milliye’yi tuttuğu için üzerine işlemediği bir suç atılarak on yıl kürek cezasına çarptırılmıştır. İhsan Bey hapse düşünce dergiyi İhsan Bey’in eşi Nermin Hanım çıkarmaya devam etmektedir. İki arkadaş İhsan Bey’i ziyarete gider. İhsan mahpusa tıkıldığı halde büyük bir iş yapmakta olduğunu belli etmiştir. İhsan Bey bu harbin hiçbir harbe benzemediğini sürekli dile getirmekteydi. İhsan Bey, Ahmet Bey aracılığıyla Kamil Bey’den derginin yayınlanması için yardım isteğinde bulunmuştur.
Ahmet Bey onu Nermin Hanım’ın yanına götürür. Kamil bey ile Nermin Hanımı tanıştırır. Ahmet Bey’in yardımıyla Nedime Hanım’ın çıkardığı Karadayı gazetesinde çalışmaya başlar. Nedime Hanım ve arkadaşları Karadayı gazetesi vasıtasıyla Anadolu ile haberleşmektedir. Nedime Hanımın yürekliliği erkekleri erkekliğinden utandırıyordu. Nedime Hanım, çarşaflı bir bayandır ancak “On altı yıldır giyerim. Bir türlü alışamadım. Yüz yıl da giysem alışamayacağım… Hele şu savaşlar bitsin… İlk işim kadın çarşaflarıyla boğuşmak olacak…” diye konuşuyordu. Gazetedeki işi sayesinde Kamil Bey,  vatanı ve Milli Mücadele ile ilgili meselelerle ilgilenmeye başlamıştı.
Kamil Bey, memleketi n durumunu iyice kavramaya başlamıştı. Niyazi Ağabey ile tanışmış, onun sayesinde Anadolu’ya yardım eden Kuvay-ı Milliyeciler ile de temasa geçmeye başlamıştır. Niyazi Ağabey, seferberliğin her cephesinde çarpışmış, Yunan’a ilk kurşunu atanlar arasındadır. Oğlu, Rum çetelerince öldürülmüş, kızının ırzına geçilmiş, Karısı ise Anadolu’da kaybolmuş bir adamdı.
Kamil Bey, gazetedeki ortamı düzeltmek için evden birçok eşya getirmiştir. Antika bir Buda heykelini satarak elde ettiği parayla gazeteyi güçlendirmeye başlar. Nedime Hanım’ın cesareti ve vatan sevgisinin etkisiyle Kuvayı Milliyeci olur. Nermin Hanım’a olan sevgisi ve saygısı çok yüksektir. Nedime Hanım hamile olduğu halde canla başla çalışmaktadır. Gazete ünlü yazar ve şairlerin memleket meselelerini tartıştıkları bir yer haline gelmişti.
Bir gün Ahmet Bey gazeteye, bin ton cephanenin Anadolu’ya gönderilmek üzere gemiye yüklendiğini, önce 11bin lira istendiğini ancak daha sonra Rozalti isminde birinin fiyatı 50bin liraya çıkardığını, eğer bu para verilemezse halkın parası olan 11bin liranın da yanacağını anlatmıştı. Hiç birinde metelik yoktu. Kamil Bey nakliye şirketinin direktörü ile Enişte Bey’in evinde tanışmıştı.  Ve onunla görüşmeye gitti. Kamil durumu açıkça anlattı. Direktör, taşıma ücretinin 11bin lira olduğunu aradaki farkın Rozalti tarafından istenmiş olabileceğini tahmin ederek onlara yardımcı oldu.  Gemi sefere çıktıktan sonra Rozalti’nin işine son verilmişti.
Bir gün Niyazi gazeteye gelerek acilen Nedime ile görüşmesi gerektiğini söyledi. Kamil, Nedime’nin hasta olduğunu, ne gerekiyorsa kendisinin yapacağını söyledi. Niyazi çok önemli evrakların Karadeniz postası yapan Gülcemal vapuruna teslim edilmesi gerektiğini;  Ahmet’in bir gece evvel tutuklandığını, evrakların ise Nedime Hanım’da olduğunu söylemişti. Kamil Bey, Nedime’nin adada yakınlarının yanında olduğunu ve ancak kendisinin ona ulaşabileceğini söyledi. Niyazi detayları açıklamak zorunda kalmış,  Kamil ise Nedime’nin evine ulaşarak durumu anlatmıştı. Nedime evrakları vapura kendisi teslim etmek istediğini söyledi.  Kamil bu önemli belgelerle dolu kuru üzüm sandığını Tophane rıhtımında, Gülcemal vapurunun kahvecisi Ramiz Efendi’ye verirken suçüstü yakalanmıştı.  Bu belgeler, düşman güçlerinin saldırı planlarıydı.
Sorgulama esnasında bir paşa oğlu olduğu için ona iyi davranılmıştı. Tüm suçlamaları inkâr etmiş, belgeleri bilmediğini, Ramiz’i de tanımadığını söylemişti. Sorgulamayı yapan Yüzbaşı, Nedime Hanım’ın elebaşı olduğunu bildiklerini, kendisini takip ettiklerini, itiraf ederse babasının hatırı için kendisini affedeceklerini söylese de Kamil Bey bunu kabul etmedi. Yüzbaşı arkadaşlarından birinin Nedime Hanım hakkında tüm bilgiyi verdiğini, Ararat vapurunda kaçırılan cephane işi içinde onun sorumlu olduğunu bildiklerini söyledi.
Kamil Bey cephaneyi bilmediğini,   hastane malzemesi yüklü sandıklar için Fransız direktöre kendisinin aracı olduğunu, Nedime Hanım’ın bu işte bir suçu olmadığını söyledi. Yüzbaşı Nedime’nin özellikle rahatsızlanarak adaya gittiğini evrakları teslim etmesi için Kamil’i kullandığını söyledi. Bunları ispatlamak için bir şahitleri olduğunu da belirtti. Her şeye rağmen Kamil, inkâra ederek Şahitle yüzleştirilmesini istedi. Askerler şahidi getirdiler. Şahit ise yakalanan Ahmet Bey’di. Ahmet işkencelere maruz kalmış, Yüzbaşının söylediği her şeyi kabul etmişti.
Ahmet Bey, bütün suçun Nedime Hanım da olduğunu söylüyordu. Kamil ise bu suçlamaları reddederek, bu adam Nedime’ye âşıktır, kendisi tutuklanınca kıskançlıktan bunları uyduruyor diye itiraz etmişti. Ahmet, bunu da kabul etmiş ve o akşam hapiste intihar ederek canına kıymıştı. Kamil Nedime’nin adaya gitme hikâyesini sadece Niyazi’ye söylemişti. Bu yüzden asıl İhbarcının Niyazi olduğunu biliyordu.
Kamil,  Ramiz Efendi ile karısı Fatma’nın vatanseverliğinden,  Anadolu’ya yardım etmek için gösterdikleri çabadan çok etkilenmişti. Nermin, Enişte Bey ve ailenin diğer üyeleri Kamil Bey’in tutuklandığını duyunca büyük bir şaşkınlık yaşamış yardım etmek için ellerinden geleni yapmışlardı.
İstanbul Hükümeti tarafından kendisine Roma Elçiliği’nde başkâtiplik, mahkemeye çıkarılmadan yurt dışına gönderilmesi teklif edildiği halde Nedime Hanım’ı korumaya devam edip aleyhinde şahitlik yapmamıştı. Ramiz’e Kamil aleyhinde ifade vermesi için baskılar yapıldı ama o da oralı olmamıştı. Kamil Bey, Milli Mücadeleye destek veren bir kadını ele vermenin büyük bir alçaklık olacağını düşünmüş ve kararından vaz geçmemişti.
Bu arada İnönü Zaferi’nin haberi İstanbul’a ulaşmıştı. Ramiz de Mahkemede beraat etmiş, Kamil Bey, yedi yıl kürek cezasına mahkûm olmuştu. Ramiz Efendi, Kamil Bey’in elini öptü ve “Yalnızca sizin elinizi öpmedim, bütün kahramanların ellerini öptüm. İnönü’de ölenlerin, sakat kalanların, mahpus yatanların. İşin sonuna geldik, buradaki misafirliğiniz çok çok birkaç ay sürer, ben Anadolu’ya geçsem de Fatma Hanım mutlaka size gelir, ömrümün sonuna kadar minnetle hatırlayacağım.” dedi.

Suç ve Ceza Ana Fikir Karakter Analizleri

22 Mayıs 2014 Perşembe

Suç ve Ceza - Dostoyevski

Dostoyevski Eseri

Suç ve Ceza romanı bildiğiniz gibi ünlü romancı Dostoyevski’nin dünyaca ünlü eseri.
Romanın özeti diğer bölümde eklenmiştir, bu yazıda ana fikir ve kahramanlar üzerinde durulacaktır.

Suç ve Ceza Kitabının Ana Fikri

İnsan her türlü zorluğa dayanırken; eşitsizliklere başkaldıran, haksızlıkla uzlaşmayan ahlaklı bir varlık olmalıdır.

Suç ve Ceza Romanının Kahramanlarının Analizi

Raskolnikov: Romanın başkahramanı. St. Petersburg’a memleketinden üniversite okumak için gelse de ekonomik durumlarının olumsuzluğu ve çevresi onu okumak bir yana kendini her açıdan daha kötüye götüren bir durum içinde bulundurur. Çok güçlü bir karakter ortaya koyamaz ve iç çelişkileri çok fazladır. Yaptığından dolayı pişmanlık duyar ve kendini kirli hisseder. Diğer insanların hep onu izlediğini zannederek kendini tam bir kaosun içine atar.Hastalığı yaşadığı bunalımla daha da artar ve insanlara karşı ters olmaya başlar hatta onu ziyarete gelen anne ve kız kardeşine bile. İnsanları tersler ve hep karşıdakinin işlediği suçu ima ederek bir şeyler söylediğini zannetse de bu kendi kuruntusundan başka bir şey değildir.
Razumikin: Raskolnikovun en yakın arkadaşıdır. Ona yardım etmek için elinden gelen her şeyi yapmaya hazırdır. Ona doktor bulur, kalacak yer ayarlar ve sırlarını paylaşır.(En büyüğünü bilmese de) Her zaman onu destekler. Karakter olarak olumlu özellikleri çoktur ve insanlara ön yargılı yaklaşmaz ve Raskolnikov’un da öyle olmasını sağlar. Tanımadığı insanlara da hoşgörüyle yaklaşabilen bir kişiliği vardır.
Zozimov: Raskolnikov’un doktoru ve yakın arakadaşıdır. Çoğu zaman Raskolnikov tarafından terslense de ona bakmak ve onunla ilgilenmek ister.
Avdotya Romanovna: Raskolnikov’un kız kardeşidir. Romanın sonuna doğru onu ziyarete annesiyle gelir ve hastalığından dolayı üzüntü içindedir. Ayrıca Raskolnikov’un sevmediği Pyotr Petroviç ile nişanlıdır fakat Raskolnikov evlenmelerini istememektedir çünkü kız kardeşini zegin bir koca için kendini feda ettiğini düşünmektedir.
Pulheriya Aleksandrovna(Dunya): Raskolnikov’un annesidir. O da kızıyla birlikte romanın sonlarına doğru ziyarete gelir. Daha önce hep mektuplaşmışlardır ve Raslkolnikov’un hasta olduğunu öğrendikten sonra hemen gelmişlerdir.
Marmeladov: Raskolnikov’un meyhanede tanıştığı, üç çocuk babası alkolik bir insandır. Romanın başında ortaya çıkmış ve Raskolnikovla dertleşmişlerdir. Fakat karısı kocasının bu durumundan oldukça hoşnutsuzdur. Ayrıca adamın evi terk etmiş, pavyonlarda çalışan bir de kızı vardır üç çocuğu haricinde. Fakat Marmeladov sonlara doğru ölür ve Raskolnikov yufka yüreğiyle Razumihin’in verdiği yirmi beş rublenin tamamını adamın ailesine verir.
Katerina İvanovna: Marmeladov’un karısıdır. Kocası öldükten sonra üç çocuğu ile ortada kalmıştır.
Pyotr Petroviç(Luzhin): Raskolnikov’un sevmediği fakat kızkardeşinin evlenmek üzere olduğu zengin adamdır. Her ne kadar Raskolnikov onu sevmesede Porfiriy’nin de onu sevmediği kesindir.
Nastasya: Raskolnikov’un bakıcısıdır. Her sabah kahvaltısını getiren ve ona acıyan bir kızdır. Oldukça iyi niyetlidir ve her zaman onun yanındadır.

Handan Konu Ana Fikir Hakkında Kısa Özet

Handan - Halide Edip Adıvar

Handan Romanının Yazarı Kimdir?

Halide Edip Adıvar’ın eseri olan Handan, mektuplardan oluşmuş bir romandır.

Handan Romanının Konusu Nedir?

Yaşanan bir aşk çerçevesinde İstibdat Döneminin bütün ayrıntıları, halkın ve ülkenin durumu, toplumsal olaylar anlatılmaktadır.

Handan Romanının Özeti:

Refik Cemal evlenmek üzeredir. İstediği kızı yaşadığı mahallenin o döneme göre aykırı gözüken fertlerinden olan dört kız kardeşten biridir. Daha doğrusu Refik Cemal’in evleneceği kız diğerlerinin kuzenidir. Refik Cemal biraz heyecanlı ve de çekingen olarak bu işe kalkışmış ve babasını Neriman’ı istetmeye yollamış. Neriman onun fotoğrafını görünce hemen evlenmeyi kabul etmiştir. Refik Cemal bir akşam Neriman’la tanışmak için yemeğine gitmiş. Refik Cemal Neriman’ı görünce ona vurulmuş işte hayatımın kadını bu diye düşünmüştür. Yemekte Cemal Bey ile koyu sohbete dalmışlardı. Fakat maada boş bir sandalye Refik Cemal’in dikkatini çekmiştir. Tam soracağı sırada Neriman çok kutsal birinden bahsedermiş gibi keşke Handan’da burada olsa diye iç geçirmişti. Cemal beyde Handan’dan bahsetmeye başladı. Handan’ın çok zeki, öğrenmek için çok azimli, çok kültürlü ve çok güzel olduğundan bahsetmişti. Refik Cemal Handan’ın çok özel bir yeri olduğunu anlamıştı.
Refik Cemal bir an önce düğün hazırlıklarına başlamak istediğini bildirince Cemal Bey bunu hemen kabul etmiş ve düğün hazırlıklarına başlanmıştır. Tüm bu işler devam ederken Neriman Avrupa’da bulunan Handan’a danışmaktadır. Bu durum Refik Cemal’i biraz kızdırıyor olsa da pek sesini çıkarmamıştır. Çünkü Handan’ın beğendiği ev eşyaları, Neriman’a beğendiği kıyafetler gerçekten onun da hoşuna gitmişti. Nihayet düğün günü gelir çatar. Refik Cemal rüyalarını süsleyen meleği Neriman’a kavuşur. Aradan bir yıl geçer. Neriman hamile kalır. Fakat tam bu sırada Abdülhamit’in hafiyeleri Refik Cemal’in peşine takılır. Çünkü Refik Cemal kendini geliştirmiş gerçek bir Türk aydınıdır ve istibdat dönemi bunu kabul etmemektedir. Refik Cemal sürgüne gitmektense kendi isteğiyle Londra’ya tayinini ister ve yaptırır. Tam bunu eşine söyleyeceği zaman Refik Cemal ve Server’in ortak arkadaşı olan ve Abdülhamit’in hiç sevmediği ateşli bir Türk aydını olan Nazım'ın amcası köşke gelmiştir. Bu arada Nazım bir süre önce tutuklanmış ve hapishanede intihar etmiştir. O akşam Neriman’da bir tuhaflık vardır. Ağlamaktan gözleri şişmiştir. Refik Cemal sorduğunda Nazım için ağladığını söylemiştir. Kıskançlık Refik Cemal’i farklı şeyler düşünmeye itmiş ve ilk defa Neriman’a kötü davranarak onu konuşturmaya çalışmıştır. Neriman kendisinin Nazım ile bir ilişkisinin olmadığını söylemiş fakat bu konuyu şimdi anlatamayacağını söylemiştir. Bu olaydan sonra Refik Cemal, Handan ve Nazımla ilgili konuyu hiç açmamıştır. Refik Cemal Londra’ya giderek işe başlar. Neriman’da Handan ile Nazım’ın ilişkisini anlatmaya karar verir ve Handan’ın tüm mektuplarını Refik Cemal’e göndermeye başlar. Bu arada Refik Cemal bir kilisede Handan ile karşılaşır ve Handan onu otele davet eder. Handan onu çok iyi karşılar fakat eşi Hüsnü Paşa aynı şekilde davranmaz. Zaten Hüsnü Paşa çok ters bir insandır.
Gelelim Handanla Nazım’ın hikayesine. Handan 13-14 yaşlarında iken kendini çok geliştirmiş ve artık yaşlı insanlarla muhatap olarak düzeydedir. Nazım’ın amcası da bunlardan biridir ve Nazım’ın Handan’a ters vermesini ister. Bir süre sonra Nazım ders vermeye başlar. Bu dönemde birbirlerine iyice aşık olurlar. Fakat Nazım Handan’a aşkını direkt söyleyemez ve ona sen bana ideallerime ulaşırken yardımcı olacak bir eşsin diye ona aşkını anlatmaya başlar. Handan buna çok sinirlenir ve Nazım’ın evlenme  teklifini reddeder. Bu olaydan kısa bir süre sonrada Handan Hüsnü Paşa diye biriyle evlenir. Bu acı olaya dayanamayan Nazım Handan’a bir mektup yazar ve intihar eder. REFİK cemal bunları Neriman ve  Handan’ın mektuplarından öğrenir. Bu yüzden Handan’dan hoşlanmamaktadır. Ama Handanla sohbet etmekten çok hoşlanmaktadır. Refik Cemal Londra’ya gittikten sonra eşini de yanına alır. Handan’da sık sık onlara gitmeye başlar. Bu arada Hüsnü Paşayla Handan ayrılmış ve Handan bunalıma girerek hafızasını kaybetmiştir.
Refik Cemal Handan’ın bakımını üstlenir ve beraber Sicilya’ya giderler. Orada birbirlerine aşık olurlar. Bir ay sonra Handan iyileşir. Fakat Handan Neriman’a ihanet ettiği için çok üzülmektedir. Bu üzüntüden dolayı tekrar hastalanır ve vefat eder. Refik Cemalle aralarındaki aşk dedikodu olarak kalır. Kimileri Handan’a kızar ve ölümüne sevinir, kimileri de onun çektiği acılardan dolayı ona acırlar.

Handan Romanının Ana Fikri:

Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli. Çünkü insanın başına nelerin geleceğini kimse bilemez.

Handan  Hakkında:

Handan, Halide Edip Adıvar’ın güzel romanlarından biridir. Hayatın içinden konulara yer veren, etkili bir anlatımı olan faydalı bir kitaptır. Kadın psikolojisini, kadınların yaşadıklarını çok başarılı bir şekilde yansıtan Halide Edip Türk edebiyatının başarılı kadın yazarlarındandır.

Handan Konu Ana Fikir Şahıslar Olaylar Yazar Kısa Özet

Handan - Halide Edip Adıvar

KİTABIN KONUSU

20. yüzyıl başında İstanbul’da yaşayan bir ailenin çok değerli, akıllı, sevimli bir kızının çileli hayatı ve onun çevresindeki insanların ondan etkilenip birbirine yazdıkları mektupları içeren bir kitap.

KİTABIN ÖZETİ

Refik Cemal, Cemal Bey’in baldızı Neriman ile evlenecektir. Neriman Cemal Bey’in kızlarıyla yaşıttır ve onlarla büyümüş, alafranga bir çocukluk geçirmiştir.
Ailenin ayrıca Handan adında bir kızı vardır. Herkesin gözbebeği olan Handan, insanları çok çabuk etkileyebilen, kendisini sevdiren bir kızdır. Neriman’la kardeş gibi olan Handan, Nerman’ı küçüklüğünden beri yetiştirmiş, onu benliği altına almış gibi etkilemiştir. Neriman onun uğruna herşeyini verecek, ölümü bile göze alabilecek durumdadır.
Evlilik zamanı Handan, kocası Hüsnü Paşa ile birlikte Paris’te yaşamaktadır. Handan, gençliğinde Nazım adlı birisini sever ama Nazım sosyalist birisidir. Onun ideallerini ve amaçlarını kendisinden üstün tutup daha çok seveceğini düşünen Handan, Nazım’ın evlenme teklifini reddeder ve Hüsnü Paşa ile evlenir. Nazım bu olay üzerine kendini asar ve sorumlusu olarak Handan’ı gösteren bir mektup bırakır. Handan, bu olaydan dolayı kendini hiç affetmez ve Hüsnü Paşa ile olan evliliği hep sorunlu gider. Zaten Hüsnü Paşa’da onu sadece birkadın olarak sevmekte, sık sık metres bulup değiştirmektedir. Ayrıca bunları Handan’a rahatça söyleyebilmekte ve onların ne kadar güzel olduklarını anlatabilmektedir. Herkes tarafından ölürcesine sevilen Handan, önceleri buna dayanır. Hayatını sevmediği Hüsnü Paşaya adar. Onunla olan sorunlarını kapatmaya çalışır ve evliliğini sürdürmek için elinden geleni yapar. Fakat bu çabası onun gençliğini alır. Sonunda üç aydır ondan ayrı yaşayan Hüsnü Paşanın gönderdiği ağır ithamlarla dolu olan mektubu okuyunca beyninden gelen bir sorunla hasta olur. Hafızasını kaybetmiş, eskiden kalan hiçbirşeyi hatırlayamaz olmuştur. Ona hastalığı boyunca çok sevdiği Neriman ve kocası Refik Cemal bakar. Hüsnü Paşa ise yurt dışında metresleri ile eğlenmektedir. Bu olay onu pek ilgilendirmez. Neriman hamile olduğu için Refik Cemal onunla kalır ve Handan iki üç ay İtalya’da konsultasyonlara tabii kalır. Yanında sadece Refik Cemal ve bir hastabakıcı kalır. Handan, bu süre zarfında Refik Cemal’e aşık olmuştur. Ayrıca Refik Cemal’de ona delicesine severek vurulmuştur. Ancak evli olduğu ve karısını da çok sevdiği için ızdırap duyar, kendisini yer bitirir. Bir süre sonra Handan’ın hafızası yavaş yavaş yerine gelir. Canından çok sevdiği Neriman’ın kocasına, Refik’e aşık olduğunu anlayınca üzüntüsünden vefat eder.

KİTABIN ANA FİKRİ

İnsanların ne olduğu değil, seni sevip sevmediği onemlidir. Eğer ki seni seveni seviyorsan ona karşılık ver ve mutlu ol. Ama sadece düşüncelerinden dolayı seni seveni reddedersen ve seni sevmeyene gidersen çok acı çekeceğin kaçınılmaz bir durum olur.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

HANDAN : Çok akıllı,güzel,okumayı seven,insanları kolayca etkileyebilen,alafranga bir hayat yaşamış,sabırlı ve duygusal bir insandır.
REFİK CEMAL: Kültürlü,utangaç ,karısını çok seven birisidir. Ama sonradan Handan’a aşık olmuştur.
NERİMAN : Güzel,vefalı,çok kültürü olmayan,Handan’ı çok seven ve sadakatli,kitap okumayı sevmeyen birisidir.
HÜSNÜ PAŞA : Kadınları ve karısını dahi sadece eğlence malzemesi olarak gören, çapkın zengin, kinci bir kişiliğe sahiptir.

KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER

Kitabın dili çok akıcı olmayıp, duygusallıktan hoşlanan kişilere yönelik olabilir. İnsanlar arası ilişkileri çok iyi anlatan bir kitaptır.

KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ

Halide Edip ADIVAR; meşrutiyet ve cumhuriyet yıllarının tanınmış edebiyatçılarındandır. 1882’de İstanbul’da doğmuştur. Amerikan Kız Lisesi’ni bitiren ilk Türk kızıdır.1901’de liseyi bitirince pozitif bilimleri dersi hocası olan Salih Zeki ile evlenmiştir. İlk romanı Heyula’yı 1908’de neşreder. Salih Zeki’nin ikinci defe evlenmesi üzerine ondan ayrılır. Mütareke yıllarında Anadolu’ya geçerek yeni kocası Dr. Adnan ADIVARla Atatürk’e yardım ederler. Bu yıllardaki gözlemleri birçok eserinin temelini oluşturur. Yurt dışında 15 sene geçirdikten sonra İstanbul’a dönen Halide Edip, 1950-1954 yılları arası İzmir milletvekili olarak TBMM’ye girmiş, 9 Ocak 1964’te İstanbul’da vefat etmiştir.
ESERLERİ: Heyula(1909), Raik’in Annesi (1908), Yeni Turan (1912), Ateşten Gömlek (1922), Vurun Kahpeye (1923), Sinekli Bakkal (1935), Tatarcık (1938), Sonsuz Panayır (1946), Dağa Çıkan Kurt (1922), Türk ‘ün Ateşle İmtihanı (1959)…

Handan Konu Ana Fikir Şahıslar Olaylar Yazar Ayrıntılı Özet

Handan - Halide Edip Adıvar

Kitabın Adı: HANDAN

Kitabın Yazarı: HALİDE EDİP ADIVAR

1. KİTABIN KONUSU: 

Roman; alafranga kültürle yetişmiş olan Handan’la, Handan'ın teyzesinin kızıyla evli ve iki çocuk babası Refik Cemal’in kısa sürelik “yasak aşkını” anlatıyor.

2. ROMANIN ÖZETİ: 

Refik Cemal, Cemal Bey’in baldızının kızı Neriman'la tanışırlar. Bu ilk tanışma devrelerinde, Neriman Refik Cemal’e sık sık Handan ismini telaffuz etmektedir. Handan ve Neriman teyze kızlarıdır. Neriman Handandan bahsedrken kültürlü,bilgili ve güzel gibi hep iyi sıfatlar kullanır; ancak Handan kocasıyla birlikte yurt dışında olduğundan, Refik Cemal Onu cismen tanıma fırsatı bulamaz.
Refik Cemal uzunca bir aradan sonra arkadaşı Server’e yazdığı mektupta, birkaç aylık mutlu ama biraz da tekdüze evliliğini yazar. Rahatı yerindedir, karısını çok sever ve birlikte iyi anlaşırlar. İşte süregelen mutluluklarının nedenleri bunalrdır. Ona Nerimandan ve alışkanlıklarından da söz eder.
Fakat, Refik Cemal’in bu mutlu tablosuna kısa bir süre sonra karaltılar sıçrar. Hariciyeden bir mümeyyiz onu çağırarak, o sıralar kendisinin araştırılmakta ve şüphe altında olduğunu, güvenliği için bir vesileyle yurt dışına gitmesini söyler. Bu sırada Neriman 7-8 aylık hamiledir. Refik Cemal ilkin Neriman’I öylece bırakıp gitmek istemese de, sonradan işler rayına oturunca onu da yanına almak çözümünü üreterek yurttan ayrılır ve Fransa’ya gider. Fransa’da daha önce kendisinden övgü dolu sözlerle bahsedilen Handanla, Nötre Dam Kilisesi’nde karşılaşırlar. Burada hem Handanı, hem de Handanın kocası Hüsnü Paşayı yakinen tanıma fırsatı olur.
Evliliklerinin ilk zamanlarında Handanın geçmişi hakkında pek konuşmayan Neriman, Refik Cemal’in isteği üzerine, ona bir mektupta Handanın geçmişiyle ilgili her şeyi anlatır:
Neriman, altı yaşından itibaren teyzesinin yanında kalmaya başlar. Handan, daha önce de belirtildiği gibi Neriman’la teyze kızlarıdır. Belli bir yaşa gelinceye kadar özel hocalardan birlikte ders alırlar; ancak Nertiman’ın ilgi alanı müziği pek aşmazken, Handan’da bitmek tükenmek bilmeyen bir öğrenme arzusu vardır. On altı yaşındayken ona, Refik Cemal ve Serverin de o zamanlar yakın dostu olan Nazım isimli özel bir hoca tutarlar. Nazım, bazı ufak hayaller peşinde koşup düzene ters işler yaptığı için padişah yönetimi tarafından aranan bir isimdir. Aynı zamanda sanat, felsefe, sosyoloji gibi alanlarda da geniş bir bilgiye sahiptir. Nazımın bu aileyle tanışıklığı, babası Selim Beyin Cemal Beyle olan dostluğundan kaynaklanmaktadır.
Nazım uzun zaman Handana çeşitli konularda ders verdikten sonra, bir gün hayallerindeki amaç için onunla evlenmek istediğini söyler ve bu uğurda en uygun kadının kendisi olduğunu belirtir. Handan böyle bir teklifi ummaktadır; ancak onun beklentileri daha kalpten ve kişiseldir; sadce ikisiyle alakalı bir aşk düşünmektedir. O nedenle bu teklifi düşünmek için Nazımdan süre ister ve bu süre içinde Hüsnü Paşa diye birisinin daha sıcak bir teklifini alır. Süre dolduğunda Nazım’a Hüsnü Paşanın teklifini kabu ettiğini ve kendisiyle evlenemeyeceğini söyler. O günden sonra Nazım artık derse de gelmez ve kısa vir süre sonra da yurt dışına kaçmak üzereyken yakalanarak sürgüne gönderilmek üzere hapse atılır. Hapiste iken Handana, hayatının onsuz hiçbir şeye değmeyeceğini ve yüce ideallerini de gerçekleştiremeyeceğini belirten bir mektup bırakarak,kendini asmak suretiyle, intihar eder. Handansa Hüsnü Paşayla evliliğini müteakip onunla birlikte Fransaya gider.
İşte Neriman’la Refik Cemal’in evliliği bu döneme rastlar. Refik Cemal, yurt dışına gittikten sonra orada bir ev tutar ve bir müddet sonra karısı Neriman da, doğumunun ardından çocuğuyla beraber kocasının yanına gelir.
Bu sıralarda, Handan için artık hiç durmayacak çileler kervanı yola çıkmıştır. Çünkü Hüsnü Paşa, birkaç yıllık bu taze evliliğe şimdiden mezar kazmış ve onu oraya atarak üzerine toprak serpmeye başlamıştır. Artık Handan’dan bile gizlemeden metreslerle düşüp kalkmaya başlamıştır. Ancak Handan bunlara rağmen kocasına karşı taassupkar bir bağlılık gösterir. Sık sık ağız dalaşı yapsalar da ihanet hep Hüsnü Paşayla muhabbettedir. Evliliklerinin yedinci yılında, Hüdnü Paşa zaten sallanmakta olan bu ağacın köküne bir balta indirir gibi, birkaç aylığına Handan’I evde bırakarak başka bir yere, başka bir metresle beraber gider. Bununla birlikte, bir yanda koca bir ağaç kökünden çatırdarken; kocasının yokluğunda Neriman’la Refik Cemal’in evinde misafir olmayı kabul eden Handan’la Refik Cemalin arasında , toprağın altında çimlenen bir tohum gibi, kendilerine bile görünmeden yeni bir aşk filizlenmektedir;ikisi de eşelerini her şeye rağmen seviyorken ve onlara bağlılarken…
Hüsnü Paşa gittiği yerden belirttiği zamanda dönmez ve Handanın kocasına sadakat nağmeleri yollayan habercilerini hep eli boş gönderir. Bu ümitsizlikle Handan menenjit olur ve ölümden döner;ancak ruhunu değilse de, hafızasını ölüm çizgisinde unutarak…
Refik Cemal, Hüsnü Paşaya arkadaşı Serverle durumu bizzat bildirse de Hüsnü Paşa umursamaz ve karısının yanına gelmez. Bu arada Handanı tedavi eden doktor da, Handanın bir süre için tüm kötü anılarından uzak sakin bir yere götürülmesini ister. Handan hastalığın pençesinde can çekiştiği sıralarda hamile olan Neriman da, bir kız çocuğu dünyaya getirerek ikinci kez anne olmanın mutluluğunu tatmıştır. Refik Cemal Handanı başka bir yere seyahate götürecektir; ancak beraberinde karısı ve iki çocuğunu da götürmesi bütçesini aşacağından ve onları da yalnız bırakamayacağından Neriman çocuklarla beraber İstanbula döner. Ayrıca Handan’ın birçok masrafını da babası Cemal Bey evini satarak karşılamıştır.
Handan, Refik Cemal ve bir hastabakıcı, İngilterede sakin ve doğal güzelliğe sahip bir kasabaya giderler ve orada bir ev tutarlar. Zamanında başının üstündeki kocaman taşı kaldıramayıp toprağın altında sessiz sakin bekleyen aşk tohumları, bu yumuşak ve engelsiz ortamda yavaş yavaş gün yüzüne doğru filiz vermeye başlar.
Handan, şuursuzluğun, kendini bilmezliğin verdiği rahatlıkla Refik Cemali sever; Refik Cemal de her şeyini unutup hiçe sayarak Handanı. Bu sırada Handan’ın geçmişi yavaş yavaş, sağanak yağmurlardan sonra çekilen bulutların arasından sızan güneş gibi benliğinin yüzünü aydınlatmaya başlar. Refik Cemal, Handan’daki her değişmeyi, gelişmeyi doktoruna yazmaktadır. Doktor her şey gün yüzüne çıkmadan onu hastaneye yatırılmasını ve Refik Cemal’in de yanında olmamasını ister. Bu ona büyük bir acı verir; çünkü benliğini kaybetmiş Handan, tamamen kendini Refik Cemal’e bırakmış Handandır; her şeyiyle onundur. Bu durumun değişmesini istemese de, doktorun isteğini yerine getirir. Handan hastanede kısa sürede, geçmişini bıraktığı ölüm çizgisinden alır getirir; ancak aradan fazla zaman geçmeden, aynı çizgiyi bu defa her şeyiyle aşarak kaybolur.
Geride bıraktığıysa, Refik Cemali seven kalbi saniye saniye vuran, Neriman’a karşı bir türlü susturamadığı vicdanının yankılarıyla beraber, Refik Cemal’e sahibiyetinden doğan öfkesini kusan, bir zamanlar onun olmadığı için canına nokta koyan Nazım’a katşı pişmanlığını, yaptığı her şeye rağmen kocasını bağışladığını, ihtiyar babasının tabutu üzerinde döktüğü gözyaşlarının önceden izlediği sahneleri ve kendince büyük suçlar işlemiş benliğinin çırpınan cismini yansıtan sayfalardır.

3. KİTABIN ANA FİKRİ:

Kitap, bir aşk romanı olmasına karşın, anlattığı olaylara bakılınca daha çok insanların seçim yaparken –hangi konuda olursa olsun- daha dikkatli olmasının gerekliliğini ve ikili ilşkilerinde, kişilere bağlı olarak gerekli ölçüleri koyabilmesinin önemini vurguluyor.

4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

HANDAN: Çıkılmaz bir aşk üçgenine girmiş ve bu üçgende benliğini kaybetmiş ve en sonunda da acıklı bir şekilde yaşamı sona ermiş bir kadın. Önce Nazım, ardından Hüsnü Paşa ve en son Refik Cemal’e karşı beslediği duygular ve hepsinin ardından gelen pişmanlıklar.
REFİK CEMAL: Mutlu bir evlilik sürdürdüğü Nerimanla, sonradan kopan Handan fırtınasında savrulan bir erkek. Onu seven hafızasız bir Handan olsa da, o bundan memnundur; çünkü böylece O, kendisine daha yakındır, Ona daha kolay bağlanmaktadır; ancak sonraları kopan bu aşk fırtınası, Handan’ın ölümüyle erken bitmiştir.
NERİMAN: Refik Cemalin karısı, Handanın teyzesinin kızı. Handanı hep beğenmiş, Ona hep övgüyle yaklaşmıştır. Bir yandan Handanın yaşadığı acıları paylaşan vefalı bir dost, bir yandan da kocasını çok seven sadık bir eş. Duygusal gelişmelerdense habersiz.
HÜSNÜ PAŞA: Handanın kocası. Zevk düşkünü birisi. Zamanla karısını, göstere göstere metreslerle aldatan aşağılık denebilecek duygusuz bir insan. Karısı sıfatını taşıyan Handanın ağır hastalığında bile yanında bulunmadı.
NAZIM: Aykırı hayaller peşinde koşan ve bu nedenle yönetim tarafından aranan yasaklı bir isim. Handanın özel öğretmenliğini yaptığı sırada, sunduğu evlilik teklifine karşılık alamayıp, yurt dışına kaçarken yakalanan ve hapishanede intihar eden yalnız bir zavallı.
SERVER: Refik Cemalin yakın arkadaşı. Birçok konumda arabulucu rolünde.

5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Kitap, keyifli zaman geçirmek isteyen insanlar için ideal. Yalnız ele aldığı konu bakımından biraz fazla klasik bir eser. Aşk romanı meraklılarının ilgisini çekecek nitelikte.

6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:

Halide Edip Adıvar Meşrutiyet ve Cumhuriyet devirlerinin tanınmış edebiyatçılarındandır. 1882 ‘de İstanbul’da doğmuş, 9 ocak 1964’te yine İstanbul’da ölmüştür.
1908’de Meşrutiyetin ilanıyla gazete ve dergilerde imzası görülmeye başlayan yazar, o tarihlerde Halide Salih imzasını kullanıyordu. Ancak sonradan kocasından ayrılınca Halide Edip adını kullandı.
Zaman zaman Milli Eğitim’de müfettiş olarak hizmet etti. Yurt dışında çeşitli üniversitelerde çeşitli konularda dersler verdi ve eserler neşretti. 1939’da İstanbul’a döndü ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Edebiyatı Profesörlüğüne tayin edildi. 1950 yılına kadar bu görevinde kalan Halide Edip 1950-1954 arası İzmir milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi ve 9 Ocak 1964 tarihinde vefat etti.

Bugünün Saraylısı Konu Ana Fikir Şahıslar Olaylar Yazar Ayrıntılı Özet

4 Ocak 2014 Cumartesi

Bugünün Saraylısı - Refik Halit Karay

Konu

Kitapta genç ve çok güzel bir kızın babasının işleri nedeniyle dayısına gönderilmesi ve dayısının yanında başına gelenler anlatılıyor.

Özet

Postacının pek seyrek uğradığı evlerden Ata Efendi’nin evine bir mektup gelir. Mektup dayısının oğlu Yaşar’dan gelmiştir. Mektupta Yaşar’ın işi çıktığından dolayı kızını Düzce’den trenle İstanbul’a gönderdiği yazılıdır ve Ata’dan onu gardan alıp ilgilenmesini istemektedir. Zarfta ona yardımcı olması için bir miktar para da vardır. Evdekileri endişe sarar, acaba kız kaç yaşındadır diye düşünmeye başlarlar.
Yaşar üç kere evlenmişti. Eğer kızı ilk karısındansa 18 yaşında bir kız gelecektir ve bu kızı nasıl rahat ettireceklerini düşünmektedirler, çünkü evleri çok büyük değildir. Ayrıca damatlarından da çekinmektedirler. Damatları, devamlı işyerinde kızlarla takılan biraz serseri birisidir. Ama kız son karısından ise 8 yaşında bir kız geleceğini ve onun daha iyi olacağını düşünürler.
Ata Bey gün geldiğinde kızı almaya gara gider. Fakat tanımadığından garın boşalmasını ve en son kalan kişinin de kız olacağını düşünür. Öyle de olur. Garda kimse kalmadığında ona Ata Dayı diye seslenen genç bir kız sesi duyar. Kız 18 yaşında, uzun boylu, ince bir kızdır. Üzerinde siyah bir palto vardır ve başörtülü bir kızdır. Ama Ata onun çok güzel olduğunu düşünmüştür.
Sarı kaşları, bakır rengini andıran gözleri, uzun kirpikleri ve bembeyaz teni vardır. Garda kısa bir konuşmadan sonra vapur yolunu tutarlar. Ata şimdi eve gidince karısı Üftade’ye ne diyeceğini düşünmektedir. Çünkü onlar evde eğer genç biri gelirse geri göndermeyi kararlaştırmışlardır. Fakat Ata Bey onunla çok kısa bir konuşmadan sonra onun duygusal olduğunu anlamış, adını sorarken bile ağlaması onu çok etkilemiştir. Adı Ayşen’dir ama Yaşar ona hep Ayşe dermiş.
Kızı eve götürür. Üftade çok şaşırır. Kızı Feride ve oğlu Çetin de çok şaşırır. Ama herkes güler yüzlülükle karşılar. Kız banyosunu yapar ve yemeğe gelir. Ata gözlerine inanamaz. Çünkü kız çok güzeldir. İyi ki onu trene koyup göndermedim diye sevinir ama bunu belli edemez. Çünkü Üftade hiç memnun değildir.
Yemekte kız hediyelerden ve babasının ona Alımsızoğulları Ticarethanesi vasıtasıyla para göndereceğinden bahseder ve Üftade daha memnun olur. Bu onun memnuniyetsizliğini biraz bastırmaya yetmiştir.
Kız gün geçtikçe İstanbul’a alışmakta, babasının verdiği paralarla iyice süslüleşmiştir. Hayranları artmıştır. Ata’nın sevgisi gittikçe artmaktadır. Birgün plaja giderler. Ata onların denize girme taraftarı değildir. Çünkü damadı Ayşen’i çıplak görecektir. Bundan hoşnut değildir. Fakat mayolarını giyerler ve denize girerler. Ata, Üftade ile gazinoda oturur, onları beklerler.
Bu sırada Ata’nın çalıştığı ambarın patronunun oğlu Rüştü onların masasına gelir. Maksadı bellidir. Ayşen’i Ata’nın yanında görmüştür ve tanışmak istemektedir. Biraz konuşurlar, Rüştü kardeşi Serin’i alıp geleceğini söyler. O gittiğinde Ayşen, kızı ve damadı masalarına gelirler. Az sonra Rüştü de kız kardeşiyle gelir. Rüştü çok ağır başlı davranmaktadır. Amacı Ayşen’i etkilemektir. Akşam olduğunda onları arabasıyla evlerine götürür.
Sonraki günlerde Rüştü, Ata’ya iyice yakınlaşır. Taksim’de, Beyoğlu’nda, Park Otel’de eğlencelere Ata’yı ve ambarda çalışan İsmail Bey, karısı, baldızı, kızı ile eğlenmeye götürür. Ata, baldız Berin’den çok hoşlanır ve durumdan memnundur. Bir gün İsmail, Ata’yı ve ailesini evine davet eder. Ayşen burada Berin’le çok iyi anlaşır. Moda konusunda ondan destek alır. Onun önerdiği terzilere, kuaförlere gider. Ayşen gittikçe değişmeye başlar.
Daha altı yedi ay önce Düzce’den gelen kız büyük yol kat etmiştir. Aylar böyle geçer Ayşen’e hayran birçok kişi çıkar. Adı Taksim’de Sarı Kız’a çıkar. Onu herkes tanır. Evlenmek isteyen de çoktur. Başta Rüştü, sonra bir Elçi Faruk Senayi Bey, Amerikalı bir subay Mister Tomas.
Yaşar bir zaman sonra İstanbul’a uğramış, Ayşen’e bir ev tutmuştur. Ata ve karısı ona dadılık gibi bir şey yapmaktadır. Ata’nın damadı, Yaşar’ın sayesinde tüccarlığa başlamış ve bir ev almıştır, oraya taşınmıştır. Ata, Yaşar’ın kaçakçılıkla uğraştığını öğrenmiştir ve Yaşar devamlı yurt dışına gidip, arada sırada uğramaktadır.
Ata, Ayşen’den ayrılamamaktadır. Her yere beraber gitmektedirler. Ayşen’in talipleri Ata’ya çok yakınlık göstermektedirler, çünkü Ata, Ayşen’e babasından daha yakındır. Elçi ona bir apartman vereceğini söyler, Tomas onu dünyanın her yerine götüreceğini söyler, Rüştü’nün ise büyük bir mirası alacağı kesindir. Fakat Ayşen’in hiçbirinde gözü yoktur. O süsü ve hava atmayı çok sevmektedir. Bu yüzden üçünü de hep oyalamaktadır. Onlara oyunlar yapmaktadır. Ümitlendirip yüzüstü bırakmaktadır. Ama üçü de pes etmeden peşindedirler.
Birgün Ata ve Ayşen Dolmabahçe Sarayı’nda bir baloya giderler. Balodan çıkarken çıkan karmaşada, Ata paltosunu kaybeder ve başka birinin paltosunu alır. Gazeteye ilan verirler ve sahibi gelir. Sahibi Mısır’da genç bir paşadır. Adı Rüveyha Said’dir. Ayşen’i o da görür ve çarpılır. Artık bir niyetli daha vardır.
Ayşen ilerleyen günlerde Said’e iyice yaklaşır. Onunla evlenmeyi kafasına koyar. Pasaportunu gizlice çıkartır. Mısır’a gitmeyi planlar. Dayısının bundan haberi olur. Onunla konuşur ve ondan ayrılacağı için çok üzülür. Ama bu olayın Rüştü tarafından duyulmasıyla işler karışır. Rüştü Mısır’a sadece paşanın gideceğini bildiğinden, ona oyun oynandığını düşünür. Ata’ya çok kötü bir dille konuşur ve onu tehdit eder.
Bunun üzerine Ata onunla hiç konuşmayarak işinden ayrılır ve Ayşen’i Mısır’a kendi elleriyle gönderir. Ayşen orada evlenir ve hayatını sosyete içinde geçirir. Dayısıyla arada sırada mektuplaşır. Aradan 17 ay geçtiğinde Rüştü, Ata’nın yanına gelir. Ondan mazi için özür diler ve onunla görüşmek istediğini söyler. Ona Ayşen’le mektuplaştığını ve onun paşadan ayırılıp İstanbul’a gelmek istediğini yazdığını söyler.
Ata buna çok sevinir. Hazırlıklara başlarlar. Eski odasını hazırlarlar. Fakat bir dönem Ayşen’den haber alamazlar ve endişelenirler. Paşanın durumu fark etmesinden korkarlar. Birgün Mısır’dan bir elçinin geldiğini öğrenirler. Ata tek başına Ayşen’i sormaya gider ve Ayşen’in Mısır’da zevk verici ilaçlardan morfine başladığını öğrenirler.
Elçi bunun insana geçmişini hatırlattığını, geçmişe özlem duymaya başlattığını söyler. Bunu duyan Ata resmen yıkılır. Bütün hazırlıklar boşunadır. Hiç kimseye gözükmeden hüzün içinde dosdoğru adımlarla yürür. Bunlar basit ömrünün son adımları olmuştur.

Ana Fikir

Çok fazla para belli bir süre mutluluk getirir fakat her zaman sonu mutlulukla bitmez.

Şahıslar ve Olaylar

Kitapta olaylar en küçük ayrıntısına kadar anlatılmıştır. Çok sürükleyici bir anlatım tarzı vardır. Olaylarda bir abartı yoktur, hepsi mümkün olabilecek olaylardır.
ATA BEY: 52 yaşında, hala dinç olan, ailesiyle mutlu bir şekilde oturan, hayattan pek zevk almayan bir insandır. Bir ambarda sayım memurudur.
ÜFTADE: Ata’nın karısıdır. Para düşkünü bir kadındır. Biraz da cahildir.
AYŞEN: Ata’nın dayısının oğlunun kızıdır. Sarı saçlı, ince yapılı, sarı kaşlı, uzun kirpikli, tavşan gözü gibi kırmızıyı andıran gözleri olan çok güzel bir kızdır. Süse ve hava atmaya çok düşkündür.
FERİDE: Ata’nın kızıdır. Dolgun vücutlu, siyah saçlı, uzun boylu, güzel bir kızdır.
ATIF: Feride’nin kocasıdır. Eğlence ve kadın düşkünüdür.
RÜŞTÜ: Çok zengin bir işadamının oğludur. Atletik vücutlu, kızlara düşkün ve eğlence dünyasında tanınmış bir gençtir.
RÜVEYHA PAŞA: Çok zengin Mısırlı bir paşanın oğludur. Nil Nehri boyunca uzanan toprakların tek sahibidir. Mısır’da sözü geçen biridir. Ayşen’in kocasıdır.

Yazar Hakkında Bilgi

1888 yılında Beylerbeyi’nde doğan Refik Halid, 18. yüzyıl sonlarında bir kolu Mudurnu’dan İstanbul’a göçen Karakayış ailesindendir. Galatasaray Sultanisi ve Mekte-i Hukuk’da okuyan yazar, meşrutiyet sıralarında gazeteciliğe başlamıştır. Kısa sürede üne kavuşmuş, Fecri Ati edebiyat topluluğunun kurucularından olmuştur.
Kirpi adıyla taşlamaları ve siyasal yazıları sonucu İttihat Terakki hükümetince Anadolu’nun çeşitli illerinde 5 yıl sürgüne gönderilmiş, Ancak 1. Dünya Savaşı’nın son yılı İstanbul’a dönebilmiştir. Dönüşünde Robert Kolej’de öğretmenlik, Sabah Gazetesi başyazarlığı, iki kez Posta-Telgraf Genel Müdürlüğü yapan yazar Aydede adlı mizah dergisi de çıkarmıştır.
Bazı siyasal davranışları yüzünden memleketten ayrılmak zorunda kalan yazar, Haleb’e yerleşerek Vahdet gazetesini çıkarmış, Hatay’ın Türkiye’ye bağlanmasında yazları ve çalışmaları ile katkıları olmuştur.
1938’de yurda dönen yazar, çeşitli dergi ve gazetedeki yazıları ve 20 kadar romanı ile yaşamını sürdürmüştür.
18.07.1965 tarihinde İstanbul’da ölen yazar; tekniği, dilinin güzelliği, taşlamalarının inceliği ve tasvirlerinin kuvveti ile ün yapmış, Modern Türk Edebiyatı’nın temel taşlarından biri olmuştur.

Bugünün Saraylısı Konu Ana Fikir Özet Karakterler Ayrıntılı Özet

Bugünün Saraylısı

Yazarı: REFİK HALİT KARAY

Konusu

Babasının zengin oluşuyla taşradan İstanbul'a gelen, burada yeni bir hayata başlayan Ayşen'in hareketli geçen ve sonunda uyuşturucu bağımlılığına kadar giden yaşam öyküsü çerçevesinde İstanbul'un o yıllardaki sosyal ve ekonomik durumu anlatılmaktadır.

Ana Fikri

İnsan, paraya, lüks ve gösterişli bir hayata sahip olarak mutluluğu ve huzuru yakalayamaz.

Özeti

Ata Efendi, Gedikpaşa'daki mütevazı evinde eşi Üftade, kızı Feride, damadı Atıf ve oğlu Çetin ile birlikte yaşamaktadır.
Bir gün, Ata Efendi'nin teyze oğlu Yaşar'dan bir mektup alırlar. Yaşar mektupta, ticaret için memleketi bırakıp uzak yerlere gideceğinden kızını onlara emanet bırakmak istediğini yazmıştır. Ata Efendi Yaşar'ın kızı Ayşen'i görünce büyük bir şaşkınlık yaşar, çünkü onlar 13-14 yaşlarında kara kuru bir taşra kızı beklerken, Ayşen beklediklerinin aksine her görenin yüreğini hoplatacak boylu poslu, ceylan gibi bir kızdır. Ancak giyinişi ve davranışlarıyla biraz çiydir.
Kızın gelişiyle evde önce soğuk rüzgarlar eser. Zira evde çapkın bir damat vardır. Ancak Ayşen bütün ev halkına getirdiği kaçakçılık malı hediyelerle hepsinin gönlünü kazanır. Çünkü Ayşen'in babası Yaşar kaçak malların ticaretini yapmaktadır.
Bir yandan Üftade Hanım, bir yandan Feride, Ayşen'i İstanbul'u gezdirmeye başlarlar. Ayşen öylesine güzeldir ki her gittikleri yerde dikkatleri üzerine toplar. Ailece Florya'ya denize gittikleri bir pazar günü Ata Efendi'nin patronu Tabip Sedefinci'nin oğlu Rüştü ile karşılaşırlar. Rüştü, daha ilk görüşünde Ayşen’e aşık olur.
Yaşar, kızına fazlasıyla para göndermektedir. Ayşen de parasını giyimine, süsüne ve ev halkına aldığı pahalı hediyelere harcamaktadır. Yani Ayşen gösterişe düşkün bir kızdır.
Artık Rüştü, Ata Efendinin odasına sık sık uğramaya onunla yakınlık kurmaya çalışmaktadır. Rüştü bir akşam Ata Efendi ile iş yerinden arkadaşları İsmail Bey'i yemeğe götürür. Yemekte İsmail Bey’in eşi, dul baldızı ve kızı da vardır. Bu bayanların hepsi hafif meşrep kadınlar olmasına rağmen ailesini pazar günü evlerine davetini içkinin tesiriyle kabul eder. Zaten Rüştü Bey’in isteğiyle Ayşen Hanım’a yakınlık kurmak istiyorlardır ve bu aile daveti de buna zemin hazırlayacaktır. Ayşen bu hanımlarla özellikle baldız Berrin Hanım’la çok iyi anlaşır. Artık giyim, kuşam konusunda Berrin Hanım yeni hocasıdır.
Yaşar kısa bir ziyaret için İstanbul'a gelir ve kızına bir apartman dairesi alır. Ata Efendi ve Üftade Hanım, Ayşen'in koruyucusu olarak bu dairede onunla birlikte oturmaya başlar. Çetin de buraya gelmiştir. Feride ve Atıf, Gedikpaşa'daki evde kalırlar. Atıf, Yaşar'ın verdiği sermaye ile çivi imalathanesi kurarak iyi bir tüccar olur. Ayşen'in gelişiyle hepsinin hayatı değişmiştir.
Apartmana taşındıktan sonra Ayşen birdenbire çevresini ve eğlence şekillerini değiştirir. Artık önüne gelen sinemaya değil, en iyilerine gider. Yeni akıl hocası Berrin Hanım onu İstanbul’un en lüks terzilerine, mağazalarına götürür. Parasıyla birlikte kızın görgüsü de artar. Tam bir hanımefendi olur.
Her gece Ayşen'i eğlence yerlerine, davetlere götürüp gezdirmek Ata Efendi’nin görevidir. Üftade Hanım kocasıyla Ayşen’in gittikleri alafranga yerlere kendisinin yakışmayacağını, uymayacağını, uymaya çalışsa da kızın keyfini kaçıracağını bildiğinden yeni hayat başlayınca evde kalmayı tercih eder. Zaten Ayşen’in istediği de budur.
Ata Efendi ve Ayşen, Taksim Gazinosu’na gittikleri bir gece Rüştü ve Mister Tomas ile karşılaşırlar. Aynı gece ilerleyen saatlerde bir pavyona giderler. Burada da Elçi Faruk Senai Bey ile tanışırlar. Faruk Senai Bey kırk beş yaşlarında, belki daha yaşlı, çok iyi giyinmiş, gösterişli biridir. Mister Tomas ve Faruk Senai Bey de Ayşen'in aşıkları arasına katılırlar. Ata Efendi ve Ayşen o geceyi Ayşen’in üç aşığıyla birlikte geçirirler.
Ata Efendi de uzun zamandır Ayşen'e karşı farklı hislere sahiptir. Ona aşık değildir ama bir yeğene karşı beslenmesi gereken duyguları kendinde bulamamakta, ona karşı çok defa istemeyerek başka gözle baktığını anlamaktadır. Ayşen'i beğenmekte, onun güzelliğinin çekiciliğine kapılmaktadır. Ayşen'i başkaları beğendikçe duyguları daha da kabarmaktadır.
Faruk Senai Bey ilk gördüğü gün Ayşen'e aşık olmuştur, onunla evlenmek istemektedir. Bu isteğini de Ata Efendi’ye, Rüştü'nün babası Talib Bey aracılığıyla iletir. Tabii bunu duyan Rüştü deliye döner. Çünkü Rüştü de Ayşen'le evlenmek istemektedir. Ancak ailesi özellikle babası bu evliliğe karşıdır. Çünkü Talib Bey, kaçakçılıkla zengin olmuş sonradan görme bir tüccarın kızını oğluna almak istemez. Rüştü bütün ümidini Ata Efendi’nin işe el koymasına ve aracılığına bağlamıştır. Ata Efendi’ye gösterdiği saygının sebebi de budur. Ata Efendi de Ayşen'in Rüştü ile evlenmesini ister. Kızın, patronunun oğluyla evlenmesi Ata Efendi’ye mevkii sağlayacaktır. Ayrıca böylece Ayşen'den büsbütün ayrılmamış olacaktır.
Talipler arasında en mükemmeli Faruk Senai Bey’dir. Aradaki yaş farkına rağmen Ayşen onu kabul edeceğini söyler. Çünkü Faruk Senai ona Avrupa'da lüks bir hayat yaşatabilecektir. Ancak Ayşen'in gönlü bu taliplerin hiçbirinde değildir. Kimseyle evlenmeye niyeti yoktur. Onun için önemli olan kendine en iyi, en lüks hayatı sağlayacak erkeği bulmaktır. Bu nedenle erkeklerden bucak bucak kaçmakta, erkekleri atlatmaya çalışmakta, zaman kazanmaya çalışmaktadır. Ayşen, babasının izni olmadan evlenemeyeceğini söyleyerek Rüştü, Mister Tomas ve Faruk Senai Bey'i birbirlerinden habersiz Mersin'e babasıyla konuşmaya yollar. Böylece hem hepsine ümit vermiş olur hem de zaman kazanmış olur. Zaten babası Ayşen'in isteği dışında bir şey yapmayacaktır.
Bu duygular içindeki Ayşen bir bunalım geçirir. Tedavisini üstlenen Doktor Raşit Kaynarsu da ondan etkilenir. Hatta Ayşen'in hastalığının güzel ve şık görünme düşüncesinin, erkekleri büyüleme isteğinin sonucu başka hislere kendini kapatmasından ileri geldiğini, onunla evlenerek iyileştireceğini, evliliklerini bir telkin olacağını söyleyerek kıza talip olur.
Rüştü, Mersin dönüşü Ayşen'den ümit kalmadığını anlayarak İstanbul'da durmaz, Mısır'a gider. Dönüşünde de babasının uygun gördüğü bir kızla evlenecektir. Faruk Senai Bey de yurt dışındaki yeni görevine tayin edildiğinden İstanbul'dan ayrılır. Tomas bütün ahmaklığına rağmen bu işten sonuç çıkmayacağını anlayarak sırra kadem basar. Üftade, Rüştü ve Elçi Bey’in kaçırılmayacak kısmetler olduğunu söyleyerek kızın gönlünde başka biri olduğunu düşünür. Ata ise biricik aşkından, Ayşen'den ayrılmadığına memnundur.
Dolmabahçe Sarayı'nda Amerikan filosu şerefine verilen baloya Ayşen ve Ata Efendi, Doktor Kaynarsu ile birlikte giderler. Baloda Rüştü de vardır. Balo çıkışında öylesine bir izdiham olur ki bütün davetlilerin paltosu karışır. Ata Efendi de kendi paltosunu bulamayınca üstüne uygun bir palto alarak davetten ayrılır.
Baloda karşılaşan Ayşen ile Rüştü arasında tekrar bir yakınlaşma olur. Zaten Rüştü Mısır'dayken de sık sık mektuplaşmışlardır. Rüştü, Ayşen'i ailesine götürür ve iki genç evlenmeye karar verirler. Ancak Ayşen hala ne yapacağından emin değildir. Çünkü uzun zamandır Faruk Senai Bey ile mektuplaşmaktadır. Elçi Bey onu İtalya’da beklemekte, evlilik teklifini kabul ederse Ayşen’e bir apartman dairesi hediye edeceğini yazmaktadır.
Ata Efendi'nin kaybolan paltosu Mısırlı bir Paşa'nın paltosuyla karışmıştır. Rüveyha Paşa paltoyu eve getirir ve o da Ayşen'in güzelliğine kapılır. Ayşen, Rüştü'den gizli gizli Paşa ile görüşmeye başlar. Rüştü bunu duyunca çok kızar ancak Ayşen inkar eder. Rüştü de Paşa’yla arkadaşlık kurup görüşmeye başlar. Oysa Ayşen, Nüveyha Paşa’yla anlaşmış, pasaportunu çıkartmış, yurtdışına kaçmak üzeredir. Ata Efendi, Ayşen'in pasaport çıkarttığını öğrenir. Ayşen her şeyi itiraf eder, Paşa ile İtalya'ya gidecek, orada evlenecekler, sonra da babasının yanına gidip elini öpeceklerdir. Ayrıca babasının her şeyden haberi vardır.
Ata Efendi, Rüştü'nün düşeceği duruma çok üzülür, ona karşı vicdan azabı duymaya başlar. Nişanlısını bırakıp başkasına kaçan bir kız olmayı Ayşen'e yakıştıramaz. Ancak yapacak bir şey yoktur. Ayşen kararını vermiştir. Ona yardım etmeye karar verir. Ayşen'in pasaport aldığını duyan Rüştü, Ata Efendi'yi tehdit eder. Bunu fırsat bilen Ata Efendi nişanı attıklarını söyler. Böylece Rüştü saf dışı edilmiş olur.
Bu kadar hareketliliğe ve Ayşen'in Mısır'a gidip ondan uzaklaşacağı düşüncesine dayanamayan Ata Efendi bir kalp krizi geçirir. Ayşen, Ata Efendi iyileşene kadar bekler, iyileştikten sonra Mısır'a gidip Paşa ile evlenir.
Ayşen gidince Ata Efendi ailesiyle Gedikpaşa'daki eve döner. Artık Rüştü'nün babasının yanında çalışamayacağına göre işinden ayrılır. Paşa, onlara bir maaş bağlamıştır. Maaşları her ay düzenli olarak ellerine geçer. Ekonomik sıkıntıları yoktur ama Ata Efendi, Ayşen'i unutamaz, Ayşen her an aklındadır. Saman alevine benzemeyen bu aşkı ömrü boyunca çekecektir. Ayşen'e sık sık, uzun uzun mektuplar yazar, fakat Ayşen'in nadiren yazdığı cevaplar birkaç satırı geçmez.
Ayşen gittikten on yedi ay sonra bir akşamüstü Rüştü'nün bir adamı gelerek Rüştü'nün Ata Efendi ile görüşmek istediğini söyler. Rüştü'nün söyledikleri Ata Efendi'yi çok şaşırtır. Rüştü, Ayşen ile uzun zamandır mektuplaştığını; son mektubunda da kocasından ayrılacağını, Rüştü'den ayrı yaşayamayacağını en kısa zamanda İstanbul'a döneceğini yazdığını söyler. Ata Efendi ancak Rüştü'nün verdiği mektubu okuyunca inanır. Ayşen en mutlu günlerini Gedikpaşa'aki evde geçirdiğini, dönünce oraya yerleşeceğini yazmıştır.
Rüştü tam Ayşen'i unutmaya başlarken mektupları gelmeye başlamıştır. Şimdi Rüştü büyük ümit içerisindedir. Zaten Ayşen mektuplarında Paşa'dan boşanıp, onunla evleneceğini yazmıştır. Rüştü ve Ata Efendi, Ayşen'in Mısır'dan nasıl kaçıp İstanbul'a geleceği üzerine günlerce plan yaparlar. Sonunda Kahire'den Atina'ya, oradan da İstanbul'a gelmesini uygun görürler. Ayşen'e de bildirirler. Ancak birkaç hafta sonra Ayşen'den gelen mektuplar kesilir, hiçbir şekilde haber alamazlar.
Rüştü'nün bir arkadaşının yakını Mısır'dan henüz dönmüştür. Ondan Ayşen'le ilgili haber alabileceklerini düşünürler. Kızın dayısı olarak bu beyle Ata Efendi görüşür. Ayşen yaşadığı hayatın gidişatından sıkılarak morfine alışmıştır. Bu keyif vericinin etkisiyle de eski günlere özlem duyduğu,  hayallerini anlattığı o mektupları göndermiştir. Bu durumu tam zamanında fark eden Paşa, İstanbul'a gidiyoruz diyerek Riviera'da bir sanatoryuma yatırmıştır. Duydukları Ata Efendi için gerçekten bir yıkım olur. Kendini Taksim sokaklarına atar, saatlerce Ayşen'le gezdiği yerlerde dolaşır. Gecenin sonunda ise caddedeki arabalardan birinin önüne atlayarak intihar eder.

Kitaptaki Olayların ve Şahısların Değerlendirmesi

Ata Efendi: Evin babası.
Üftade Hanım: Evin annesi.
Feride: Ata Efendi’nin kızı.
Atıf: Ata Efendi’nin damadı.
Yaşar: Ata Efendi’nin teyze oğlu.
Ayşen: Yaşar’ın kızı.
Rüştü: Ata Efendi’nin patronunun oğlu.
İsmail: İşyerinin katiplerinden.
Mesture Hanım: İsmail Bey’in hanımı.
Berin: Mesture Hanım’ın kardeşi.
Deniz: Berin Hanım’ın kızı.
Alımsızoğulları: Yaşar Bey’in ortakları.
Sait Reşit Bey: Mısır elçisi.

Bugünün Saraylısı Konu Ana Fikir Karakterler Yorumlar Kısa Özet

2 Ocak 2014 Perşembe

Bugünün Saraylısı - Refik Halit Karay

ÖNEMLİ NOT: BU ÖZETİN SONUNDA EVLENDİKLERİ YAZSA DA KİTAPTA GERÇEKLEŞMEMEKTEDİR, AMA BAŞKA BASIM KİTAPTA OLABİLİR!

Kitabın Adı: BUGÜNÜN SARAYLISI

Kitabın Yazarı: REFİK HALİT KARAY

Kitabın Konusu: 

Orta gelirli İstanbul’da yaşayan bir aileye, sonradan görme zengin bir akrabanın kızı olarak gelen bir kız ve bu ailenin yargı değerlerini nasıl alt üst edişi konu ediliyor. Kızın aileye gelir olarak sağladığı katkılar, kaprisleri ve güzel olmasından dolayı birçok talip çıkması aile içinde nasıl etkiler yaptığı anlatılıyor.

Kitabın Özeti:

Postacının bile pek seyrek uğradığı evlerine postacı bir gün bıraktığı mektup evde şaşkınlık uyandırır. Mektupta Ata Efendi’nin teyze oğlu Yaşar, kızını İstanbul’a yollayacağı yazmaktadır. Ayrıca yanında üç yüz lira göndermektedir. Böyle bir şeyi istemeyen Ata Efendi evde oluşabilecek problemlerden kaygılanmaktadır. Ama zengin olan teyze oğlunun göndereceği para hiçte göz ardı edilecek bir miktar değildir. Ayrıca kız güzel ise evde bulunan huzurun kaçabileceğini düşünmektedir.
Ama kız emrivaki bir şekilde gönderilir. Ve evde tahmin edilenden çok farklı bir kız çıkar karşılarına. Oldukça güzel olan kız evdekilerde dahil olmak üzere bir çok kişinin ilgisini kazanır. Eve yeni bir gelir kapısı da açılmış olur. Yaşar’ın İstanbul’daki iş ortakları da kızın geçimi için para vermektedirler. Ata Efendi’de kıza tutulur bu arada. Ata Efendi çalıştığı yerde güvenilir birisidir. Bir gün patronun oğlu, Ayşen ile tanışır. Bu da iş yerinde Ata Efendi’ye bir karizma kazandırmıştır. Ata Efendi, patronu ve patronun oğlu ile daha sık bir araya gelirler ve patronun oğlu Rüştü kıza taliptir. Rüştü, Ata Efendi ile oldukça ahbap olurlar. Ata Efendi terfi eder. Rüştü bir yerde görürse Ata Efendi ve ailesini kimseye para ödetmez ve bir zengin gibi yaşamaya başlarlar. Daha sonra Elçi Sait Reşit ile ilişkisi olan Ayşen yanlış bir karar verir ve elçi ile evlenerek yurt dışına çıkarlar.
Ayşen bu ilişkiden mutlu olmaz ve Rüştü ile Ata Efendi kız geri döndürmek için uğraşırlar. Ayrıca evden kız gidince eski haline dönmüş parasızlık baş göstermiştir. Kız da geri dönmek istemektedir. Evdekiler kızı özlemişlerdir. Ayşen geri döner. Patronun oğlu Rüştü ile evlenir. Böylece herkesin istediği son ortaya çıkmış olur.

Kitabın Ana Fikri: 

Zenginlik; insanların yaşamlarını, ilişkilerini; hatta kişiliklerini değiştirebilir; fakat insanoğlunun kalbinde saklı olan sevgiyi etkilemez, değiştiremez ve onu, zenginlik dahil, seven bir kalp dışında hiçbir şey dolduramaz.

Kitap Karakterlerinin İncelenmesi:

Ata Bey: Geleneklerine düşkün bir insan olan Ata Bey ağırbaşlı ve sevgi doludur. Ayşen’in dayısıdır.
Ayşen: Lükse ve zenginliğe düşkün, kendini beğendirmekten haz duyan, çok alımlı ve son derece güzel, büyük hayalleri olan bir kızdır.
Üftade: Ata Bey’in karısı olan Üftade, kaygılı, heyecanlı, hayatında ilk kez karşılaştığı zenginlik karşısında büyülenmiş; fakat sosyeteyle ilgilenmeyen birisidir.
Feride: Ata Bey ile Üftade Hanım’ın kızı olan Feride, kendi halinde, zenginliği seven; fakat hayaller aleminde kaybolmadan gezmeyi bilen, sabırlı bir kadındır.
Atıf: Feride’nin kocası olan Atıf, kendi çapında hayalleri olan, çapkın; kadınlara düşkün birisidir.
Rüştü: Ata Bey’in patronunun oğlu olan Rüştü, kadınlara düşkün, sosyetenin içinde yaşayan ve amacına ulaşmak için her şeyi göze alabilecek bir karakterdedir.

Kitap Yorumları: 

Anlatımı sade ve yalın bir kitap. Olayların akışkanlığı okuyucuya zevk veriyor. Aile ve ahlaki ilişkiler açısından çarpıcı bir eser. Yazar okuyucuyu fazla yormadan konuyu anlatıyor.

Translate