notlari etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
notlari etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11. Sınıf Türk Edebiyatı Ders Notları Tüm Üniteler PDF Viewer - Download
<h2 style="text-align: center;">
11. Sınıf Türk Edebiyatı Ders Notları Tüm Üniteler</h2>
<div>
<br /></div>
<iframe src="https://docs.google.com/file/d/0B-xGCX-DplrcdFM2MUVZcXp5V1U/preview" width="640" height="480"></iframe>
11. Sınıf Türk Edebiyatı Ders Notları Tüm Üniteler</h2>
<div>
<br /></div>
<iframe src="https://docs.google.com/file/d/0B-xGCX-DplrcdFM2MUVZcXp5V1U/preview" width="640" height="480"></iframe>
9. Sınıf Türk Edebiyatı Ders Notları Tüm Üniteler PDF Viewer - Download
9. Sınıf Türk Edebiyatı Ders Notları Tüm Üniteler
9. Sınıf Türk Edebiyatı Ders Notları 4. Ünite - Öğretici Metinler
23 Kasım 2013 Cumartesi
9. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI
IV.ÜNİTE
ÖĞRETİCİ METİNLER
Tanım: Bilgi ve haber vermek,ikna etmek,kanıları değiştirmek,uyarmak,düşündürmek,yönlendirmek,tanıtmak gibi amaçlarla yazılan metinlere denir.Özellikleri:
- Bu metinler ele aldığı konuya göre deneme,makale,fıkra gibi farklı isimler alır.
- Hepsi düzyazı şeklindedir ancak konuyu ele alış şekilleri farklıdır.
- Bu tür metinlerde okuyucuya verilmek istenen mesaj genellikle doğrudan aktarılır.Bu mesaja ana düşünce denir.
- Öğretici metinlerde amaç bilgi vermek,öğretmek… olduğu için daha çok günlük dil kullanılır.
- Sanatsal anlatıma,mecaz anlamlı kelimelere fazla yer verilmez.
GAZETE ÇEVRESİNDE GELİŞEN METİNLER
Makale :
Bir gerçeği açıklamak, bir konuda görüş ve düşünceler öne sürmek ya da bir tezi savunmak, desteklemek için yazılan yazılara makale denir.- Anlatım yalın ve yoğundur, nesnel bir nitelik taşır.
- Öne sürülen düşünce ve tez kanıtlanır.
- Gazete ve dergilerde yayımlanır.
Deneme :
Yazarın herhangi bir konudaki görüşlerini, kesin kurallara varmadan, kanıtlamaya kalkmadan, okuyucuyu inanmaya zorlamadan anlattığı yazı türüdür.- Yazar, kendisiyle konuşuyormuş gibi bir hava sezdirir.
- Samimi bir dil kullanılır.
- Yazar, öne sürdüğü görüşleri ispatlamak zorunda değildir.
- Yazarın kesin bir sonuca varma zorunluluğu yoktur.
Yazar anlatımda ve konu seçiminde özgürdür.
Fıkra :
Yazarın, gündelik olayları, özel bir görüşle, güzel bir üslupla, kanıtlama gereği duymadan yazdığı kısa, günübirlik yazılardır.- Gazete yazısıdır.
- Yazar düşüncelerini kanıtlama yoluna gitmez.
- Dil tabiidir.Günlük deyimlere, yer yer nükteli sözlere yer verilir.
Sohbet (Söyleşi) :
Yazarın, gündelik olaylarla ilgili düşüncelerini, okuyucu ile karşı karşıya oturup konuşuyormuş gibi içten bir hava içinde yazdığı yazılara sohbet denir..- Herkesi ilgilendiren konular seçilir.
- Yazar, sorulu-cevaplı cümlelerle karşısındakiyle konuşuyormuş hissi verir.
- İçtenlik, samimilik,doğallık sohbetin özelliklerindendir.
Eleştiri :
Sanat, edebiyat, düşünce eserlerini hem öz hem yapı yönünden açıklayan, başarılı ve başarısız ya da değerli ve değersiz yönlerini gösteren, bunları örneklerle somutlaştırıp belirten yazı türüdür.- Eleştiri objektif olmalıdır.
- Eleştiride amaç okura ve yazara yol göstermektir.
- Eleştirmenin kişisel duygularını kattığı eleştirilere öznel eleştiri, kişisel duygularını katmadığı,objektif olduğu eleştirilere de nesnel eleştiri denir.
Röportaj :
Yazarın okuyucularına bir konuyu inandırmak için kişi, eşya, eser ya da bir yerle ilgili olarak yaptığı incelemeleri, fotoğraflarla süsleyerek, kendi görüşlerini de katarak yazdığı gazete ve dergi yazılarına röportaj denir.- Röportaj, bir çeşit haberdir. Fakat, röportajda bilgiden başka, yazarın izlenimleri, düşünceleri, görüşleri de yer alır.
- Röportajı hazırlayan kişi, konuyu iyice öğrenmeli, yerinde ve gerekli incelemeleri yapmalı, gerekli belgeleri toplamalıdır.
- Röportaj türü, gazeteciliğin gelişmesiyle ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, röportaj, özellikle gazetecilerin uyguladığı bir türdür.
KİŞİSEL HAYATI KONU ALAN METİNLER
Hatıra (Anı) :
Bir yazarın kendisini yaşadığı ya da tanık olduğu olayları, sanat değeri taşıyan bir üslupla anlattığı yazılardır.- Geçmişteki olay üzerine yazılır.
- Yazar, olayları kendi bakış açısından anlatır.
- Anılar, yaşandığı dönem hakkında bilgi verir.
- Anı yazarken önce konu tespit edilmeli; sonra ya günü gününe tutulan notlar ya da hafızada saklanan olaylar zinciri, plâna göre düzenlenmelidir.
Günlük (Günce) :
Yaşanan olayların, izlenimlerin, tarih atılarak, günü gününe yazılması ile oluşan türe günlük denir.- Kısa yazılardır.
- Olayı yaşayan kişi tarafından yazılır.
- Yazarın hayatından izler taşır.
- İçten ve sevecendir.
- Divan edebiyatında Ruzname denir.
Gezi Yazısı :
Yazarın yurt içinde ve yurt dışında gezip gördüğü yerlerin ilgi çekici özelliklerini anlattığı yazı türüdür. * Gezi yazısında yazar daima, gezdiği yerleri anlatmalı, uydurma, yanlış bilgiler vermemelidir.Yazar gördüklerini, okuyucusunun daha iyi algılaması için, karşılaştırma yapar.Okur sanki o yerleri sanatçıyla gezer gibi olur.
Eskiden gezi yazılarına seyahatname, seyahat yazıları denirdi.
Biyografi (Yaşam öyküsü) :
Edebiyat, sanat, siyaset, ticaret vb. alanlarda haklı bir üne kavuşmuş, tanınmış insanların hayatlarını, eserlerini, başarılarını okuyucuya duyurmak amacıyla yalın bir dille, tarafsız bir görüşle yazılan inceleme yazılarına biyografi denir.- Kişiyi tüm yönleriyle tanıtır.
- Açık, sade bir dil kullanılır.
- Divan edebiyatında şairleri anlatan bu eserlere, "Tezkire" denirdi.
Otobiyografi (Özyaşam öyküsü) :
Kişinin kendi hayatını anlattığı yazıya otobiyografi denir.- Çoğu zaman bunlarda, sanatçı kendisiyle beraber aile büyüklerinden, çevreden, aile içi durumlardan da söz eder.
Mektup :
Bir düşünce veya duygunun birilerine iletilmesi amacıyla yazılan özel yazılara mektup denir.- Mektupta kullanılacak anlatım, bunu okuyacak kişinin kültür düzeyine göre ayarlanır.
- Edebiyatımızda mektup türü, Tanzimat Edebiyatı döneminde gelişmeye başlar.
Mektuplar, dört grupta sınıflanmaktadır:
- Özel Mektuplar
- Edebî Mektuplar
- Resmî ve İş Mektupları
9. Sınıf Türk Edebiyatı Ders Notları 3. Ünite - Olay Çevresinde Oluşan Edebi Metinler
9. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI
III. ÜNİTE
OLAY ÇEVRESİNDE OLUŞAN EDEBİ METİNLER
A- ANLATMAYA DAYALI EDEBİ METİNLER
- Bir olayı anlatmaya dayanan edebi metinler masal,destan, halk hikayesi… gibi metinlerdir.
- Bu metinler dış dünyaya ait olayları kişi,zaman ve mekana bağlı olarak okuyucuya aktarır.
- Destan ve masalla başlayan bu tür romana kadar gelen bir çizgi takip etmiştir.
ROMAN
Yaşanmış ya da yaşanabilecek olayların yer, zaman ve kişiye bağlanarak anlatıldığı uzun soluklu eserlere roman denir.- Romanda olaylar geniş ve ayrıntılı olarak anlatılır.
- Romandaki bütün olaylar belli bir olay etrafında gelişir.Ana olay etrafında olaycıklar vardır.
- Şahıs kadrosu geniştir.Kahramanlar tüm yönleriyle tanıtılır.
- Zaman olarak geri dönüşler olur.
Romanlar çeşitli türlere ayrılır;
- Tarihi Roman: Konusunu tarihten alır.
- Töre Romanı: Toplumun yaşayış tarzı, gelenek,görenek ve törelerin ele alındığı romanlardır.
- Psikolojik Roman: Ruh çözümlemelerinin yapıldığı romanlardır.
- Egzotik Roman: Uzak ve yabancı ülkelerin doğa ve insanlarını anlatan romandır.
- Tezli Roman: Bir görüş veya düşünceyi savunan romandır.
- Polisiye Roman: Konularını polisi ilgilendiren olaylardan alan romanlardır.
HİKAYE
Olmuş ya da olması mümkün olan olayları anlatan,romana göre daha kısa olay yazılarıdır.- Romanda birden fazla olay varken hikayelerde çoğunlukla tek bir olay vardır.
- Şahıs kadrosu romana göre dardır.
- Hikayede ayrıntılara girmekten sakınılır,kişiler çoğu zaman hayatlarının belli bir anı içinde anlatılır.
İki tür hikaye görülür;
a) Olay Hikayesi (Klasik Hikaye): Maupassant tarzı da denir. Olay esastır. Bizdeki temsilcisi, Ömer Seyfettindir.
b) Durum-Kesit Hikayesi: Çehov tarzı da denir. Olaydan çok insanın belli bir zaman dilimindeki durumu anlatılır. Bizdeki temsilcisi, Sait Faik Abasıyanık'tır.
MASAL
Genellikle halkın yarattığı , ağızdan ağıza , kuşaktan kuşağa sürüp gelen ,çoğunlukla olağanüstü durum ve olayları yine olağanüstü kahramanlara bağlayarak anlatan eserlere masal denir.Genel Özellikleri:
- Masallar , meydana geldikleri zaman bir kişinin malıyken , yaygınlaştıkça, yöreden yöreye, ülkeden ülkeye geçtikçe halkın malı olur. Masal , anonim bir türdür.
- Olaylar hayal ürünüdür.
- Kahramanlar insanüstü nitelikler gösterir.
- Masallarda genellikle iyilik-kötülük, doğruluk- haksızlık- adalet- zulüm , alçakgönüllülük – kibir…. gibi zıt durumların temsilcisi olan kişilerin mücadelelerinden veya insanların ulaşılması güç hayallerinden söz edilir.
- İyiler hep iyi, kötüler hep kötüdür.
- İyiler ödüllendirilir, kötüler cezalandırılır.
- Masallarda yer ve zaman kavramları belirsizdir.
- Anlatımda genellikle geniş zaman veya öğrenilen geçmiş zaman kipi ( -mişli geçmiş ) kullanılır.
- Anlatım kısa ve yoğundur.
- Masal kişileri her tabakadan seçilebilir.Masallarda cinler, periler, devler de rol alır.
- Masalların bir kısmı hayvanlarla ilgilidir.
- Masalların çoğu “ bir varmış, bir yokmuş …” ya da “ evvel zaman içinde , kalbur saman içinde …” gibi ifadelerle başlar.Bunlara tekerleme denir.Tekerlemeden sonra olay ve dilek bölümleri gelir.Türk masallarında dilek bölümü ya “ onlar ermiş muradına …. “ ya da “ gökten üç elma düştü …” biçiminde başlar.
- Masallarda milli ve dini motiflere hemen hiç yer verilmez.
- Evrensel konuların işlendiği masallarda eğiticilik esastır.
- Masallarda genellikle bir eğitim amacı saklıdır.Masallar bu yönüyle didaktik ( öğretici) bir nitelik taşır.
- Günümüzde belli bir kişinin ortaya koyduğu yapma masallarda yazılmaktadır.
HALK HİKAYELERİ
Hikaye türünün en eski örnekleri olan ve destandan modern hikayeye geçişi sağlayan anonim eserlerdir. Başka bir tanım yapacak olursak; Türk edebiyatı ürünleri içinde 16.yüzyıldan itibaren görülmeye başlanan, genellikle aşıklar tarafından nazım-nesir karışık bir ifade tarzı ile dinleyicilere anlatılarak nesilden nesile intikal eden, yer yer masal ve destan özellikleri gösteren hikayelerdir.Genel Özellikleri:
- Türk edebiyatında bu özelliğe sahip ilk örnek Dede Korkut Hikayeleridir.
- Genellikle aşk konusunun işlendiği halk hikayelerinde zaman zaman kahramanlık konularıyla dini konuların işlendiği de görülmüştür.
- Nazım- nesir karışık olarak anlatılan bu hikayelerin gelişip yayılmasında saz şairlerinin önemli bir fonksiyonu vardır.
- Hikayenin kahramanı aşık olur, sevgilisine kavuşma yolunda çeşitli maceralara girer, sonunda kavuşur veya kavuşamaz ama hikaye de orada biter.
- Halk hikayelerinin destan döneminin kapanmasından sonra ortaya çıktığı kanaati yaygındır. Nitekim Türk edebiyatında halk hikayelerinin en eski örneği sayılan Dede Korkut Hikayeleri de destandan halk hikayeciliğine geçiş dönemi ürünü olarak kabul edilmektedir.
Halk hikayelerini destanlardan ayıran özellikler:
- Mutlaka tarihi bir olaya dayanmaması,
- Nazım-nesir karışık oluşu ve zamanla nesir kısmının ağırlık kazanması,
- Şahısların ve olayların anlatımında takınılan gerçekçi tavır,
- Kahramanlıktan çok aşk maceralarına yer verilmesi,
- Hikayedeki manzum kısımların genellikle saz eşliğinde dile getirilmesi,
- Değişik bir anlatılma üslup ve geleneğinin olması,
- Belli yerlerinde tekerleme adı verilen belli söz kalıplarının bulunması gibi hususlarda ayrılmaktadır.
Halk hikayeleri konularına göre dört çeşittir:
a. Aşk Hikayeleri: Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Yusuf ile Züleyha, Ercişli Emrah ve Selvi, Tahir ile Zühre, Âşık Garip Hikayesi, Aşık Kerem Hikayesi, Elif ile Mahmut...
b. Dini-Tarihi Halk Hikayeleri: Hayber Kalesi, Kan Kalesi, Battal Gazi, Danişmend Gazi, Hz. Ali ile ilgili diğer hikayeler...
c. Kahramanlık Hikayeleri: Köroğlu Hikayesi
d. Destanî Halk Hikâyeleri: Dede Korkut Hikayeleri NOT: Destan geleneğinden Halk hikâyeciliğine geçişin ilk ürünü Dede Korkut Hikayeleri’dir. Bu nedenle Dede Korkut Hikayeleri özel bir önem taşır.
Not: Mesnevi ve Manzum Hikaye türleriyle ilgili bilgiler “Nazım Biçimleri” ve “Manzume ve Şiir” bölümlerinde verilmiştir.
Mesnevi Türünün Şiirle Ortak ve Şiirden Farklı Yönleri:
1) Şiirle benzer yönü:Redif,kafiye,ölçü,ses ve söyleyiş gibi ahenk unsurlarının ve yapı(nazım birimi) unsurunun benzer olması.
2) Şiirle farklı yönü:Mesnevide bir olay örgüsünün bulunması ve bu olay örgüsüne bağlı kişi,zaman,mekan unsurlarının bulunması.
DESTAN
Bir milletin başından geçmiş ve toplumda derin etki bırakan savaş,göç,afet,kıtlık gibi olayların etkisiyle söylenmiş,kimi zaman da bir kişinin kahramanlıklarını anlatan uzun manzum hikayelerdir.
Destanlar; milletlerin tarihinde derin iz bırakmış önemli olayları harikuladeliklerle süsleyerek anlatan uzun, manzum, milli eserlerdir. Destan anlatıcısı ozan (akın veya baksı) onu bir kopuz eşliğinde söyler. Bir takım mimik, jest ve taklitlerle anlatımını kuvvetlendirmeye çalışır.
Masallarla destanlar arasındaki benzerlik ve farklılıklar:
Masal ile destan arasında şu benzerlik vardır:
Destanlarda, masal kahramanı olarak bilinen perilerin yaşayışına benzer bir hayat süren destan kahramanları vardır. Oğuz Destanı’nda Oğuz’un evlendiği kızlar gibi.
Masal ile destan arasındaki farklar:
- Masal konuları çeşitli olmasına rağmen destan konularında kahramanlığa fazla yer verilir. Umumiyetle milletlerin mazisindeki önemli olaylar ve büyük kahramanlar etrafında destanlar teşekkül eder.
- Masal kahramanlarının hayali olmasına karşılık destan kahramanlarını biz tarih sayfalarında bulabiliriz. Oğuz Kağan gibi.
- Destanlar daha hacimli olur. Pek çok olayın anlatıldığı destanların hacimleri de uygun olarak geniş bir yer kaplar.
- Destanlar manzum olurlar, masallardaki durum ise tamamıyla tersidir. Masallarda manzum kısımlar yok denecek kadar azdır.
- Masalların benzerlerine başka milletlerde de rastlanıldığı halde destanlarda durum farklıdır. Destanlar millidir. Bir millete aittir.
Romanlarla destanlar arasındaki benzerlik ve farklılıklar:
Roman ile destan arasında şu benzerlik vardır:
Her iki türün yapısının da olay örgüsü,kişiler,zaman ve mekan unsurlarından oluşması.
Roman ile destan arasındaki farklar:
- Destanda bir milleti derinden etkileyen olaylar işlenirken romanda konu sınırlaması söz konusu değildir.
- Destanın doğal gerçekliği bulunmazken romanda doğal gerçeklik ve kurmaca gerçeklik birlikte işlenir.
MANZUM HİKAYE
Manzum Hikaye; bir mekan, bir zaman ve kişiler etrafında gelişen olay örgüsünü şiir halinde anlatan nazım biçimidir. Türk edebiyatında Tanzimat sonrasında gelişen bu türün en güzel örneklerini Tevfik Fikret ve Mehmet Akif Ersoy vermiştir.
Manzum hikâyelerin öykülerden tek farkı manzum(şiir) biçimde yazılmış olmasıdır. Bu tür hikayelerde didaktik şiir özelliği görülür.
Tarihi:
Bu tür için ilk adımları Recaizade Mahmud Ekrem ile Muallim Naci atmıştır. Bu tür Servet-i Fünun döneminde etkili hale gelmeye başlamıştır. Mehmet Akif Ersoy’un ise Küfe, Seyfi Baba, Mahalle Kahvesi, Hasta gibi önemli manzum hikayeleri bulunmaktadır.
Temsilcileri:
En önemli temsilcileri Mehmet Akif Ersoy ve Tevfik Fikret'tir. Bunun yanında Beş hececiler de bu türe katkıda bulunmuştur.
Genel Özellikleri
- Manzum hikayeler edebi metinlerdir.
- Konu ve özellik bakımından hikaye ile aynı özellikleri gösterir.
- Tanzimattan sonra ortaya çıkan bu manzume türü kafiyeli ve redifli, şiir biçiminde hikaye yazmak amacını güder.
- Manzum hikayelerde şairler ya bir olayı anlatırlar ya da bir öğüt verme çabası güderler.
- Manzum hikayeler genellikle bir çevre tasviriyle başlar, o çevrenin kişileri anlatılır.Sonra olay anlatılır.Amaç okuyucuya bu bölümde ders vermektir.Bir hikaye gibi sonlandırılır.
- Manzum hikayeler düşündürücü ve eğiticidir.
- Manzum hikayeler belli bölümlerden oluşur.İlk bölümde anlatılmak istenen olaydan ve kişilerden bahsedilir.İkinci bölümde olaylar anlatılır,örneklerle tasdik edilir.Üçüncü bölümde ise olay son bulur ve okuyucuya ders vermeyi güden cümleler yer alır.
B- GÖSTERMEYE DAYALI EDEBİ METİNLER
- Olayı bir topluluk önünde canlandırma esasına dayanan metinlerdir.
- Ortaoyunu,karagöz,komedi,dram… gibi türler bu bölüme girer.
TİYATRO
Hayattaki olayları konu edinen, sahnede oynanmak amacıyla yazılan edebi eserdir.
Tiyatro göstermeye bağlı bir güzel sanat dalı olarak “dramatik sanatlar” dan biridir.
- Roman ve hikaye soyut olduğu halde, tiyatro somuttur.
- Tiyatro metinlerindeki temel ifade biçimi “ gösterme” ve “anlatma” dır
- Tiyatro eserleri, konularına göre dram, trajedi ve komedi gibi türlere ayrılır.
MODERN TÜRLER
A-TRAJEDİ:
Seyirciye, hayatın acıklı yönlerini göstermek, ahlak ve erdemi anlatmak için yazılmış manzum eserlerdir.
- Konusunu seçkin kimselerin hayatından ya da mitolojiden alır.
- Kahramanları tanrılar, tanrıçalar ve soylu kimselerdir.
- Kusursuz bir üslubu vardır. Kaba sözlere yer verilmez.
- Eser baştan sona kadar ağırbaşlı, ciddi bir hava içinde geçer.
- Çirkin olaylar, seyircinin gözü önünde gerçekleştirilmez, sahne arkasında gerçekleştirilir. Bu olaylar haberciler tarafından sahnede aktarılır.
- Üç birlik kuralına uyulur. (yer, zaman, olay)
- Oyunda koroya yer verilir.
Ünlü trajedi yazarları;
Eski Yunan; Aiskhylos, Eurupides, Sophokles.
Fransız; Corneille, Racine.
B-KOMEDİ:
İnsanların ve olayların gülünç yönlerini ortaya koymak, izleyenleri güldürmek ve düşündürmek amacıyla yazılmış tiyatro eseridir.
- Konusunu, yaşanılan hayattan ve günlük olaylardan alır.
- Kişiler halktan ve yüksek zümreden her çeşit insan olabilir.
- Her türlü söze şakaya yer verilir.
- Kişilerin her türlü davranışları sahnede gösterilir.
- Birbirini izleyen diyalog ve koro bölümlerinden oluşur.
- Manzum olarak yazılır.
- Üç birlik kuralına uyulur.
Türün yazarları, Yunan-Aristophanes, Fransız- Moliere.
C-DRAM:
Hayatı olduğu gibi acıklı ve gülünç yönleriyle sahnede göstermek için yazılan tiyatro eseridir.
- Hayatı olduğu gibi yansıtır. Trajedi ve Komedi kaynaşmıştır.
- Konusunu günlük yaşamdan ve tarihten alır.
- Üçbirlik kuralına uyma zorunluluğu yoktur.
- Olaylar, çirkin dahi olsa sahnede gösterildiği gibi kişiler hangi sınıf ve halktan olursa olsun dramda yer alır.
GELENEKSEL TÜRK TİYATROSU TÜRLERİ
KARAGÖZ
Seyirlik halk oyunlarından olan Karagöz, bir gölge oyunudur. Oyunda Karagöz cahil halk tipini; Hacivat ise aydın tipini temsil eder. Geleneksel Türk Tiyatrosu ürünlerindendir. Manda ve deve derisinden yapılan resimlerin, bir ışık yardımıyla sahnedeki perdeye yansıtılmasıyla oluşur. Bir gölge oyunudur. Bu nedenle bazı kaynaklarda “Hayal-i Zıl” şeklinde de adlandırılır. Kahramanları Karagöz, Hacivat, eşraftan kimseler, Beberuhi, Tuzsuz Deli Bekir, satıcılardır. Karagöz; okumamış, hazır cevap, söylenenleri ters anlayan ve buna göre cevaplar veren kaba bir adamdır. Hacivat ise aydın ve yarı aydın kişileri temsil eder. Karagöz oyununda bütün konuşmalar perdenin arkasındaki tek kişi tarafından yapılır. Bu nedenle Karagöz oynatmak zor bir iştir. Karagöz oyununun oynatıldığı perdeye “hayal perdesi” denir. Oynatan kişi de hayali ya da hayalbaz olarak adlandırılır.
Karagöz oyunu dört bölümden oluşur:
- Giriş: Sahneye göstermelik denen bir resim konulur.
- Muhavere: Karagöz ve Hacivat’ın karşılıklı konuşmaları
- Fasıl (Asıl oyun)
- Bitiş: Oyunun sonunda hatalar için özür dilenen ve bir sonraki oyunun yerinin belirtildiği bölümdür.
Karagöz oyunundaki tipler ana hatlarıyla şöyle tasnif edilir:
a)Asıl Tipler:Karagöz, Hacivat
b)Şive taklitleri yapan tipler: Kastamonulu, Kayserili,
Bolulu,Eğinli,Arap, Acem,Arnavut,Laz,Kürt,Rumelili,
Muhacir,Ermeni,Yahudi,Rum ,Frenk
c)Hasta Tipler:Beberuhi,Tiryaki, Kekeme,Altıkulaç,
Sarhoş, Deli
d)Diğer Tipler:Çelebi,Köçek,Zenne
ORTAOYUNU
Seyircilerle çevrilmiş bir alanda, yazılı bir metne bağlı kalmadan ve doğaçlama (tuluat) yoluyla oynanan bir oyundur.
Pişekar ve Kavuklu oyunun temel kişileridir.
Halkın ortak malıdır. Oyunların güldürme unsurları karşılıklı konuşmalardaki söz oyunları, hazır cevaplılık, yanlış anlamalar ve yöresel konuşmaların taklitleridir. Oyunda Karagöz ile Kavuklu’nun; Pişekâr ile Hacivat’ın bütün özellikleri aynıdır. Karagöz ile Ortaoyunun farkı ise, Karagöz’ün perdede, Orta Oyun’un meydanda oynanmasıdır. Yani Orta Oyunu canlı kişilerle oynanırken Karagöz’de tasvirlerin gölgesi oynatılır.
MEDDAH
Geleneksel tiyatro içinde yer alan Meddah hikâyelerinde rol alan bütün kişileri, hikâyeyi anlatan ve meddah adıyla anılan tek kişi canlandırır. Hikâye anlatmak olan meddahlık bir taklit yapma sanatıdır. Perdesi, sahnesi, dekoru, kostümü bir sanatkârda toplanmış bir temaşadır.
Meddah bir sandalyeye oturarak dinleyicilerine hikâyeler anlatır. Meddahın anlatışını, günlük yaşamdaki olaylar, masallar, destanlar, hikâyeler ve efsaneler oluşturur.
Meddahın aksesuarını bir mendil ile bir sopa (baston) oluşturur. Genellikle güldürücü, ahlâkî ve edebi sonuç çıkarılacak hikâyelerine klişeleşmiş "râvıyân-ı ahbar ve nâkılân-ı âsar ve muhaddisân-ı ruzigâr şöyle rivayet ederler ki" şeklinde söz başı ile başlar, daha sonra kahramanları sayıp hikâyesini anlatır. Meddah hikâyenin kahramanlarını kendi yöresinin dili ve şiveleri ile konuşturan insandır.
KÖY SEYİRLİK OYUNLARI
Köy seyirlik oyunları, adı üzerinde seyirlik oyunlardır. Tıpkı ortaoyunumuzda olduğu gibi bu oyunlar da genellikle köyün ortasında, köy meydanında oynanır. Seyirciler çepeçevre oyuncuları çevreler.
Oyuncu - seyirci ayrılığı hem vardır hem yoktur. Oyuncuları oyuna seyirciler hep beraber hazırlar. Bir tas, bir şapka, bir baston, bir deve, bir sopa, bir tüfek olabilir. Sırası gelen oyuncu seyirci içinden çıkarak oyuna katılır, oyundaki görevi bittikten sonra yeniden seyircilerin arasına karışır.
Köy seyirlik oyunlarında da ortaoyununda ve meddahta olduğu gibi doğaçlamaya büyük önem verilir.
NOT:
Geleneksel tiyatro türlerini modern tiyatro türlerinden ayıran özellikler:
- Geleneksel Türk tiyatrosunda yazılı bir metin yokken modern Türk tiyatrosunda yazılı metin vardır. * Geleneksel Türk tiyatrosunda sahne ve dekor anlayışı yokken modern Türk tiyatrosunda sahne ve dekor kullanılmaktadır.
- Geleneksel Türk tiyatrosunda belirli tipler varken modern Türk tiyatrosunda çeşitli karakterler ve tipler birlikte yer almaktadır.
- Geleneksel Türk tiyatrosunda taklitler,şive bozuklukları ve yanlış anlamalar önemli bir yer tutarken modern Türk tiyatrosunda konuya göre bir dil kullanılmaktadır.
9. Sınıf Türk Edebiyatı Ders Notları 2. Ünite - Coşku ve Heyecan Dile Getiren Metinler (Şiir)
9. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI
II. ÜNİTE
COŞKU VE HEYECAN DİLE GETİREN METİNLER (ŞİİR)
ŞİİR VE ZİHNİYET
Zihniyet,bir dönemdeki sosyal, siyasî ,idarî, adlî, dinî, ticarî hayatın birlikte oluşturduğu ortamdır.Yani devrin kabul edilmiş sanat zevki ve hakim anlayışıdır.Bir eser hangi dönemde verilmişse, o dönemden izler taşır.Şairlerin şiirleri de yaşadıkları dönemden izler taşır.Şairlerin şiirlerinde de yaşadıkları dönemin sosyal ve siyasal olaylarını, kültürünü,ilişkilerini,inançlarını,sanat zevkini görebiliriz.Dolayısıyla bir şiiri incelerken, o şiirin yazıldığı dönemin ve şairin özelliklerini göz önüne almalıyız.
ŞİİRDE AHENK (SES VE RİTM)
Ahenk:
Ahenk kelimesi uyum anlamına gelmektedir. Edebiyatta ise kelimelerin birbiriyle ses ve anlam bakımından etkileyici bir bütün olması anlamındadır.Şiirde ahenk;ustaca kullanılan ses akışı,söyleyiş,ritm,ölçü ve her türlü ses benzerliğiyle sağlanır. Şiirde ahengi sağlamak için ölçü,uyak,vurgu,tonlama gibi değişik unsurlar kullanılır.
Şiirde ahengi sağlayan unsurları şöyle sıralayabiliriz:
1) Vurgu:
Bir kelimede hecelerden birinin diğerlerine göre daha baskılı,daha kuvvetli söylenmesidir. Vurgu hem kelimenin anlamını güçlendiren hem de şiiri ahenkli kılan bir unsurdur. Vurgulama ve tonlama şiirin ahengini ve etki gücünü bir kat daha artırır.Ör:
Gök sarı toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı
Arkada zincirlenen Toros Dağları
2) Tonlama:
Anlatılmak istenen duygu veya düşüncenin daha etkili ifade edilebilmesi için ses tonunu değiştirerek okumaya tonlama denir. Böylece acıma,üzüntü,özlem,hayranlık, sevgi gibi duygular belirginlik kazanır.Ör:
Bir sarsıntı... Uyandım uzun süren uykudan,
Geçiyordu araba yola benzer bir sudan.
3) Ölçü:
Ahengi sağlamak şiire belli bir düzen vermek için şiirlerde çeşitli ölçüler kullanılır. Türk edebiyatında hece ve aruz ölçüsü olmak üzere iki çeşit ölçü kullanılmıştır.a) Hece ölçüsü: Şiirdeki tüm dizelerin hecelerinin sayısının eşit olması esasına dayanır.
- Hece ölçüsü Türklerin bulduğu bir ölçüdür.
- Bilinen en eski Türk şiirlerinde de bu ölçü kullanılmıştır.
- 7’li, 8’li, 11’li hece ölçüsü kalıpları en çok kullanılan kalıplardır.
Durak: Ölçü kalıpları içerisindeki durma yeridir.Hece
ölçüsünde duraklar sözcükleri bölmez.
b) Aruz ölçüsü: Dizelerdeki hecelerin açıklık kapalılık
esasına bağlı olan bir ölçü sistemidir. Sonu ünlü ile biten
heceler ‘’açık’’, sonu ünsüzle biten heceler de ‘’kapalı’’ hece
olarak adlandırılır. Ayrıca uzun ünlülü heceler ile dize
sonundaki heceler daima kapalı kabul edilir.
- Aruz ölçüsünde duraklar sözcükleri bölebilir.
O be nim mil / le ti min yıl / dı zı dır par / la ya cak
. . - - . . - - . . - - . . -
Fe i la tün Fe i la tün Fe i la tün Fe i tün
- Aruz vezninde hecelerin kısalığı ve uzunluğu esas olduğu için bazı Türkçe kelimeler kısa olduğu halde vezin gereği uzun okunur; buna imale denir. İmale kısa heceyi uzun yapar. Arapça ve Farsça kelimelerdeki bazı uzun seslerin vezin gereği kısa okunmasına da zihaf denir. Sessiz bir harfle biten kelime vezin gereği açık olması gerekirse, kendinden sonra sesli ile başlayan bir hece varsa birinci kelimenin sonundaki harf, ikinci kelimenin ilk hecesine ulanır. Buna ulama denir. Ulama kapalı heceyi açık yapar.
c) Serbest Ölçü: Herhangi bir sisteme bağlı olmayan ölçüdür. 19.yüzyıl sonlarından itibaren edebiyatımıza girmiştir.
4) Uyak (Kafiye) ve Redif:
Uyak: Dize sonlarında bulunan ve görevleri farklı olan ses veya ek benzerlikleridir.Redif: Mısra sonlarında bulunan aynı görevdeki ses, ek ve kelime tekrarlarıdır.
Her yalana kanmışım kafiye:’’an’’
Her söze inanmışım redif: ‘’mışım’’
Ben artık sevgiden de
Bıkmışım, usanmışım
Uyak Çeşitleri
a)Yarım Uyak: Sadece bir ünsüzün benzeşmesiyle oluşan kafiyeye yarım uyak denir.Bir sarsıntı... Uyandım uzun süren uykudan, kafiyeye yarım uyak denir. Geçiyordu araba yola benzer bir sudan.
Ecel büke belimizi
Söyletmeye dilimizi
Hasta iken halimizi
Soranlara selam olsun
b)Tam Uyak: Biri ünlü biri ünsüz olmak üzere iki sesin benzerliğiyle oluşan uyağa tam uyak denir.
Ben gideyim yol gitsin,ben gideyim yol gitsin;
İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler
Tak,tak ayak sesimi aç köpekler işitsin
Yolumda bir tak olsun zulmetten taş kemerler
c)Zengin Uyak: En az üç sesin benzerliğiyle oluşan uyağa zengin uyak denir.
Bir idamlık Ali vardı,asıldı
Kaydını düştüler,mühür basıldı
Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı.
d)Cinaslı Uyak: Aynı seslerden oluşan ;fakat farklı anlamları karşılayan kelimelerle yapılan uyağa cinaslı uyak denir. Cinas bir kelimenin tekrarı değildir. Aynı kelimenin aynı anlamla tekrar etmesine redif denir.
Kalem böyle çalınmıştır yazıma
Yazım kışa uymaz kışım yazıma
Bu beyitteki ‘yazıma’ sözcüklerinin yazımı aynıdır; ancak birinci dizede kaderime anlamında ikinci dizede ise yaz mevsimi anlamında kullanıldığından cinaslı uyaktır.
NOT: Yazımları ve anlamları aynı olan iki sözcük redif; yazımları aynı ancak anlamları farklı olan iki sözcük cinaslı kafiye oluşturur.
NOT: Uzun okunan ünlüler iki ses değerinde kabul edilir.
Uyak Düzeni(Şeması) ve Çeşitleri
Şiirler uyaklanış bakımından üçe ayrılır:a) Düz uyak: Uyaklı kelimeler aaxa veya aaab şeklinde sıralanmışsa buna düz uyak denir.
Hiç anılmaz olmuş atalar adı
Beşikte bırakmış ana evladı
Kırılmış yetimin kolu kanadı
Zulüm pençesinden aman kalmamış
b) Çapraz uyak: Uyaklı kelimeler abab şeklinde sıralanmışsa buna çapraz uyak denir.
Sokaktayım kimsesiz bir sokak ortasında
Yürüyorum arkama bakmadan yürüyorum
Yolumun karanlığa saplanan noktasında
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum
Necip Fazıl Kısakürek
c) Sarma uyak: Uyaklı kelimeler abba şeklinde sıralanmışsa buna çapraz uyak denir.
En son Bektaş Ağa çöktü diz üstü
Titrek elleriyle gererken yayı
Her yandan bir merak sardı alayı
Ok uçtu,hedefin kalbine düştü
d) Mani tipi uyak: Mani tipindeki şiirlerde kullanılan uyak türüdür. aaxa şeklinde uyaklanır.Tek dörtlük için geçerlidir.
Dağlarda kar kalmadı
Gözlerde fer kalmadı
Daha yazacak idim
Kağıtta yer kalmadı
5) Aliterasyon ve Asonans:
Bir şiirin dizelerinde sürekli aynı ünsüzün tekrarlanmasından oluşan ahenge aliterasyon denir.Bir şiirin dizelerinde sürekli aynı ünlünün tekrarlanmasıyla oluşan ahenge asonans denir.
senin kalbiden sürgün oldum ilkin
bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
“ ü harfi ile asonans , s harfi ile aliterasyon yapılmıştır. ”
ŞİİR DİLİ
Şiir insanın değişen duygu, coşku, özlem ve hayallerini kendine özgü bir dille ifade eder. Dili daha canlı,daha güzel ve daha tesirli hale getirerek ona bir üst kimlik kazandırır. Şair günlük dildeki sözcükleri özenle seçer. Onlara yepyeni anlamlar kazandırır. Kullanılan dile yeni değerler ve anlamlar kazandırır. Benzetmelere değişmecelere(mecaz) yer verir.Somut varlıkları soyutlaştır, soyutları da somutlaştırır. Böylece duygu ve düşüncelerine bir anlam derinliği kazandırır.
Söz Sanatları
1 ) Teşbih (Benzetme) :
Anlama güç katmak için, aralarında gerçek ya da mecaz, çeşitli yönlerden ilgi, benzerlik bulunan en az iki varlıktan zayıf olanı nitelik bakımından güçlü olana benzetme sanatıdır.Teşbih sanatında en az iki, en fazla dört öğe bulunur.
Öğeleri şunlardır :
- Benzeyen: Birbirine benzetilen şeylerden nitelik bakımından güçsüz olanıdır.
- Kendisine Benzetilen: Birbirlerine benzetilen şeylerden nitelik bakımından daha üstün ve güçlü olanıdır.
- Benzetme Yönü: Benzeyen ve kendisine benzetilen arasındaki ortak noktadır. Zaten benzetme bu ortak noktayı belirtmek için yapılır.
- Benzetme Edatı : Benzeyen ve kendisine benzetilen arasında benzetme ilgisi kuran kelime veya ektir.
Ör: Bu sesler dokunuyor en ağrıyan yerime,
Bir eski çıban gibi işliyor içerime.
(Ayak Sesleri/ Necip Fazıl Kısakürek)
Benzeyen: Sesler
Kendisine benzetilen unsur:Eski çıban
Benzetme yönü: Batmak,işlemek
Benzetme edatı: Gibi
Ör: Kömür gözlüm, gül dudaklım
Sen de bir gün perişan ol
Hicranî
Benzeyen: göz - dudak
Benzetilen:kömür – gül
2 ) İstiare (İğretileme) :
Sadece benzeyen ya da benzetilenle yapılan teşbihe istiare denir. Açık istiare ve kapalı istiare olmak üzere ikiye ayrılır.a- Açık istiare: Benzetme öğelerinden sadece kendisine benzetilenin bulunduğu benzeyenin bulunmadığı istiaredir.
Ör: Yüce dağ başında siyah tül vardır.
Benzeyen: bulut(söylenmemiş)
Benzetilen:siyah tül (söylenmiş)
Ör: Havada bir dost eli okşuyor derimizi
Benzeyen: Rüzgar(söylenmemiş)
Benzetilen: dost eli(söylenmiş)
b- Kapalı istiare: Benzetme öğelerinden sadece benzeyenle yapılan istiaredir. Kapalı istiarede kendisine benzetilen yer almaz.
Ör: Yüce dağların başında
Salkım salkım olan bulut.
Benzeyen:Bulut(var)
Kendisine benzetilen:üzüm(yok)
Ör:
Bir arslan miyav dedi
Minik fare kükredi
Fareden korktu kedi
Kedi pır uçuverdi
Dörtlükte ‘’aslan’’ , ‘’miyav’’ sözcüğüyle kediye;fare, kükredi sözcüğüyle aslana; ‘’kedi’’ ‘’uçuverdi’’ sözcüğüyle kuşa benzetilmiştir. Ancak dörtlükte benzetilene yer verilmemiştir.
3 ) Teşhis (Kişileştirme) :
İnsan dışındaki canlı ve cansız varlıklara insana özgü bir özellik verme sanatına teşhis denir.Ör: Ağlama karanfil beni de ağlatma
Sil göz yaşlarını
4 ) İntak (Konuşturma) :
İnsan dışındaki canlı ve cansız varlıkların konuşturulması sanatıdır. Konuşturma kişileştirmeden sonra gelir.Varlıklar önce kişileştirilir sonra gerekirse konuşturulur.Her intakta bir kişileştirme vardır ama her kişileştirmede bir intak yoktur. Fabllar bu sanata örnektir.Ör: Mor menekşe:’’Bana dokunma;’’diye bağırdı.
5 ) Tezat (Karşıtlık) :
Aynı varlığın, olayın, durumun…birbirine karşıt iki yönünü bir arada belirtmeye ya da birbirine karşıt kavramlar arasında ilgi kurmaya tezat denir.Ömrümde zararsız günümü bilmem Her senede yüz milyonluk kârım var. (Huzuri)
Aşk derdiyle hoşem el çok ilâcımdan tabip
Kılma derman kim helakim zehr-i dermânındadır (Fuzuli)
6 ) Mübalağa (Abartma) :
Bir sözün etkisini arttırmak amacıyla bir şeyi olduğundan çok göstermek ya da olmayacak biçimde anlatma sanatıdır.Ör: Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan şühedâ
Ör: Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
Gömelim gel seni tarihe desem,sığmazsın.
7 ) Telmih (Hatırlatma) :
Söz arasında herkesin bildiği bir olaya ya da kişiye işaret etme sanatı.Vefasız Aslı’ya yol gösteren bu,
Kerem’in sazına cevap veren bu.
Gökyüzünde İsa ile,
Tur dağında Musa ile,
Elindeki asa ile,
Çağırayım Mevlam seni.
Yunus Emre
8 ) Tecahül-i Arif (Bilip de Bilmezlikten Gelme) :
Anlam inceliği oluşturmak için herkesçe bilinen bir gerçeği bilmez görünerek anlatma sanatıdır.Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?
Cahit Sıtkı Tarancı
9 ) Hüsn-i Talil (Güzel Bir Nedene Bağlama) :
Sebebi bilinen bir olayın meydana gelişini,gerçek sebebinin dışında başka,güzel bir nedene bağlamadır.Senin o gül yüzünü görmek için
Sana güneş bakmak için doğuyor.
10 ) Tenasüp (Uygunluk) :
Anlam yönünden birbiriyle ilgili sözcükleri bir arada kullanmaktır.Ör: Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabip
Kılma derman kim helakim zehr-i dermendadır.
Bu dizelerde ‘dert, derman, ilaç, tabip’ birbiriyle ilgili sözcükler olarak kullanılmıştır.
11 ) Mecaz-ı Mürsel (Ad Aktarması) :
Bir sözün benzetme amacı güdülmeden başka bir sözcük yerine gerçek anlamı dışında kullanılması sanatıdır.Ör: Ankara bu olaya tepki gösterdi.
Burada tepki gösteren şehir değil. Ankara da bulunan hükumettir. Mecaz-ı Mürsel yapılmış. Şehir söylenmiş hükumet kastedilmiştir.
Ör: Cemil Meriç’i her okuyuşumda yeni bir şeyler buluyorum.
(Kitabını okuyorum kendisini değil)
ŞİİRDE YAPI
Şiirin yapısı anlam ve ses kaynaşmasından oluşur. Anlam ve ses kaynaşmasından oluşan nazım birimlerine beyit, kıt’a, bent, mısra gibi isimler verilir. Dize ,beyit, dörtlük gibi birimlerle ölçü, kafiye düzeni, tema ve imgeler belli bir bütün oluşturarak şiirde yapıyı meydana getirir.Nazım biçimi: Bir şiirde dizelerin kümelenişinden, uyakların sıralanış düzeninden ve ölçü özelliklerinden doğan örgüye denir.Nazım biçimlerini belirlemede en temel ölçüt nazım birimidir.
Nazım türü: Bir şiirin konusuna göre aldığı addır.
Nazım birimi: Bir manzumede anlam bütünlüğü taşıyan en küçük parçaya nazım birimi denir. Nazım birimi en az iki dizeden oluşmak üzere üç, dört, beş veya daha fazla dizeden oluşabilir.
Mısra (Dize): Bir şiirin her bir satırına dize denir.
Beyit: İki dizeden oluşan nazım birimine beyit denir.
Ör: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi
Kanuni Sultan Süleyman
Kıt’a(Dörtlük): Dört dizeden oluşan nazım birimine kıt’a veya dörtlük denir.
Ör: Tarihim,şerefim,şiirim,her şeyim
Yer yüzünde yer beğen
Nereye dikilmek istersen,
Seni oraya dikeyim!
Arif Nihat Asya
Bent: İkilik ve dörtlük dışında kalan 3,5,7 veya daha fazla eşit satırdaki dizelerden oluşan nazım birimine bent denir.
Bugün Cuma
Büyük annemi hatırlıyorum
Dolayısıyla çocukluğumu
Uzun olsaydı o günler!
Yere düşen ekmek parçasını
Öpüp başıma götürdüğüm günler!
Konu: Üzerinde söz söylenen herhangi bir olay,düşünce veya duruma konu denir. Bir şiir birden fazla konuya değinebilir. Tema: Şiirin bütününe hakim olan duygu veya hayale tema denir.
Şiirin yapısını oluşturan tüm bu öğeler gerek Divan edebiyatımızda gerekse Halk edebiyatında gelenek çerçevesi içerisinde çeşitli nazım şekilleri ve türleri oluşturmak amacıyla belli ölçülerde kullanılmıştır. Oluşan bu nazım şekilleri ve türleri Halk edebiyatı ve Divan edebiyatı nazım şekilleri ve türleri başlıkları altında ele alınırlar.
TÜRK EDEBİYATINDA KULLANILAN NAZIM BİÇİMLERİ
A) İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI
- M.S.VIII. yüzyıla gelinceye kadar Türklerin henüz yazıyı kullanmadıkları dönemdeki edebiyattır. * Bu dönem edebiyatı, sözlü olarak üretilmiş ve kulaktan kulağa yayılarak varlığını sürdürmüştür.
- Bu dönem edebiyatı müzik eşliğinde (“kopuz” adı verilen sazla) dile getirilmiştir.
- Ölçü, ulusal ölçümüz olan “hece” ölçüsüdür.
- Nazım birimi “dörtlük”tür.
- Dönemine göre arı(sade) bir dili vardır.
- Dizelere genel olarak yarım uyak hakimdir.
- Daha çok doğa, aşk ve ölüm konuları işlenmiştir.
- Bu döneme yönelik elimizdeki en önemli ve eski kaynak Kaşgarlı Mahmut’un “Divan-ı Lügat-it Türk” adlı eseridir.
Kullanılan Nazım Biçimleri:
Koşuk
- “Sığır” denilen sürek avları sırasında söylenen şiirlerdir.
- Konusu daha çok doğa, aşk, savaş ve yiğitliktir. * Bu tür daha sonra Halk edebiyatında “Koşma” adıyla anılmıştır.
Sagu
- Yuğ” adı verilen ölüm törenlerinde, ölen kişilerin erdemlerini ve duyulan acıları dile getiren şiirlerdir. * Divan edebiyatında “mersiye”;halk edebiyatında “ağıt” ismini almıştır.
Sav
- Dönemin özlü sözleridir.
- Bugünkü atasözlerinin ilk biçimi niteliğindedir.
Destan
Toplumu derinden etkileyen olaylar sonunda halk arasında kendiliğinden oluşan uzun nazım türüdür.Destanların Özellikleri:
- Toplumun ortak görüşlerini yansıtması
- Olağanüstü özellikler taşıması
- Kişilerinin seçkin olması (Kral, Han, Hakan...vb.)
- Ait oldukları milletten izler taşıması
- Oldukça uzun olması
- Konuları bakımından savaş, deprem, yangın… şeklinde sıralanabilmesi
Türk Destanları:
Destanlarımız yazıya geçirilmedikleri için bugün bunların ancak konularını bilmekteyiz. Bunları da İran, Çin ve Arap kaynaklarından öğreniyoruz.A) SAKA DEVRİ DESTANLARI
- Alp Er Tunga Destanı: Türk-İran savaşlarında Alp Er Tunga’nın yiğitliklerini ve bu savaşları anlatır.
- Şu Destanı: İskender’le Türkler arasındaki savaşı ve Türk hakanı Şu’nun kahramanlıklarını anlatır.
B) HUN DEVRİ DESTANI
Oğuz Kağan Destanı: Hun hükümdarı Mete’yi ve onun yaşamını anlatır.C) GÖKTÜRK DEVRİ DESTANLARI
- Bozkurt Destanı: Göktürklerin dişi bir kurttan türeyişini anlatır.
- Ergenekon Destanı: Bir savaşta yenilen ve Ergenekon’a açılan Türklerin orada bir demir dağı eritip intikamlarını almalarını anlatır.
D) UYGUR DEVRİ DESTANLARI
- Türeyiş Destanı: Uygurların bir erkek kurttan türeyişi anlatılır.
- Göç Destanı: Uygur Türklerinin anayurtlarından göçünü anlatır.
NOT: Destanlar oluşumları bakımından iki grupta incelenebilir.
a) Doğal Destanlar: Halk arasında ortaya çıkan anonim ürünlerdir. Bunlar genellikle daha sonra bir şair tarafından derlenip düzenlenmiştir. Bu türe örnek olarak şu destanları sıralayabiliriz.
İliada, Odysseia Yunanlıların (Homeros)
Kalevala Finlilerin
Nibelungen Almanların
Ramayana, Mahabarata Hintlilerin
Cid İspanyolların
Chanson de Roland Fransızların
Gılgamış Sümerlerin
Şehnâme İranlıların (Firdevsi)
b) Yapma (Suni) Destanlar: Bir olayın doğal destana benzetilerek bir şairce destanlaştırılmasıdır. Yapma destan örneği olarak şunları sıralayabiliriz:
Virgilius Aeneit
Dante İlahi Komedi
Tasso Kurtarılmış Kudüs
Milton Kaybolmuş (Kaybedilmiş) Cennet
Fazıl Hüsnü DAĞLARCA Üç Şehitler Destanı
B) İSLAMİ DEVİR TÜRK EDEBİYATI
1) TÜRK HALK EDEBİYATI
- İslamiyet öncesinden günümüze kadar kesintisiz gelen bir edebiyattır.
- Halk içinde yetişmiş ozanların icra ettiği bir edebiyattır.
- Temelinde sözlü bir gelenek vardır.
- Dili sadedir.
- Dörtlük ve yarım kafiye esaslıdır.
- Hece ölçüsü kullanılmıştır.
- Halkın dertlerini, sevinçlerini, her türlü duygularını işlemektedir.
- Koşma, destan, semai, varsağı, mani, ağıt, türkü, bilmece, atasözü, devriye, şathiye, ilahi, deme gibi çeşitli nazım şekilleri vardır.
Kendi arasında:
a) Âşık Tarzı Halk Edebiyatı
b) Anonim Halk Edebiyatı
c) Dini-Tasavvufi Halk Edebiyatı olmak üzere 3’e ayrılır.
a) Âşık Tarzı Halk Edebiyatı :
- İslamiyet'ten önce başlamıştır.
- Bu edebiyatı genellikle “aşık”adı verilen sazlarıyla yazdıklarını besteleyip köy köy dolaşan ozanlar icra etmiştir.
- Hece ölçüsü kullanılmıştır.
- Dili sadedir.
- Nazım birimi dörtlüktür, yarım kafiye kullanılmıştır. * Son dörtlükte şairin mahlası(adı) kullanılır.
- Aşk, ölüm, gurbet, ayrılık konuları sıklıkla ilenmiştir.
- Coşkulu, lirik bir söylenişi vardır.
Kullanılan Nazım Biçimleri:
Koşma:
- Aşk, ayrılık, gurbet,sevgi,doğa,yiğitlik gibi geniş çerçeveli konuların işlendiği bir nazım şaklidir.
- 11’li hece ölçüsüyle yazılır.
- 3 ile 6 dörtlükten oluşur.
- Dili sadedir.
- Kafiye düzeni “abab,cccb,dddb…”şeklindedir.
- Son dörtlükte şairin mahlası bulunur.
- Koşmanın konularına göre “güzelleme, koçaklama, ağıt, taşlama”adlı türleri vardır.
Koçaklama: Savaş, yiğitlik, kahramanlık gibi konuları işleyen koşmalara denir. (Dadaloğlu ve Köroğlu)
Ağıt: Ölen kişinin arkasından duyulan acının ve onun iyiliklerinin işlendiği koşmadır.
Taşlama: Toplumun veya bireylerin aksayan yönlerini eleştiren koşmalara denir. (Seyrani)
NOT: Güzelleme, koçaklama, ağıt, taşlama birer nazım türüdür.
Varsağı:
- Toros Dağları ve Adana civarında yaşayan “VARSAK” boylarının söyledikleri türkülere denir.
- Kafiye düzeni koşma gibidir.
- 4+4 şeklinde 8’li ölçüyle söylenir.
- “BRE, BEHEY, HEY “ nidaları sıklıkla kullanılmıştır.
- En az 3 en fazla 5 dörtlüktür.
- Konu olarak hayattan ve talihten şikayet gibi konular işlenir.
Semai:
- Koşma ile aynı konular işlenir.
- Kafiye düzeni koşma ile aynıdır.
- 4 + 4 =8 ‘li ölçüyle yazılır.
- 3–5 dörtlükten oluşur.
- Koşmadan ezgisi,dörtlük sayısı ve ölçüsü bakımından ayrılır.
Destan:
- 6+5 ‘li hece ölçüsüyle söylenir.
- Halk edebiyatının en uzun nazım biçimidir.
- Kendine özgü bir söylenişi vardır.
- Kafiye düzeni koşma ile aynıdır.
- Ayaklanma, kıtlık, savaş, hastalık gibi toplumsal konular işlendiği gibi bireysel konuların işlendiği destanlar da vardır.
- Dörtlük sayısında sınırlama yoktur.
b) Anonim Halk Edebiyatı:
- Belli bir sahibi yoktur. Halkın ortak malı olan ürünlerden oluşur.
- Dili sade, akıcı bir halk Türkçesidir.
- Şiirlerde hece ölçüsünün 7’li, 8’li, 11’li kalıpları ağırlıklı olarak kullanılır.
- Şiirlerinin nazım birimi dörtlüktür.
- En çok yarım kafiye kullanılmıştır.. Bazı manilerde cinaslı kafiye görülür.
- Ölüm, aşk, tabiat sevgisi, ayrılık acısı, özlem, yiğitlik, toplumsal aksaklıklar gibi konular işlenir.
- Sözlü geleneğe dayanır.
Kullanılan Nazım Biçimleri:
Türkü:
- Kendine özgü bir ezgi ile söylenen nazım biçimidir.
- Genellikle anonimdir,yazarı bilinenleri de zamanla halka mal olmuştur.
- Aşk,tabiat,ayrılık,hasret,gurbet,sevgi,güzellik gibi konular işlenir.
- Türküler 8’li(4+4) veya 11’li(4+4+3) hece ölçüsüyle söylenir..
- Türküler iki bölümden oluşur.
1-Bent: Türkünün asıl sözlerinin bulunduğu bölümdür.
2-Kavuştak: Her bendin sonunda tekrarlanan bölümdür. Nakarat ya da bağlama adı da verilir.
Mani:
- Hecenin 7’li kalıbıyla söylenirler.
- Bir dörtlükten oluşur.
- Uyak düzeni aaxa şeklindedir.
- İlk iki dize doldurmadır. Asıl konu son iki dizededir.
- Konu sınırlaması yoktur.
- Düz mani,kesik mani,yedekli mani v ecinaslı mani gibi türleri vardır.
Ninni:
- Annelerin çocukları uyutmak için belli bir ezgiyle söylediği sözlü edebiyat ürünleridir.
- 7’li,8’li ve 9’lu hece ölçüsüyle söylenir.
- Genellikle dörtlüklerden oluşur.
c) Dinî Tasavvufî Halk Edebiyatı (Tekke Edebiyatı):
- Hece ölçüsü ağırlıklıdır,az da olsa aruz ölçüsü kullanılmıştır.
- Yarım uyak ve redif sık kullanılmıştır.
- Tasavvuf terimlerinin dışında dil,halkın anlayabileceği nitelikte ve sadedir.
- Saz eşliğinde söylenenler de vardır.
- Allah sevgisi,nefsin öldürülmesi,insan sevgisi,ölüm,Allah’a varış yolları,tasavvuf ilkeleri temel konularıdır.
- Coşkuludur,genellikle didaktik şiirlerden oluşur.
- Nazım birimi dörtlüktür ancak beyitle oluşturulmuş türler de vardır.
Kullanılan Nazım Türleri:
İlahi:
- Tekke edebiyatının ana nazım türüdür.
- 8’li hece ölçüsüyle söylenir, 7 ve 11’li de olabilir.
- Fanilik,Allah sevgisi,nefsin öldürülmesi temel konusudur.
- Bu türün en büyük ustası Yunus Emre’dir.
Nefes:
- 8’li hece ölçüsüyle söylenir.
- İlahilerin konularının Bektaşilerce söylenmesi sonucu ortaya çıkmış türdür.
Deme (Deyiş):
- 8’li hece ölçüsüyle söylenir
- Saz eşliğinde kendine özgü bir makamla söylenir.
Nutuk:
Tekke Edebiyatı’nda Pirlerin ve mürşitlerin, tarikata yeni giren müritleri bilgilendirmek tarikat derecelerini ve tarikat adabını öğretmek amacıyla söylenen didaktik şiirlerdir.
Devriye:
Evrendeki canlı cansız her şey Allah'tan gelmiştir, yine Allah'a dönecektir. Bu felsefeyi yansıtan şiirlere Tekke edebiyatında devriye denilmiştir.
Şathiye:
- Dini ve tasavvufi halk şiirinde genel olarak mizahi manzumelere şathiye adı verilir.
- İnançlardan alaylı bir dille söz eder gibi yazılan şiirlerdir.
- Görünüşte saçma sanılan bu sözlerin, yorumlandığında tasavvufla ilgili türlü kavramlara değindiği anlaşılır.
- Bu tür şiirlere genellikle Bektaşi şairlerinde rastlanır.
- Bu türün en tanınmış şairi Kaygusuz Abdal’dır.
NOT: Yukarıdaki türler koşma nazım biçimiyle yazıldığı için birer nazım biçimi değil birer nazım türüdür.
2) DİVAN EDEBİYATI (KLASİK EDEBİYAT)
- Şairler şiirlerini “DİVAN” adını verdikleri bir kitapta topladıkları için bu edebiyatına “Divan Edebiyatı” denilmiştir.Ayrıca “klasik-eski –zümre edebiyatı” da denilir.
- İslamiyet’in kabulünden sonra Türkler yaşamın her alanında Araplardan, Farslardan etkilenmişlerdir. Bu etkileşimin en belirgin olduğu alanların başında edebiyat göze çarpmaktadır.13. yy dan itibaren şair ve yazarlar Fars-Arap etkisine girmeye başlamıştır.
- Dili Arapça, Farsça, Türkçe karışımı olan Osmanlıca’dır.
- Ölçü olarak “aruz ölçüsü”, nazım birimi genellikle beyittir.
- Şiirlerde tam ve zengin uyak kullanılmıştır.
- Anlatılan şey değil, anlatış biçimi ön plandadır.
- Çoğunlukla aşk, şarap, kadın övgü, din, ahlak, tasavvuf konuları işlenmiştir.
- 13.yüzyılda gelişmeye başlamış 16. ve 17. yüzyıllarda en olgun dönemini yaşamış, 19.yüzyılın sonlarına kadar sürmüştür.
- Belli kalıpları olan bir edebiyattır.Duygu ve düşünceler mazmun denilen kavramlarla anlatılır.
- Soyut bir edebiyattır ve toplumsal konulara değinmemiştir.
Kullanılan Nazım Biçimleri:
Divan edebiyatı nazım şekilleri
Dörtlük halindekiler Bent Halinde Beyit halindekiler
Rubai Terci-i bent Gazel
Şarkı Terkib-i bent Kaside
Tuyuğ Mesnevi
Murabba Müstezat
Gazel:
- Güzellik, aşk, kadın, şarap gibi konuları işleyen nazım biçimidir.
- Araplarda Farslara onlardan da Türklere geçmiştir.
- Gazelin ilk beytine “matla”son beytine “makta” denir.
- Makta beytinde şairin mahlası(takma adı) kullanılır.
- En güzel beytine “beyt’ül gazel ya da şah beyit” denir.
- Gazelin bütün beyitlerinde aynı konu işleniyorsa buna yekahenk gazel denir.
- Bütün beyitler aynı söyleyiş güzelliğine sahip ise buna yek-âvâz gazel denir.
- Kafiye şeması: “aa,ba, ca da...” şeklindedir.
- En az beş en fazla on beş beyitten oluşur.
- Konu birliği yoktur. Her beyit başka bir konudan bahsedebilir.
- Türk edebiyatında Fuzûli,Bâki, Nedim en tanınmış gazel şairleridir.
Kaside:
- Din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılan şiirlere denir.
- En az 33 en fazla 99 beyitten oluşur.
- Kafiye düzeni gazelle aynıdır.
- İlk beytine matla, son beytine makta, şairin adının bulunduğu beyte taç beyit,en güzel beytine beyt”ül kasid adı verilir.
Kaside: Nesip- girizgâh- methiye- tegazzül- fahriye- dua bölümlerinden oluşur.
Nesib: Kasidenin giriş bölümüdür.
Girizgah: Konuya giriş niteliğinde olan bölümdür.
Methiye: Övülecek olan kişinin yüceliklerinin sıralandığı bölümdür.
Fahriye: Şairin kendini övdüğü kısımdır.
Tegazzül: Şair bu bölümde bir gazele yer verir.
Dua: Övülen kişinin başarısı için Allah’a dua edilir.
Konularına Göre Kasideler
Tevhid: Allah’ın birliğini anlatan kasidelere denir.
Münacat: Allah’a dua etmek ve yalvarmak için yazılanlara denir.
Methiye: Herhangi bir şahsı övmek için yazılanlar denir. Naat:Peygamberleri övmek için yazılanlara denir.
Hicviye: Birini eleştirmek için yazılanlara denir.
Mersiye: Ölen birinin arkasından yazılanlara denir.
Edebiyatımızda kaside türünün en güzel örneklerini Nef’i vermiştir. Onun Siham-ı Kaza adlı eseri bu türün en meşhur örneğidir.
Mesnevi
- Beyit sayısı sınırsızdır.
- Konu sınırlaması yoktur. Genellikle savaş, aşk,tarihi olaylar,dinî olaylar gibi konular işlenir.
- Mesneviler o dönemde roman ve hikaye türünün yerini tutuyordu.
- Her beyit kendi arasında kafiyelidir.
- Uyak düzeni aa, bb,cc,dd,ee,… şeklinde devam eder.
- Beş mesneviden oluşan eserlere “hamse” denir.
- Bir şehrin güzelliğini anlatan mesnevilere şehrengiz denir.
- Türk edebiyatındaki ünlü mesneviler şunlardır:
Kutadgu Bilig (İlk mesnevi - Öğüt)
Fuzuli- Leyla ile Mecnun (Aşk)
Şeyh Galip- Hüsm ü Aşk (Aşk)
Şeyhi-Harname (Eleştiri)
Ahmedi-İskendername (Tarih)
Nabi- Hayrabat (Öğüt)
Süleyman Çelebi- Vesiletü’n-Necat (Mevlid) (Dini)
Mevlana- Mesnevi (Öğüt)
Müstezat:
- Gazelin özel bir biçimine denir.
- Uzun dizelere kısa bir dize eklenerek yazılır.
- Uzun ve kısa dizeler gazel gibi kendi aralarında uyaklanırlar. Kısa dizelere “ziyade” adı verilir.
Rubai:
- Kafiyelenişi aaxa şeklindedir.Tek dörtlükten oluşur.
- Aruzun belli kalıplarıyla yazılır.
- Hayatın anlamı ve hayat felsefesi,dünyanın nimetlerinden yararlanma ve ölüm gibi konular işlenmiştir.
- İran edebiyatına ait olan bu türün en büyük şairi Ömer Hayyam’dır.
- Türkçe rubailerin en güzel örneklerini Yahya Kemal vermiştir.
Tuyuğ:
- Divan edebiyatına Türklerin kazandırdığı bir nazım şeklidir.
- Yak düzeni rubai gibidir.Tek dörtlükten oluşur.
- Felsefi konular işlenmektedir.
- Kadı Burhanettin’in tuyuğları meşhurdur.
Şarkı:
- Besteyle okunmak için yazılan ve dörtlüklerden oluşan nazım biçimidir.
- Dörtlük sayısı 3ile 5 arasında değişir.
- Birinci dörtlükte 2. ve 4. dizeler diğer dörtlüklerde 4. dizeler aynen tekrarlanır. Buna nakarat denir.
- Türklerin divan edebiyatına kazandırdığı bir türdür.
- Aşk ,sevgi,günlük hayat gibi konular işlenir.
- Halk deyişlerine ve söyleyişlerine yer verilir.
- Şarkı türünün ilk kullanıcısı ve en önemli temsilcisi Nedim’dir.
Murabba:
- Dört dizelik kıtalardan oluşur.
- Bent sayısı 3-7 arasında değişir.
- Her konuda yazılır.
Terkib-i Bent:
- Bentlerle kurulmuş olan bir nazım şeklidir.
- Her bent 7 ile 10 beyitten oluşur.
- Bent sayısı 5 ile 15 arasındadır.
- Bentleri birbirine bağlayan beyitlere vasıta beyti denir.
- Şairin toplumsal ve felsefi konulardaki düşünceleri konu olarak işlenir.
- Terkib-i Bent türünün en önemli ismi Bağdatlı Ruhi’dir.
- Türk edebiyatında bu türün en önemli ismi Ziya Paşa’dır.
Terci-i Bent:
- Terkib-i bente benzer. Yalnız burada bentler arasındaki vasıta beyti aynen tekrarlanır.
- Konu olarak daha çok Allah’ın kudreti,kainatın sırları ve kainatın zıtlıkları gibi konulara yer verilir.
- Bu türün de Türk edebiyatındaki en önemli temsilcisi Ziya Paşa’dır.
C) BATI ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK EDEBİYATI
- Tanzimat Edebiyatı
- Servet-iFünun Edebiyatı
- Fecr-i Ati Edebiyatı
- Milli Edebiyat
- Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı
- Günümüz Türk Edebiyatı
Kullanılan Nazım Biçimleri:
Sone:
- İlkin İtalyan edebiyatında görülen, Türk şiirinde az görülen, iki dört dizeli ve iki üç dizeli bölüm olmak üzere 14 dizeden oluşan nazım biçimidir.
- Uyak örgüsü şöyledir: abba ccd ede.
- Sone nazım şeklini Türk edebiyatında ilk olarak Servet-i Fünun şairleri kullanmıştır.
Terza-Rima:
- Üç dizelik bendlerle kurulu İtalyan nazım biçimi.
- Dize kümelenişi ve kafiye düzeni şöyledir: aba bcb cçc ded... e
- Dante’nin “İlahi Komedya”sının bu biçimle yazılmış olması, terza – rima’nın yaygınlık kazanmasını sağlamıştır.
- Terza-rima, Türk edebiyatında ilkin Servet-i Fünun döneminde bir tek şiirde (Tevfik Fikret’in Şehrâyîn) denenmiş (1899); İkinci Meşrutiyet’ten (1908) sonra zaman zaman kullanılmışsa da, yaygınlık kazanmamıştır.
Serbest Müstezat:
- 19. Yüzyıl sonlarında özellikle Servet-i Fünun’cuların geliştirdikleri bir nazım biçimidir.
- Divan şiirindeki müstezattan farklı özellikleri vardır.
- Klasik nazım biçimlerinden ve tek ölçünün bir örnekliliğinden kurtuluş yeni biçimler ve ahenkler yaratmak düşüncesiyle oluşturulan bu biçim, serbest nazıma geçişte bir aşama olmuştur.
Mensur Şiir:
- 19. yüzyılın yarısında Fransa’da doğmuştur.
- Şinasi’nin Fransız edebiyatından yaptığı çeviriler, mensur şiirin ilk örnekleridir.
- Mehmet Rauf’un “Siyah İnciler”i, Yakup Kadri’nin “Okun Ucunda, Erenlerin Bağından” adlı yapıtları mensur şiir türünden ürünlerdir.
- Ölçü ve uyağa başvurulmaz.
- Duygu ve hayallerin düzyazı biçimiyle şiirsel anlatılmasıdır.
- Bu yazılarda iç ahenk önemlidir. Servet-i Fununcular tarafından kullanılmış, fazla yaygınlaşmamıştır.
Serbest Nazım (Şiir):
- Ölçüsüz ve uyaksız yazılan, belli kurallara bağlı olmayan şiirlerdir.
- Türk edebiyatında serbest nazım, cumhuriyetten sonra gelişmiştir.
- Serbest nazmın ilk örneklerini Nazım Hikmet vermiştir.
ŞİİRDE TEMA
Konu: Üzerinde söz söylenilen,fikir yürütülen,yazı yazılan herhangi bir olay,düşünce veya duruma konu denir.Tema: Şiirde dile getirilen duygu,düşünce ve hayale tema denir.
- Şiir bir düşünce yazısı olmadığı için “tema” sözcüğünden daha çok esrede dile getirilen duygu ve hayali anlamalıyız.
- Şiirde tema kimi zaman bir aşk,ayrılık acısı,ölüm korkusu gibi bireysel duygular kimi zaman da başka insanlar için üzüntülerin yer aldığı toplumsal konuları da içerebilir.
ŞİİRDE GERÇEKLİK VE ANLAM
- “Sanat yada edebiyat,bir nevi gerçeğin yorumlanarak anlatılmasıdır.” ifadesinden hareketle şiirde de gerçeğin değiştiğini söyleyebiliriz.
- Şiirdeki gerçeklik,somut bir anlayışla sınırlı değildir.Bu gerçeklik,insanın sadece yaşadıklarıyla değil; sezgileri, tasarıları ve izlenimleriyle de ilgilidir.
- Şair,şiirinin her okuyanda farklı duygular uyandırmasını amaçlar.Bu nedenle kelimelere yeni anlamlar yükler.Bu anlamları okuyucu kendisi hisseder.Bu şekilde şiirde farklı bir gerçeklik ortaya çıkar.
ŞİİR VE GELENEK
NOT: Halk şiiri ve Divan şirinin özellikleri “ŞİİRDE YAPI” bölümünde verilmiştir.Modern şiirin özellikleri:
- Bireysel duyguların ön plana çıkarıldığı bir şiir geleneğidir.
- Daha çok serbest nazım kullanılmıştır.
- Çağrışım yönünden zengin ifadeler vardır.
- Somuttan çok soyuta hitap eden şiirlerdir.
- Şiirler,ölçü ve kafiye olmaksızın yazılır.
ŞİİR VE YORUM
Okuyucun metni kendi birikimlerine,özelliklerine,kültürüne, zevkine ve hayal gücüne göre anlamlandırmasına “yorum” denir.Güzel bir yorum için:
a) Öncelikle şiirin yapısal özelliklerini, dil ve üslubunu,temasını belirlememiz gerekir.
b) Sonra şiirin yazıldığı dönemin şartlarına ve şairin zihniyetine (edebi kişiliğine) bakmamız gerekir.
c) Şiirin bağlı olduğu geleneğin özelliklerini bilmemiz gerekir.
d) Şiirin çok anlamlı bir metin parçası olduğunu unutmamız gerekir.
MANZUME VE ŞİİR
Dilde biri nazım diğeri nesir olmak üzere iki anlatım biçimi vardır.Nazım,ölçülü ve uyaklı anlatım biçimidir. Manzume: Ölçü ve kafiye gözetilerek, nazım biçiminde yani dizeler halinde yazılan metinlere ”manzume” denir.Manzumelerin sanat değeri taşıyanlarına da “şiir” denir.
Manzume ve şiir arasındaki farklar:
a) Manzumede anlatılanlar düz yazıyla ifade edilebilirken şiirde anlatılanlar düz yazıyla ifade edilemez.
b) Manzumelerde bir olay örgüsü varken şiirlerde olay örgüsü yoktur.
c) Manzumelerde sözcükler genelde gerçek anlamda kullanılırken şiirde çok anlamlılık vardır.
d) Şiirler manzumelere göre çağrışım yönünden daha zengindir.
Manzum hikâye:
- Nazmın nesre yaklaştırılmasıyla ortaya çıkan bir türdür.
- Önemli özelliklerinden birisi metinde karşılıklı konuşmaların yer almasıdır.
- Bu tarzı edebiyatımızda ilk kez Servet-i Fununcular denemiştir.Tevfik Fikret ve Mehmet Akif Ersoy bu türde başarılı örnekler vermişlerdir.
ŞİİR TÜRLERİ
1. Lirik Şiir
- Aşk, ayrılık, hasret ve özlem gibi konuları duygusal bir dille anlatan şiire lirik şiir denir.
- Eski Yunan edebiyatında şairler şiirlerini Lyra (lir) denilen bir sazla söyledikleri için bu tür şiirlere lirik denilmiştir.
- Gazel, şarkı koşma, semai lirik şiire örnektir.
2. Pastoral Şiir
- Doğa güzelliklerini, kır ve doğa sevgisini, orman, yayla, dağ, köy ve çoban yaşamını, bunlara karşı duyulan özlemleri anlatan şiir türüdür.
- Şair doğa karşısındaki duygularını anlatıyorsa "idil", bir çobanla karşılıklı konuşuyormuş gibi anlatıyorsa "eglog" adını alır.
3. Epik Şiir
- Yiğitlik, kahramanlık, savaş… temaları işleyen şiirlerdir.
- Destansı özellikler gösteren şiirlerdir.
- Okuyanda coşku ve yiğitlik duygusu uyandırır.
- Epik sözcüğü , Yunancada destan anlamındaki epope den gelmektedir.
4. Didaktik Şiir
- Bilgi vermek, öğretmek, öğüt vermek gibi öğretici amaç taşıyan şiirlerdir.
- Manzum hikâyeler ve fabllar da bu gruba girer.
5. Satirik Şiir
- Toplumdaki çeşitli düzensizlik ve bozuklukları iğneleyici sözlerle, alaylı ifadelerle eleştiren şiirlerdir.
- Halk edebiyatında "taşlama", Divan edebiyatında "hiciv" denir.
6. Dramatik Şiir
- Tiyatroda kullanılan şiir türüdür.
- Eski Yunan edebiyatında oyuncuların sahnede söyleyecekleri sözler şiir haline getirilir ve onlara ezberletilirdi.Bu şekilde sözler şiir şeklinde söylenirdi.
- Dramatik şiir, karşılıklı konuşma şeklinde yazılan manzumelerdir.
- Bizde birkaç sanatçı dışında pek kullanılmamıştır.
9. Sınıf Türk Edebiyatı Ders Notları 1. Ünite Güzel Sanatlar ve Edebiyat
9. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI
I. ÜNİTE
GÜZEL SANATLAR VE EDEBİYAT
GÜZEL SANATLAR İÇİNDE EDEBİYATIN YERİ
Güzel sanatları diğer eserlerden ayıran en önemli özellik insanda coşku ve estetik haz uyandırmasıdır.Güzel sanatlar için yapılan en iyi sınıflama bu sanatların kullandıkları malzemelere göre yapılan sınıflandırmadır. Bu malzemeler fonetik ve plastik olarak ikiye ayrılır.Sesle yapılan sanatlara fonetik sanatlar, görüntüyle yapılan sanatlara ise plastik sanatlar denir.Güzel sanatların genelinde plastik malzeme kullanılırken edebiyat ve müzik ise sese dayalı bir sanattır.Edebiyatın malzemesi kelimelerdir ve edebiyat dille gerçekleştirilen bir güzel sanatlar etkinliğidir.Edebiyatın asıl amacı güzel sanatların en önemli öğesi olan estetik zevk duygusunu dil aracılığıyla gerçekleştirmektir.Edebiyatta fayda sağlamak amaç olarak her zaman ikinci plandadır.
Edebiyatın Tanımı
Duygu ve düşüncelerin söz ya da yazıyla etkili ve güzel bir biçimde anlatılması sanatına edebiyat denir. Edebiyat, sözcüğü Arapça ‘edep’ sözcüğünden türemiştir. Edebiyat sözcüğü ilk kez Tanzimat döneminde Şinasi tarafından kullanılmıştır. Şinasi’den önce nazım ve nesir türlerindeki eserlere ‘şiir ve inşa’ denilmekteydi.Edebiyatın Konusu
Yazar ve şairlerin ortaya koydukları eserlerde ele alıp işledikleri her şey, edebiyatın konusunu oluşturur.Edebiyatın Yöntemi
Dil ürünlerinin tüm özelliklerinin tarihi akış içinde bilimsel olarak incelenmesi de edebiyatın yöntemini oluşturur.EDEBİYATIN DİĞER BİLİM DALLARIYLA İLİŞKİSİ
Edebiyatın temel öğesi olan dil diğer bilim dallarının da anlatım aracıdır. Bundan dolayı felsefe, psikoloji, sosyoloji, hatta tarih, coğrafya, ekonomi vb. diğer bilim dallarıyla yakından ilişkisi vardır.Araştırmacılar da edebiyat araştırmalarında yazarın biyografisini yazarken tarih biliminden,yaşadığı ortamı yazarken sosyoloji biliminden,yazarın içinde bulunduğu ruhsal durumu anlatırken ise psikolojiden faydalanırlar.Yazarı etkileyen toplumsal,siyasal ve felsefî görüşleri de diğer sosyal bilimlerin yardımıyla ortaya koyarlar.
Edebiyat Tarihi ve Önemi
Bir ulusun çağlar boyu yarattığı sözlü ve yazılı dil ürünlerini ve onların yazarlarını bilimsel bir yöntemle tarihi akış içinde inceleyen bilim dalına edebiyat tarihi denir.Edebiyat tarihi bir ulusun geçmişteki düşünce yapısını, dünya anlayışını, kültür ve uygarlık birikimini yeni kuşaklara aktarır.Böylece kuşaklar arasında köprü kurarak yeni kuşakların daha iyiyi, doğruyu, güzeli bulmalarına yardımcı olur.Bizde Tanzimat dönemine kadar edebiyat tarihi tezkirelerden ibaretti.Tezkire: Şairlerin hayat hikayelerini anlatan biyografi türünden eserlere denir.
Başlıca edebiyat tarihi yazarlarımız şunlardır: Ziya Paşa,M. Fuat Köprülü,Agah Sırrı Levend,Ahmet Hamdi Tanpınar,Nihat Sami Banarlı
DİLİN İNSAN VE TOPLUM HAYATINDAKİ YERİ
Dil-Kültür-Edebiyat İlişkisi
Dil, insanların duygu düşünce ve düşlerini; özlem ve isteklerini anlatma aracıdır . Kültür ise;dil,din,ülkü gibi ortak duygu ve düşüncelerin bizde yarattığı değişim ve bileşimdir.Bu nedenle dil bir ulusun temel taşıdır.Dil kültür değerlerimizi geleceğe taşır ve edebiyatın da temel öğesidir. Dil, edebiyatın temel öğesi; edebiyat, kültür birikiminin kendisidir. Görüldüğü gibi dil,kültür ve edebiyat birbirinin tamamlayıcısıdır.METİN – EDEBî METİN
Metin: Bir yazıyı şekil,anlatım ve yazım özellikleriyle oluşturan kelimelerin tamamına metin denir.Edebî Eser (Edeb Metin); Tanımı ve Özellikleri
İnsanın duygu ve düşüncelerini; özlem ve dileklerini estetik ölçüler içinde anlatan ve okuyucuda güzellik duygusu yaratan dil ürünlerine edebî eser(metin) denir.
Özellikleri
- Edebî eser okuyanı etkilemelidir.
- Anlatımı güzel düşüncesi sağlam ve özlü olmalıdır.
- Konusu;ait olduğu toplumun ve yazıldığı dönemin özelliklerini yansıtmalıdır.
- Eser zamanın süzgecinden geçtikten sonra toplumca anlaşılıp beğenilmelidir.
- Duygu ve düşünceler belli bir edebî türe uygun olarak anlatılmalıdır.
- Eser estetik ölçüler içinde ,belli bir sanat anlayışıyla yazılmalıdır.
EDEBİYAT VE GERÇEKLİK
Dış dünyadaki tüm nesnel varlıklar,koşullar ve durumlar gerçekliğin kapsamına girer.Edebiyat dış dünyayı,insanı ve insana özgü özellikleri kurmaca yoluyla dile getirir.Yani sanatçı dış dünyayı olduğu gibi değil,kendi süzgecinden geçirerek,değiştirerek,yorumlayarak anlatır.Bu paralelde şöyle bir tanım çıkarılabilir: Sanat yada edebiyat,bir nevi gerçeğin yorumlanarak anlatılmasıdır. Burada unutulmaması gereken nokta ise edebiyatın bunu yaparken gerçeklikten tamamen uzaklaşmamış olmasıdır.11. Sınıf Dil ve Anlatım Ders Notları 2. Ünite - Öğretici Metinler
21 Kasım 2013 Perşembe
11. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI
II. ÜNİTE
ÖĞRETİCİ METİNLER
1. MEKTUP
Uzakta bulunan herhangi dosta, arkadaşa gönderilen ya da kamu kuruluşları arasında haberleşmeyi sağlayan bir yazı türüdür. Mektuplarda dilek ve arzu bildiren duygu ve düşüncelere yer verilir.
Mektupta kullanılacak anlatım, bunu okuyacak kişinin kültür düzeyine göre ayarlanır. Arkadaşa yazılacak bir mektupta kullanılacak dil, büyüğe yazılacak mektuptaki dilden elbette farklı olmalıdır.
Edebiyatımızda mektup türü, Tanzimat Edebiyatı döneminde gelişmeye başlar. Özellikle Abdülhak Hamit Tarhan ile Namık Kemal'in birbirlerine yazdıkları mektuplar, bu gelişmenin önemli ve tipik örnekleridir. Bilim, edebiyat ve siyaset adamlarının mektupları, ayrıca çağının özelliklerini yansıttığı için, birer "belge" niteliği de taşırlar.
Mektuplar, dört grupta sınıflanmaktadır:
- Özel Mektuplar
- Edebî Mektuplar
- Resmî ve İş Mektupları
- Açık Mektuplar
1. Özel Mektuplar
Akraba ve dost gibi yakın çevredeki insanlara yazılan mektup çeşididir. Bu tür mektuplarda doğal ve samimi anlatım ön plândadır. Sanatçı ve edebiyatçıların, daha çok genel konular üzerinde yazdıkları özel mektuplara "edebî mektup" da denmektedir.
Özel mektupları yazarken dikkat edilecek özellikler şunlardır:
- Mektup yazılacak kâğıt, şekil yönünden düzenli ve temiz olmalıdır.
- Mektup, mürekkepli ya da tükenmez siyah renkli kalemle yazılmalıdır.
- Mektubun sağ üst köşesine "tarih", yanına da yazıldığı "yerin adı" konmalıdır.
- Mektubu göndereceğimiz kişinin genel özelliklerine göre (yaşı, kültür düzeyi, yakınlık derecesi vb.) "hitap cümlesi" bulunmalıdır.
- Mektubun sağ alt köşesine "ad-soyad" yazılmalı ve "imza" atılmalıdır.
- Mektubun sol alt köşesine "adres" yazılmalıdır.
2. Edebî Mektuplar:
Edebî mektuplar; yazarları, içerikleri ve ifade şekilleri ile özel mektuplar içinde ayrı yer tutar ve ayrı şekilde ele alınırlar. Edebî mektuplarda, mektubun yazıldığı dönemin edebiyat ve düşünce olayları yer alır. Yazar, karşısındakine öğüt verir, yol gösterir. Eski dönemlerde, bu tür kişisel edebî mektuplar, "Mektûbât =Mektuplar" adı altında toplanır ve geniş kitlelerin de okuyabilmesi için yayımlanırdı.
Düşünce ve edebiyat alanındaki görüşleri sergilemeleri bakımından mektupları yayımlanan yazar ve şairlerimizden bazıları şunlardır:
Ali Şir Nevaî (XV. yy.)
Kınalızade Ali (XVI. Yy.)
Veysî (XVII. yy.)
Ragıp Paşa (XVIII. yy.)
Namık Kemal (XIX. yy.)
Ahmet Hamdi Tanpınar (XX. yy.)
NOT: Ayrıca mektup tarzında eleştiri, seyahatname, roman, hikâye, şiir gibi yazılı kompozisyon türlerinin (edebî türler) de yazıldığı görülmektedir.
3. Resmî ve İş Mektupları:
a. Resmî Mektuplar:
Resmî dairelerin ve tüzel kişilik taşıyan kuruluşların birbirlerine yazdıkları resmî yazılarla; bunların, vatandaşların başvurularına verdikleri yazılı cevaplara denir. İş mektuplarına benzerler.
Bu mektupların hitap başlığı, yazılan dairenin ya da tüzel kişilik sahibi kuruluşun kanun ve tüzüklerdeki tam adıdır.
Bu mektuplarda tarih ile birlikte mektubun sıra numarası ve konusu belirtilir. Mektup, cevap mahiyetinde ise "ilgi" hanesine cevabı olduğu mektubun sayı ve tarihi, "konu" hanesine de kısaca amaç yazılır. Bu yapıldıktan sonra iki ya da üç satır aralığı bırakılarak mektup yazılır.
Resmî mektuplarda açık, kesin, anlaşılır bir dil kullanılır. Mektubun sonu, alt makama yazılıyorsa "... rica ederim.", üst makama yazılıyorsa "... arz ederim." şeklinde biter.
Mektup metninin sağ altında ise mektubu yazanın makamı, adı ve soyadı ile imzası bulunur.
b. İş Mektupları:
Özel kişilerle iş kurumları ve iş kurumlarının kendi arasında, işle ilgili olarak yazılan mektuplara denir. Bu mektuplarda konusu ne olursa olsun bir iş ya da hizmet söz konusudur. Bu bir sipariş, satış, şikâyet, borç alıp verme isteği, tavsiye ya da bilgi isteme olabilir. İş mektuplarını, konularına göre altı başlık altında inceleyebiliriz:
- Sipariş mektupları
- Satış mektupları
- Şikâyet mektupları
- Alacak mektupları
- Tavsiye mektupları
- Başvuru mektupları vb.
İş mektuplarına, kendisine mektup yazılan kişi ya da kurumun ad ve adresi ile başlanır. Kâğıdın sağ tarafına tarih yazılır. Adres ve tarihten sonra uygun bir aralık bırakılır, paragraf yapılarak doğrudan istek yazılır. Son bölüme saygı ifade eden bir söz eklenerek mektup bitirilir. Mektup metninin sağ altında mektubu yazanın adı ve soyadı ile imzası yer alır.
İş mektuplarında şekil birliğini sağlamak için, son zamanlarda satır başı yapılmamakta, satır başları, satır aralıkları daha da açılarak gösterilmektedir.
Böylece yazı, sol ve sağ yanlardan bir blok hâlinde ve aynı ölçüler içinde kalmaktadır.
Resmî ve iş mektuplarında dikkat edilecek özellikler şunlardır:
Mektup yazılacak kâğıt şekil yönünden düzenli ve temiz olmalıdır.
Bu tür mektuplar, mümkünse daktilo ya da bilgisayarla yazılmalıdır. Mümkün değilse, özel mektuplarda olduğu gibi siyah mürekkep ya da tükenmez kalemle yazılmalıdır.
Resmî mektuplarda yazının çıktığı kurumun adı, kâğıdın üstüne ortalanarak büyük harflerle yazılmalıdır.
Kâğıdın sağ üst köşesine tarih yazılmalıdır.
Mektubun gideceği makamın adı ve yeri ise kâğıdın orta üst yerine ortalanarak yazılmalıdır.
Yazı metnine başlamadan hangi tarih ve sayılı yazının cevabı olduğu yazılmalıdır.
Mektubun giriş paragrafında sorun ya da konu kısaca belirtilmelidir. Gelişme paragraflarında ise konu ve sorun açılmalıdır. Sonuçta ise, arz / rica ifadelerine yer verilmelidir.
4. Açık Mektup:
Her hangi bir düşünceyi, görüşü açıklamak, bir tezi savunmak için bir devlet yetkilisine ya da halka hitaben, bir kişi ya da kurum tarafından yazılan, gazete, dergi aracılığı ile yayımlanan mektuplardır.
Açık mektuplarda sadece yazanı değil, geniş kitleleri ilgilendiren önemli konular ele alınır.
Açık mektubun türü; makale, fıkra, inceleme yazılarından birine uygun olabilir.
Açık mektup örneklerine zaman zaman gazete ve sanat dergilerinde rastlanmaktadır.
NOT: "Halide Edip; Handan
Hüseyin Rahmi; Sevda Peşinde
Reşat Nuri; Bir Kadın Düşmanı
Yakup Kadri; Bir Serencam" adlı eserler mektup tarzında yazılmıştır.
DİLEKÇE
Dilekçeler bir iş mektubu olarak da kabul edilebilir. Bir dileği, isteği, ihbar ve şikâyeti bildirmek üzere ya da her hangi bir konuda soru sormak için resmî, özel kurum ve kuruluşlara, gerçek ya da tüzel kişilere yazılan imzalı ve adresli bir çeşit iş mektubudur.
Dilekçeler genellikle çizgisiz ve beyaz dosya kâğıdına dolma kalemle ya da daktilo / bilgisayarla yazılır. Kâğıdın üstünde üç, solunda üç, sağında bir santimetre boşluk bırakılır.
Dilekçeler, ana hatlarıyla dört kısımdan ibarettir:
Hitap: Dilekçeye gönderilen makamın adı ve yeri yazılarak başlanır. Hitaptaki kelimelerin tamamı ya da ilk harfleri büyük yazılır.
Dilekçe Metni: İş mektuplarında olduğu gibi dilekçelerde de anlatılmak istenen ifadenin açık, anlaşılır, kesin, net ve öz olması gerekir. Yanlış anlaşılmalara meydan verilmemelidir. İfadeler bitirildikten sonra dilekçe, "... arz ederim" cümlesi ile bitirilmelidir.
Tarih ve İmza: İmzasız dilekçeler dikkate alınmadığı için dilekçe metninin biraz altında kâğıdın sağ alt tarafında tarih ve imzanın mutlaka bulunması gerekir. Tarih kısmı, kâğıdın sağ üst köşesinde de bulunabilir.
Gönderenin Adresi: Adres; tarih ve imza kısmından biraz aşağıda kâğıdın sol alt kısmına yazılmalıdır. Adresin ilk satırında ad ve soyad, ikinci satırında cadde, sokak ve apartman numarası yer alır.
Üçüncü satırda ise ilçe ve ilin adı bulunur.
Dilekçeye eklenmiş belge var ise adres kısmının altına EK ya da EKLER başlığı açılır ve belgelerin adları yazılır.
NOT: Özel mektup, iş mektubu ve dilekçede dil daha çok göndergesel işlevde kullanılır; Ayrıca akıcılık, duruluk, yalınlık bakımından açık bir anlatım özelliği taşır.
2. GÜNLÜK (GÜNCE):
Bir kimsenin düzenli olarak, günlük olaylarla ilgili yorumlarını, bunlardan kaynaklanan o günkü anlayışlarını, düşüncelerini, üstüne tarih atarak kaleme aldığı kısa yazılara “günlük” veya “günce” denir.
Günlükler ne gün yazıldığını belirtmek için tarih atılan, çoğu zaman her günün sonunda o gün olup bitenin sıcağı sıcağına anlatıldığı, olaylarla ilgili yorumlar, değerlendirmeler yapıldığı yazılardır.
Günlükler her gün yazıldığı için kısadır. Bu yazılar yazarın yaşamından izler taşır. Bu bakımdan günlükler içten ve sevecendir.
Günlüklerin anlatımı geliştirmede önemli bir yararı vardır. Özellikleri şunlardır:
- Günlükler kısa, içten ve sevecen yazılardır.
- Olayı yaşayan kişi tarafından yazılır.
- Yazar günlükleri kendisi için yazmıştır.
- Günlükler, tarih atıldığı için inandırıcı yazılardır.
- Günlüklerde gözlem ve kişisel dikkatin önemi büyüktür.
- Kısa yazılardır.
- Günlükler; roman, gezi yazısı, hatıra gibi metin türlerinde kullanılabilir.
Günlük - Anı farkı:
Anı ile günlük çoğu zaman karıştırılmaktadır. Günlük adından anlaşılacağı üzere yaşanırken, günü gününe yazılır. Anı ise aradan zaman geçtikten sonra yazılır. Örneğin kişi günlüklerinden yararlanarak ileride bir anı kitabı kaleme alabilir.
Günlük yazarı sadece kendisini ya da kendisini merkeze alarak çevresindekileri anlattığı halde; anı yazarları başkalarını anlatabilir.
3. ANI (HATIRAT):
Bir kimsenin kendi hayatını, yaşadığı devrede şahidi olduğu ya da duyduğu olayları edebî değer taşıyan bir dille anlattığı yazılara anı (hatırat) denir.
Bir başka deyişle, özümüzde bir iz bıraktığı için unutulmayan ve anılmaya değer bulduğumuz olayları anlatan yazı türüdür.
Edebiyat sahasının en yaygın türlerinden biridir. Bu türde verilen eserlerin çok değişik sahalarda oluşu, ona belli bir sınır çizme imkânını zorlaştırır.
Anıların önde gelen özelliği, yazarının hayatının belli bir kesitini alması ve çok sonra yazıya dökülmesidir.
İçlerinde anı türünün özelliği bulunabilecek seyahatname, sefaretname, muhtıra, tezkire, menkıbe, günlük, otobiyografi ve tarih türleri ile anı türünü karıştırmamak gerekir. Bu türlerin her birinin yazılış gayeleri ayrıdır.
Ortak özellikleri ise yaşanmış olaylar üzerine kurulmuş olmalarıdır. Ancak bu özellik, onları birbirinin yerine koyma sebebi olamaz.
Anıların, tarihî gerçeklerin açıklanması sırasında, önemli yardımları dokunur. Anı; tarih değilse de, tarihe yardımcıdır. Devirlerin özelliklerini anlatan anılar, o devrin tarihini yazacaklar için önemli birer belge niteliğindedir.
Bundan ötürü, anı yazarı, anılarını yansıtırken tarihî gerçeklerin bozulmamasına çok dikkat etmelidir.
Anı (Hatırat) ile günlük, en çok karıştırılan iki türdür. Bu iki türün en önemli ayrılığı günlüklerin yaşanırken, anıların ise hayatta ya da ömrün sonunda kaleme alınmalarıdır.
Her ne sebeple kaleme alınırsa alınsın anı türünde dürüstlük, samimiyet ve sorumluluk duygusu ön plânda tutulmalıdır.
Anı yazarken önce konu tespit edilmeli; sonra ya günü gününe tutulan notlar ya da hafızada saklanan olaylar zinciri, plâna göre düzenlenmelidir.
Anı yazılırken süslü sanatlı bir anlatımdan kaçınmalı; açık, sade ve akıcı bir üslûp kullanılmalıdır. Duygu ve düşünceler, içtenlikle gerçeği yansıtmalıdır.
Anılar, ya günü gününe tutulan notlar hâlinde ya da sonradan hatırlanmak suretiyle yazılır. Batı edebiyatında en ünlü anı yazarları; Sain-Simon (1675-1755) ve Rousseau (1712-1778)' dir.
Batı edebiyatındaki ünlü anı yazarları ve eserleri şunlardır:
Sain-Simon : "Hatıralar"
Rousseau : "İtiraflar"
Türk edebiyatındaki anı eserlerine örnekler ise şunlardır:
Ziya Paşa : "Defter-i A'mâl"
Muallim Naci : "Ömer'in Çocukluğu"
Ahmet Rasim : "Falaka" ve "Muharrir, Şair, Edip"
Halit Ziya UŞAKLIGİL :"Kırk Yıl" ve "Saray ve Ötesi"
Hüseyin Cahit YALÇIN : "Edebî Hatıralar"
Falih Rıfkı ATAY : "Çankaya" ve "Zeytindağı"
Anılar, genellikle aşağıdaki nedenlerden dolayı yazılır:
- Geçmişi bir kez daha yaşamak ve yazma alışkanlığı kazanmak.
- Anıları unutulmaktan kurtarmak.
- Yok olup gitmesini göze alamadığımız bir gerçeğe kalıcılık kazandırmak.
- Anıyı oluşturan olayı, durumu, yerleri, kişileri söz konusu edip, başkalarının bilgisine, yararına sunmak.
- Kamuoyu önünde aklanmaya çalışmak, pişmanlığı dile getirip içini boşaltmak, günah çıkarmak.
- Gelecek kuşaklara geçmişten sonuçlar çıkarıp sunmak.
- Gerektiği zaman bir eleştiride bulunmak.
- İnsanoğlunun; yaşantılarını, deneyimlerini başkalarıyla paylaşmak gereğini duymak.
Özellikleri:
- Anılar ilgi çekici, bilinir nitelikte olmalıdır.
- Anıların öğretici yanı vardır.
- Anlatıcı yazarın kendisidir.
- Yazar her türlü kaynaktan yararlanabilir.
- Objektif eserlerdir ve dönemle ilgili belge niteliği taşırlar.
Anı – Otobiyografi farkı:
Anılar üslup yönüyle otobiyografilere de benzer; ancak anı otobiyografi içinde sadece bir bölüm sayılabilir. Yani otobiyografiler anıya göre daha geniş ve daha uzun bir dönemi içine alır.
Anı- Gezi Yazısı farkı:
Anılar, üslup yönüyle gezi yazısına benzese de yazarın dış dünyadan çok kendisinden söz etmesiyle gezi yazısından ayrılır. Gezi yazılarında özne dış dünyadır. Anılarda ise özne kişinin kendisidir. Anılarda çevreye ait bilgiler gezi yazısı kadar ayrıntılı değildir.
4. BİYOGRAFİ (HAYAT HİKÂYESİ)
Çeşitli bilim dalları ile güzel sanatlar ve spor alanlarında ün yapmış bir kişinin hayatının derlenip toparlanması ve sonunda yazıya geçirilmesidir.
Biyografilerin yazılmasındaki amaç; tanınmış, yararlı olmuş kişilerin çektikleri sıkıntıları, karşılaştıkları güçlükleri nasıl yendikleri, başarıya nasıl ulaştıklarını anlatmaktır.
Bu şekilde, okuyucuların "kıssadan hisse çıkarmaları" sağlanır; sabırlı, düzenli ve plânlı çalışmanın başarıya olan katkısı verilmek istenir.
Biyografiler; sanata, edebiyata, tarihe ışık tutarlar. Anma ve kutlama günlerinde, sanat gecelerinde bu tür yazılardan yararlanılır.
Ayrıca, biyografiler; belli bir dönemin olaylarını, toplumun yapısını ve sanatını da belgeler niteliktedir.
Biyografiye, eski edebiyatımızda "Tercüme-i Hâl" (Hâl Tercümesi) denirdi.
Divan edebiyatındaki "Şuara Tezkireleri", sadece şairlerin özelliklerini veren biyografi niteliğindeki eserlerdir.
Biyografiler açık, sade bir dille, tarafsız bir görüşle yazılmalıdır.
Biyografi türleri şunlardır:
Otobiyografi: Yazarın kendisi tarafından yazılmış biyografiye denir. Kendi hayatını yazan kişi, doğumundan otobiyografisini yazdığı döneme kadar geçirdiği safhaları anlatır.
Otobiyografik roman: Kişinin kendi hayatını roman şeklinde yazmasıdır.
Biyografik roman: Ünlü kişilerin hayatlarını konu edinen romandır.
Mehmet Süreyyâ'nın "Sicil-i Osmânî"si,
Çeşitli kişiler tarafından kaleme alınmış "Şuarâ tezkireleri",
Şevket Süreyyâ AYDEMİR'in "Tek Adam" ve "İkinci Adam"ı biyografik eserlere örnektir.
NOT: Biyografi türüyle benzerlik gösteren eserlere Divan edebiyatında “tezkire” denir.
Türk edebiyatında ilk biyografi örneğini (tezkire) Ali Şir Nevai 16. Yüzyılda “Mecalis’n- Nefais” adlı eseriyle vermiştir.
5. GEZİ YAZISI (SEYAHATNAME)
Yazarların yurt içinde ya da yurt dışında yaptıkları gezilerde, gördüklerini anlattıkları edebî eserlerin ortak adıdır.
Bu eserlerde yazarlar; gezip gördükleri yerlerdeki insanların bütününün ya da belli bir kesiminin yaşayışını, gelenek ve göreneklerini, dikkatlerini çeken ve okuyucuların da ilgi duyacaklarına inandıkları özelliklerini anlatmaya çalışırlar.
Gezi yazılarında ilginç bir anlatım vardır. Yazılarda anlatım, yeri gelir hikâyeye dayanır; yeri gelir bir portre çizilir, tasvir yapılır. Konuşmalar da bulunabilir. Yani anlatım, yer yer değişiklikler gösterir.
Gezi; hayale değil, yazarının gözlemine ve doğru olarak duyduklarına dayandığı için tarih, coğrafya, toplum bilim, hukuk vb. bilim dallarına kaynaklık eder.
Gezi; gazete ve dergilerde yayımlanacak ölçüde yazılabileceği gibi, kitap hâlinde de yazılabilir.
Gezi türü, edebiyatımızda yeni değildir. Divan edebiyatı zamanından beri "Seyahatname" adı altında türlü eserler bulunmaktadır.
Bazı sefaretnameler ile tarihî, coğrafî konularda yazılmış pek çok eser, bütünü ile olmasa da gezi yazısı özelliği gösteren bölümler taşırlar.
Türk edebiyatında gezi türünde kaleme alınmış en büyük eser, Evliya Çelebi'nin (1611-1685) on cilt olarak yazdığı Seyahatname'dir.
Evliya Çelebi, bu eserinde gezip gördüğü memleketlerin tarihi, insanları, âdetleri, yaşayış tarzları ve her türlü özellikleri hakkında geniş ölçüde bilgi vermiştir.
Ayrıca, Seydi Ali Reis'in Mir'âtü'l-Memâlik (Ülkelerden Manzaralar), İzzet Molla'nın Mihnet Keşan adlı eserlerini Tanzimat'tan önceki dönemde yazılmış gezi eserleri (seyahatnameler) arasında sayabiliriz.
Gezi yazısı yazarken şu özelliklere dikkat etmek gerekir:
- Gezilen yerlerin, hiç bir yere benzemeyen özelliklerini dile getirmek.
- Gezilen yerlerde yaşayan insanların kültürel özelliklerini (ırk, dil, hayat tarzı, folklorik özellikleri vb.) belirtmek.
- Gezilen yerlerin tarihî, mimarî ve uygarlık özelliklerini belirtmek.
- Gezilen yerlerin teknolojik ve ekonomik alandaki gelişmelerini belirtmek.
NOT:
- Anılarda amaç yazarın yaşamındaki ilgi çekici olayları anlatmasıdır,
- Gezi yazılarında ise amaç gezilip görülen yerleri okuyucuya tanıtmaktır.
- Üslup olarak hem anı hem de gezi yazıları açık, sade, anlaşılır, içten bir anlatım vardır.
- Gezi yazılarında gözlem önemli bir unsurdur. Anılarda ise yazarın kendi yaşamına dair izlenimleri önemlidir.
- Her iki türde de dil göndergesel işlevde kullanılır.
- Her iki türde de öyküleyici, betimleyici, açıklayıcı anlatım türleri kullanılır.
6. SÖYLEŞİ (SOHBET)
Söyleşi anlamındaki Arapçadan dilimize geçmiş olan sohbet kelimesi, iki anlam içerir:
- Arkadaşlık, yârenlik;
- Konuşma, görüşme, birlikte oturup söyleşme.
Makalelerin bir konuşma havası içinde daha senli benli olarak yazılan tarzına Söyleşi (Sohbet) denir.
- Gazete ve dergi yazılarındandır.
- Bu tür yazılarda, samimiyet esastır.
- Yazar, düşüncelerini muhakkak kabul ettirmek için okuyucularını zorlamaz.
- O, daha çok kendi kişisel düşüncelerini ileri sürer.
- Söyleşilerde, küçük fıkralar ve anılar da malzeme olarak kullanılır.
- Herkesi ilgilendiren konular işlenir
- Cümleler çoğu zaman konuşmadaki gibi devriktir.
- İçtenlik, samimilik, doğallık sohbetin özelliklerindendir.
- Yazar, sorulu-cevaplı cümlelerle konuşuyormuş hissi verir.
Söyleşi türünün genel özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:
- Kompozisyon türü olarak söyleşi; makale plânıyla, fakat bir karşılıklı konuşma havası içinde yazılan yazılardır.
- Söyleşiler, genellikle günlük sanat olaylarını konu olarak ele alır.
- Gazete ve dergi yazılarındandır.
- Yazarın, okuyucu ile bir sohbet havası içinde senli benli konuştuğu yazı türüdür.
- Yazar, düşüncelerinin doğruluğunda ısrar edici olmaz.
- Söyleşide, daha çok yazarın kişisel düşünceleri ağırlık kazanır.
- Söyleşilerin en önemli özelliği, yazarın samimi, içten bir ifade tarzını ortaya koymasıdır.
- Ayrıca, bu tür yazılarda anılar, fıkralar ve çeşitli güncel olaylar verilerek yazarın duygu ve düşünceleri desteklenebilir.
İYİ VE ETKİLİ YAZABİLMEK VE KONUŞABİLMEK İÇİN GEREKLİ ÖZELLİKLER
- Gözlem yapmak
- Düşünmek
- Okumak
- Ana dili iyi kullanmak
1. Gözlem Yapmak:
İyi ve güzel bir yazı yazabilmek ve etkili konuşabilmek için her şeyden önce iyi bir gözlemci olmak gerekir.
Gözlem; bakmak değil görmek, doğanın canlı cansız bütün unsurlarını, ayrıntılarıyla görmek demektir.
Gözlem; doğru görmeyi, doğru tanımayı öğretir.
Bir şeyi iyi anlayabilmek için onun kendi kendine ortaya çıkan türlü belirtilerini gözden geçirmek işine "Gözlem" denir. Gördüklerimizi anlamak ya da anlatmak için gözlem yapılır.
İnsanların çoğu, kendilerinin iyi birer gözlemci olduğunu söylemelerine karşın, iyi yazı yazamaz ya da etkili konuşma yapamaz. Öz eleştiri yapıldığı takdirde görülecek ki, insanlar; başta aile olmak üzere, çevre, okul ve en yakın arkadaşları hakkında ayrıntılı bilgilere sahip değildir.
Oysaki önceden derinlemesine yapılan gözlemler, çevre ve kişilerle uyumu kolaylaştıracak, iletişimi hızlandıracaktır.
Bir dilencinin sokak aralarında, dolmuş kuyruklarında dilenmesini; hele hele dilenmekten utanan yoksul insanların toplumla ilişkilerini, ruh hâllerini gözlem yapmayan bir insan, nasıl "yoksulluk" konusunda yazı yazabilir, konuşma yapabilir?
Öyleyse, hangi konuda yazı yazmak, konuşma yapmak istiyorsak; o konuyla ilgili önceden gözlemlere sahip olmalıyız. Bu düşüncelerden hareketle; siz de, ailenizi, çevrenizi, öğretmenlerinizi, arkadaşlarınızı kolay iletişim ve başarılı olmak için mutlaka gözlem yapmalısınız.
2. Düşünmek (fikretmek = tefekkür):
İyi ve güzel yazı yazmak, etkili konuşmak için gerekli olan özelliklerden biri de "düşünmek" tir.
Yazı yazmanın temelinde düşünme yatar.
Okuduğumuz bir eser ya da parça, kafamızda birçok düşünceler yaratır. Dış dünyamızda gördüğümüz canlı ve cansız bütün unsurlar, kafamızda birtakım düşünceleri ve hayalleri canlandırır.
Görülen, duyulan, okunan, incelenen somut ve soyut bütün kavramların bağlantıları, düşünce içerisine girer. Düşüncelerimizi açık, ilgi çekici, canlı bir biçimde ortaya koymalıyız. Düşünme, iç gözlem ile elde edilir. Gözlem; dışarıyı görmek, düşünme ise içimizi incelemek ve görmek demektir.
Doğal olarak, bütün insanlar düşünceye sahiptir. Ama düşünceden düşünceye fark vardır. Düşünce ile plân (tasarı) arasında sağlam bir bağ kurulmalıdır. İnsan, yaşamış olduğu ortam gereği; kişi, çevre, toplum, konu, olay vb. kavram ya da faaliyetlerde sağlıklı ve plânlı düşünmek zorundadır.
Düşüncelerdeki dağınıklık ve plânsızlık, insanın çevreyle ve olaylarla bağlantısını bozar, uyumunu engeller. Bu durumda ise mutsuz ve başarısız bir kişilik ortaya çıkar.
Sağlıklı düşünemeyen, düşüncelerinde plân yapamayan bir insan, nasıl iyi ve güzel yazı yazsın? Nasıl etkili konuşma yapsın? Öyleyse, bir konu ya da olay hakkında yazı yazmadan, konuşma yapmadan önce mutlaka düşünmeliyiz.
3. Okumak:
"Ben aydınım" diyebilen bir insan; en az günde bir gazete, haftada bir dergi, ayda bir kitap okumak zorundadır. Düzenli olarak ayda bir kitap okuyan birisi elli yılda altı yüz kitap okur. İnsanlık tarihinin başlangıcından günümüze kadar yazılmış milyonlarca kitap içinde altı yüz kitabın önemi ne kadardır?
Her çeşit kitabı düzenli aralıklarla okuyanlarla, hayatında eline hiç kitap almamışlar arasındaki fark; beyaz renkle siyah rengin arasındaki fark gibidir. Birisi bilim ve aydınlık, diğeri ise cehalet ve karanlıktır.
Her şeyden önce, okumayan insanın kelime hazinesi gelişmez. Bu durumda sınırlı sayıda kelimelerle hangi duygu ve düşünceler etkili bir şekilde anlatılsın?
Yazarlar, şairler ve sanatkârların düşüncelerini daha iyi anlayabiliyoruz. Çünkü kelime hazineleri büyük. Çünkü onlar okumaya önem veren, okumanın insan için bir üstünlük olduğunu kavrayan kişilerdir. Bilgili ve bilinçli aydın olabilmenin yegâne yöntemi okumak, çok okumaktır.
Doğal olarak, yazılı ve sözlü kompozisyonda başarının önemli sırlarından birinin de düzenli okumak olduğunu unutmamak gerekir.
4. Ana Dili İyi Kullanmak:
Günümüzde, insanların çoğunun dört yüz - beş yüz kelimeyle konuşup anlaştığı bir gerçektir. Aydınların pek çoğu ise ortalama üç bin - beş bin kelimeye işleklik verebilmektedir. Bu durum, ana dilini iyi kullanmakla ilgili önemli bir toplumsal kusur olarak görülmektedir. Çünkü toplumun yönlendirici ve yöneticisi durumundaki aydınlar, en az on beş bin - yirmi bin kelimeye işleklik kazandırmak zorundadır.
Bu gerçekler ışığında; etkili ve güzel yazı yazmak ve konuşmak için ana dili iyi bilmek gerekir. Bu ise, dil bilgisi kurallarının ve anlatım bozukluklarının bilinmesini zorunlu kılar.
Gözleme değer veren, plânlı düşünen, sağlıklı okuyan ve ana dilini iyi kullanan insan; üstün bir ifade yeteneğine sahip olur. Bu dört önemli özellik, birbirleriyle yakından ilgilidir. Birinin yokluğu, diğerlerinin yokluğuna yol açar. Bu nedenle, dört özelliğe de aynı şekilde önem verilmelidir.
ANLAMLA İLGİLİ ANLATIM BOZUKLUKLARI
Gereksiz Sözcük ve Ek Kullanımı:
İyi bir cümlede yeterli sayıda sözcük kullanılır. Başka bir deyişle gereksiz sözcüklere yer verilmez. Çünkü gereksiz sözcük kullanımı cümlenin duruluğunu bozar ve anlatım bozukluğu yaratır. Bu anlatım bozukluğu şu şekillerde olabilir:
Eş ve Yakın Anlamlı Sözcüklerin Aynı Cümle İçinde Kullanılması:
Örnek:
Atatürk’ün yaptığı yenilikçi devrimler, sosyal ve siyasal yaşamımızı kökünden değiştirmiştir.
Atatürk’ün yaptığı devrimler, sosyal ve siyasal yaşamımızı kökünden değiştirmiştir.
Yatmadan önce dişlerini fırçalamayı unutma.
Yatmadan dişlerini fırçalamayı unutma.
Giyimlerinde, konuşmalarında ve davranış biçimlerinde bir gariplik yoktu.
Giyimlerinde, konuşmalarında ve davranışlarında bir gariplik yoktu.
Yardımcı Eylemlerin Gereksiz Kullanılması:
“Et, ol” yardımcı eylemlerinin yerini ad ve ad soylu sözcüklere gelen herhangi bir yapım eki tutuyorsa, ya da bunlar cümleden çıkarıldığında, bir anlam değişimi veya daralması olmuyorsa, yardımcı eylemlerin kullanılması gereksizdir.
Örnek:
Kendine iyi bakmadığı için sık sık hasta oluyor.
Kendine iyi bakmadığı için sık sık hastalanıyor.
Bu işin en kısa sürede biteceğini umut ediyordum.
Bu işin en kısa sürede biteceğini umuyorum.
Gereksiz Ek Kullanımı:
Örnek:
İhaleye birçok yerli ve yabancı firmalar katılmıştı.
İhaleye birçok yerli ve yabancı firma katılmıştı.
Bu bestesi onun en tanınmış eseridir.
Bu beste onun en tanınmış eseridir.
Yanlış Anlamda Kullanılan Sözcükler:
Kimi sözcükler aynı kökten türediği için yazılış ve okunuş olarak birbirine benzer; ancak bunların anlamları farklıdır. Bu sözcükler karıştırılıp birbirinin yerine kullanılırsa, anlatım bozukluğu ortaya çıkar. Ayrıca kimi durumlarda cümlenin anlamıyla, o cümlenin içinde yer alan bir sözcük anlamca uyuşmaz, çelişir. Sözcük yanlış anlamda kullanıldığı için de anlatım bozukluğu ortaya çıkar.
Örnek:
Güzelliğinin farkında olduğunu belirten davranışlar sergiliyordu.
Güzelliğinin farkında olduğunu gösteren davranışlar sergiliyordu.
Kimi uyarıcı ilaçlar, sporculara yarardan çok zarar sağlamaktadır.
Kimi uyarıcı ilaçlar, sporculara yarardan çok zarar vermektedir.
Yanlış Yerde Kullanılan Sözcükler:
Bir cümlede her sözcüğün yerli yerinde, başka bir deyişle her sözcüğün kullanılması gereken yerde olması gerekir. Cümle içindeki bir tek sözcüğün bile yerini değiştirmek farklı anlamlar, farklı yorumlar ve yargılar oluşturur. Kimi zaman da mantıksal tutarsızlıklara yol açar.
Örnek:
Ekonomik ve sosyal yönden geri kalmış ülkemizin belli bölgelerine kalkınmada öncelik tanınacak. Ülkemizin ekonomik ve sosyal yönden geri kalmış belli bölgelerine kalkınmada öncelik tanınacak.
Anlamca Çelişen Sözcükler:
Anlamca, cümlenin yargısıyla uyuşmayan, cümlede iletilen yargıyla çelişen ya da karşıtlık yaratan sözlerin bir arada kullanılması önemli bir anlatım kusurudur. Cümlenin anlamında çelişki, genellikle “kesinlik” ve “olabilirlik” anlamı taşıyan sözlerin bir arada kullanılmasından kaynaklanır.
Örnek:
Kapının önünde tamı tamına üç beş nöbetçi vardı.
Kapının önünde üç beş nöbetçi vardı.
Eminim ki bunca gürültü patırtı en çok onu üzmüş olsa gerek.
Bunca gürültü patırtı en çok onu üzmüş olsa gerek.
Mantıksal Tutarsızlık:
Bir cümlede, iletilmek istenen anlamın eksiksiz olabilmesi için düşünce ve mantık son derece önemlidir. İyi bir anlatımda sağlam bir düşünme ve mantık yürütme temel koşuldur. Mantıksal hataları ve tutarsızlıkları içeren cümleler, dil bilgisi kurallarına uygun olsalar bile anlamı ve yargıyı eksiksiz iletmezler. Bu tür yanlışlar genellikle dikkatsizlik sonucu ortaya çıkar.
Örnek:
Önümüzdeki haftanın önemli programlarından bazılarını sizlere hatırlatmaya çalıştık.
Önümüzdeki haftanın önemli programlarından bazılarını sizlere tanıtmaya çalıştık.
DİL BİLGİSİ KURALLARI İLE İLGİLİ ANLATIM BOZUKLUKLARI
YÜKLEM YANLIŞLARI
Yüklem Eksikliği:
İki farklı yargının tek eylemsiye veya tek yükleme bağlanması, çoğu kez yargılardan birinin eylemsiyle ya da yüklemle uyumsuzluğuna neden olur ve bu durum anlatım bozukluğu yaratır. Bu durumda her farklı yargıyı ayrı bir yan cümleye (eylemsiye) ya da yükleme bağlamak anlatım bozukluğunu ortadan kaldırır.
Örnek:
Çok az veya hiç çalışmadan sınava girdiler.
Çok az çalışarak veya hiç çalışmadan sınava girdiler.
İş konusunda ben onu, o da beni etkilemek istemez.
İş konusunda ben onu etkilemek istemem, o da beni etkilemek istemez.
Yüklem Uyuşmazlığı:
Sıralı cümlelerde yüklemlerin kip ve kişi ekleri yönünden uyumlu olmaları gerekir. Bu eklerin uyumsuzluğu anlatım bozukluğu yaratır.
Örnek:
Sabahları bana uğrar, okula birlikte giderdik.
Sabahları bana uğrardı, okula birlikte giderdik.
Badana boya bitmiş, evi yerleştirecektik.
Badana boya bitmişti, evi yerleştirecektik.
ÖZNE YANLIŞLARI
Sıralı ve bağlı bileşik cümlelerde ortak olarak kullanılan öznenin bütün yüklemlere uyması gerekir. Özne, bu eylemlerden birine uymazsa cümlede özne yüklem uyuşmazlığı ortaya çıkar. Bu tür anlatım bozuklukları, her farklı yargıya ayrı bir özne kullanılmasıyla giderilebilir. Ayrıca özneyle yüklem arasında, kişi yönünden ve tekillik çoğulluk yönünden bir uygunluk da olmalıdır.
Örnek:
Kitaptaki yanlışlar düzeltilecek ve ikinci baskıya girecek.
Kitaptaki yanlışlar düzeltilecek ve kitap ikinci baskıya girecek.
NESNE YANLIŞLARI
Nesne-Yüklem Uyuşmazlığı:
Bu uyuşmazlık, bileşik cümlelerde nesnenin, ilk cümlenin yüklemine uymamasından kaynaklanır. Bu bozukluk ikinci cümleye dolaylı tümleç, edat tümleci veya nesne eklenerek giderilebilir.
Örnek:
Beni hiçbir zaman unutmadı, her zaman mektup yazdı.
Beni hiçbir zaman unutmadı, her zaman bana mektup yazdı.
Çocuğun gözlerindeki yaşı silip, yerine oturttu.
Çocuğun gözlerindeki yaşı silip, çocuğu yerine oturttu.
TÜMLEÇ YANLIŞLARI
Dolaylı Tümleç-Yüklem Yanlışları:
Bileşik cümlelerde ortak olarak kullanılan dolaylı tümlecin, ilk cümlenin yüklemine uyarken ikinci cümlenin yüklemine uymadığı görülebilir. Böylece tümleç-yüklem uyuşmazlığı ile ilgili anlatım bozukluğu ortaya çıkar.
Örnek:
Kadına her fırsatta bağırıyor, sürekli aşağılıyordu. Kadına her fırsatta bağırıyor, kadını sürekli aşağılıyordu.
Sana her konuda güveniyor ve yardım bekliyoruz. Sana her konuda güveniyor ve senden yardım bekliyoruz.
Zarf Tümleci-Yüklem Yanlışları:
Bileşik cümlelerde, zarf tümleci ortak olmadığı halde, bütün yüklemler için ortak öğe kabul edilirse, anlatım bozukluğu ortaya çıkar. Bu anlatım bozukluğu, ikinci cümleye bir zarf tümleci ilavesiyle giderilebilir. Bu nedenle bu anlatım bozukluğunun diğer adı, zarf tümleci eksikliğidir.
Örnek:
Her zaman senin yanındayım, seni yalnız bırakmayacağım.
Her zaman senin yanındayım, hiçbir zaman seni yalnız bırakmayacağım.
Hiçbir zaman kendini düşünmedi, ailesinin mutluluğu için çalıştı.
Hiçbir zaman kendini düşünmedi, her zaman ailesinin mutluluğu için çalıştı.
Edat Tümleci-Yüklem Yanlışları:
Bileşik cümlelerde, edat tümleci durumundaki öğe, ortak olmadığı halde ortak kabul edilirse anlatım bozukluğu meydana gelir. Bu uyuşmazlık ikinci cümleye uygun bir tümleç ya da nesne eklenerek giderilebilir. Aynı şekilde bir dolaylı tümleç, nesne ya da öznenin yüklemle uyum sağlamayış nedeni bir edat tümleci eksikliği olabilir.
Örnek:
Akşamları kitapçıya uğrar, saatlerce sohbet ederdi. Akşamları kitapçıya uğrar, saatlerce onunla sohbet ederdi.
Arkadaşımın babası geldi, bir süre sohbet ettik. Arkadaşımın babası geldi, bir süre onunla sohbet ettik.
TAMLAMA YANLIŞLARI
İsim Tamlaması Yanlışları:
Bir ad tamlamasında; Tamlayan ya da tamlanan sözcüklerden birinin eksikliği, Tamlayan veya tamlanan eklerinden birinin kullanılmaması dolayısıyla tamlayan eksikliğinin anlam belirsizliği yaratması, ad tamlamasına ilişkin belli başlı yanlışlıklardır.
Örnek:
Onun böyle işlerle uğraşmaya ne vakti vardı ne de zamanıdır.
Onun böyle işlerle uğraşmaya ne vakti vardı ne de bunun zamanıdır.
Sıfat Tamlaması Yanlışları:
Sıfat tamlamasına ilişkin yanlışlıklar şu şekilde oluşabilir; “Bir” den büyük sayı sıfatlarıyla kurulan sıfat tamlamalarında adın çoğul eki alması yanlışlık yaratır. Bu tür sıfat tamlamalarında adın tekil kullanılması gerekir.
Örnek:
Toplantıda üç ya da daha çok konuşmacılar söz alacakmış.
Toplantıda üç ya da daha çok konuşmacı söz alacakmış.
YAPILARI YANLIŞ OLAN SÖZCÜKLER
Kimi zaman yapım eklerinin sözcüklere, kurallara uygun olarak seçilmemesinden dolayı, kimi zaman da eklerin yanlış seçilmesi nedeniyle sözcüklerin yapıları bozuk olur. Yanlış yapılandırılmış sözcükler, dil bilgisi kurallarına uymaz ve anlatım bozukluğu yaratır.
Örnek:
Çocuğu iyi bir doktora bakıtmak gerekiyor.
Çocuğu iyi bir doktora baktırmak gerekiyor.
Alıkoyulan paketleri yarın postaya verelim.
Alıkonulan paketleri yarın postaya verelim.
YANLIŞ EK KULLANIMI
Bir sözcüğe, gelmesi gereken ekin dışında yanlış bir ekin getirilmesi de kimi zaman anlatım bozukluğuna yol açar.
Örnek:
Sorun arkadaşlarımızın bizi bu konuda iyi aydınlatmamış olduğundan kaynaklanıyor.
Sorun arkadaşlarımızın bizi bu konuda iyi aydınlatmamış olmasından kaynaklanıyor.
NOKTALAMA YANLIŞLARI
Noktalama işaretlerinin eksik ya da yanlış yerde kullanılması; cümleleri bir anlam belirsizliğine sürükleyebileceği gibi cümleden birden fazla anlam çıkmasına da yol açabilir. Bu nedenle noktalama işaretlerinin anlama etkileri ve kullanıldığı yerler iyi bilinmelidir. Yanlış kullanımlar ortaya çıkarsa amaçlanan anlama ulaşmak mümkün olmaz. Bu durumlar da cümlede bir anlatım bozukluğu yaratır
Örnek:
Kadın şoförü şöyle bir süzdü.
Kadın, şoförü şöyle bir süzdü.
"Kİ" NİN YAZIMI
"ki" eğer bağlaçsa;
Genel olarak iki cümleyi bağlama görevi yapar.
Örnek:
Hava o kadar güzeldi ki kendimi hemen sokağa attım.
1. cümle 2. Cümle
Bir de baktım ki ortalıkta kimse kalmamış.
1. cümle 2. Cümle
Kişi ve işaret zamirlerinden sonra gelen "ki" de bağlaç olup ayrı yazılır.
Örnek:
Ben ki, Bizler ki, Durum o ki
Kişi zamiri kişi zamiri işaret zamiri
Bazı bağlaçlarla birlikte kullanılmasına karşı, kalıplaşmış "ki" ayrı yazılır.
Öyle ki, yeter ki, kaldı ki
UYARI : "ki", eğer bağlaçsa daima ayrı bir sözcük olarak yazılır. Ayrıca kendinden önce gelen sözcüğün ünlülerine uyum gösterip "kı" olmaz.
Kendinden önce gelen sözcüğe bitişik yazılan "ki" ler ise şunlardır:
"de" ekinden sonra gelip addan sıfat yapan "ki" :
Evdeki hesap, kafamdaki plan, yoldaki insanlar
İlgi zamiri olan "ki"
Seninki, sınıfınki, bizimki
Bazı bağlaçlarla kalıplaşan "ki"
Oysaki mademki, hâlbuki sanki
Zaman bildiren sözcüklerden sonra gelen "ki"
Dünkü, akşamki, az önceki
"DE, DA" BAĞLACININ YAZIMI
Genel olarak "dahi, bile" bağlaçlarıyla aynı anlamdadır. Bağlaç olup olmadığını anlamak için cümleden çıkarmayı deneriz. Cümleden çıkarıldığında, cümle yapısı bozulmazsa bağlaç olduğunu anlarız ve ayrı bir sözcük olarak yazarız.
Örnek:
Buraya kadar gelip de ona uğramamak olmaz.
Sen de çok oldun artık!
Bu bağlaç kendinden önce gelen sözcüğün ünlülerine kalınlık-incelik yönünden uyar.
Gençliğimizle birlikte umutlarımız da uçup gitti.
Onu gördüyse de görmezlikten geldi.
Kendinden önce gelen sözcük, sert ünsüzle bitse bile, bu bağlaç sertleşerek "te, ta" biçiminde yazılamaz. Yazılırsa yazım yanlışı ortaya çıkar.
Bu iş küçük te sen gözünde büyütüyorsun. (Yanlış)
Bu iş küçük de sen gözünde büyütüyorsun. (Doğru)
Bağlaç olan "de, da" ile, ad durum eki olan "-de, da" karıştırılmamalıdır.
"-de, -da" eğer ad ad durum ekiyse kendinden önce gelen sözcüğe bitişik yazılır.
Cümleden çıkarıldığında cümlenin anlamı da yapısı da bozulur.
Örnek:
Bir süre sessizce yolda yürüdük.
Çiçeklerin kökünde bir hastalık var.
İki "de, da" üst üste gelirse birincisinin ad durum eki, ikincisinin bağlaç olduğu dikkate alınmalıdır.
Telefon ettim evde de yokmuş.
"Mİ" SORU EDATININ YAZIMI
"mi" edatı, cümleye soru anlamı katsa da katmasa da kendinden önce gelen sözcükten ayrı yazılır
Örnek:
O da bizimle gelecek mi?
Gördün mü şimdi yaptığını!
Konuşmaya başladı mı susmaz.
"mi" soru edatı, ayrı yazılmasına karşın kendinden önce gelen sözcüğe, kalınlık-incelik ve düzlük-yuvarlaklık yönünden uyum sağlar.
Okudun mu?
Güzel mi?
"mi" soru edatından sonra gelen zaman ve kişi eklentileri soru edatıyla bitişik yazılır.
Onunla sık sık görüşüyor musunuz? Olanları bilir miydi de?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)