slayt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
slayt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mehmet Akif Ersoy Sunu Slayt İndir Download
31 Aralık 2013 Salı
Slaytın tamamı internetten bulunan veriler ile TARAFIMDAN oluşturulmuştur, ticari amaç güdülmedikçe herhangi bir yerde site linki belirterek paylaşılabilir veyahut herhangi bir kaynak belirtme zorunluluğu olmadan sunum olarak kullanılabilir.
MEHMET AKİF ERSOY; baba tarafından Arnavut, anne tarafından Özbek asıllı olan Cumhuriyet Dönemi şairi, veteriner hekim, öğretmen, vaiz, hafız, Kur'an mütercimi, yüzücü, milletvekili'dir.
Yaşam öyküsü
1873 yılının Aralık ayında İstanbul'da, Fatih ilçesinin Karagümrük semtinde Sarıgüzel mahallesinde dünyaya geldi. Nüfusa kaydı, babasının, onun doğumundan sonra imamlık yaptığı ve Âkif'in ilk çocukluk yıllarını geçirdiği Çanakkale'nin Bayramiç ilçesinde yapıldığı için nüfus kağıdında doğum yeri Bayramiç olarak görünür.
Annesi Buhara'dan Anadolu'ya göç etmiş bir ailenin kızı olan Emine Şerif Hanım; babası ise Kosova'nın İpek kenti doğumlu, Fatih Camii medrese hocalarından Mehmet Tahir Efendi'dir. Mehmet Tahir Efendi, ona doğum tarihini belirten "Ragif" adını verdi.
Babası vefatına kadar Ragif adını kullansa da bu isim yaygın olmadığı için arkadaşları ve annesi ona "Âkif" ismiyle seslendi, zamanla bu ismi benimsedi. Çocukluğunun büyük bölümü annesinin Fatih, Sarıgüzel'deki evinde geçti. Kendisinden küçük, Nuriye adında bir kız kardeşi vardır.
MEHMET AKİF ERSOY; Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal marşı olan İstiklâl Marşı'nın yazarıdır. "Vatan Şairi" ve "Milli Şair" unvanları ile anılır.
İSTİKLÂL MARŞI
Aynı dönemde Millî Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Bey'in ricası üzerine arkadaşı Hasan Basri Bey kendisini ulusal marş yarışmasına katılmaya ikna etti. Konulan 500 liralık ödül nedeniyle başlangıçta katılmayı reddettiği bu yarışmaya, o güne kadar gönderilen şiirlerin hiç biri yeterli bulunmamıştı ve en güzel şiiri Mehmet Âkif'in yazacağı kanısı mecliste hâkimdi. Mehmet Âkif'in yarışmaya katılmayı kabul etmesi üzerine kimi şairler şiirlerini yarışmadan çektiler.
Şairin orduya ithaf ettiği İstiklâl Marşı, 17 Şubat günü Sırat-ı Müstakim ve Hâkimiyet-i Milliye'de yayımlandı. Hamdullah Suphi Bey tarafından mecliste okunup ayakta dinlendikten sonra 12 Mart 1921 Cumartesi günü saat 17:45'te ulusal marş olarak kabul edildi. Âkif, ödül olarak verilen 500 lirayı Hilal-i Ahmer bünyesinde, kadın ve çocuklara iş öğreten ve cepheye elbise diken Dar’ül Mesai vakfına bağışladı.
MEHMET AKİF ERSOY’UN; Çanakkale Destanı, Bülbül ve Safahat en önemli eserlerindendir. II.Meşrutiyet döneminden itibaren Sırat-ı Müstakim dergisinin başyazarlığını yapmıştır.
Edebî hayatı
Mehmet Âkif, şiir yazmaya Baytar Mektebi'nde öğrenci olduğu yıllarda başladı. Yayımlanan ilk şiiri Kur'an'a Hitap başlığını taşır. 1908'den itibaren aruz ölçüsü kullanarak manzum hikâyeler yazdı. Hikâyelerinde halkın dert ve sıkıntılarını anlattı. "Sanat sanat içindir" görüşüne karşı çıkan Mehmet Âkif, dinî yönü ağırlıkta bir edebiyat tarzı benimsemişti. Edebiyat dili olarak Millî Edebiyat akımına karşı çıktı ve edebiyatta batılılaşma konusunda Tevfik Fikret ile çatışmıştır.
Balkan Savaşı yıllarından itibaren destansı şiirler yazmaya başladı. İlk büyük destanı, “Çanakkale Şehitleri'ne“ başlıklı şiiridir. İkinci büyük destanı ise Bursa'nın işgali üzerine yazdığı “Bülbül“ adlı şiiridir. Üçüncü olarak da İstiklâl Marşı'nı yazarak İstiklâl Savaşı'nı anlatmıştır.
MEHMET AKİF ERSOY; Kurtuluş Savaşı sırasında milletvekili olarak 1.TBMM'de yer almıştır.
VEFATI
Siroz hastalığına tutulunca hava değişikliği iyi gelir düşüncesiyle önce Lübnan’a, sonra Antakya’ya gitti fakat Mısır’a hasta olarak döndü. 17 Haziran 1936’da tedavi için İstanbul’a döndü. 27 Aralık 1936 tarihinde İstanbul’da, Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanı’nda hayatını kaybetti. Edirnekapı Mezarlığı’na gömüldü.
Cenazesine resmi bir katılım olmadı ancak büyük bir üniversiteli genç topluluk katıldı. Mezarı iki yıl sonra, üniversiteli gençler tarafından yaptırıldı; 1960’ta yol inşaatı nedeniyle kabri Edirnekapı Şehitliği'ne nakledildi. Mezarı, Süleyman Nazif ve arkadaşı Ahmet Naim Bey'in mezarları arasındadır.
Nasreddin Hoca (1208-1284) Tanıtım Özet Slayt
29 Aralık 2013 Pazar
Sunumun tamamı internetten bulunan veriler ile TARAFIMDAN oluşturulmuştur, ticari amaç güdülmedikçe herhangi bir yerde site linki belirterek paylaşılabilir veyahut herhangi bir kaynak belirtme zorunluluğu olmadan sunum olarak kullanılabilir.
Nasreddin Hoca (1208-1284) Tanıtım Özet Slayt
Nasreddin Hoca Orta Çağ (13. yüzyıl civarı) döneminde Akşehir ve Konya'da, Selçuklu egemenliği altında var olduğuna inanılan bir Türk figürüdür. Nasreddin Hoca komik hikâyeleri ve fıkralarıyla hatırlanan halkçı bir filozof ve bilgeydi.
Yakın Doğu, Orta Doğu ve Orta Asya'nın birçok ulusu Nasreddin Hoca'yı sahiplenir, ama Nasreddin Hoca eğer gerçekten var olduysa, büyük olasılıkla o bir Türk'tü ve çeşitli kültürlerde adı daha farklı yazılır, Nasreddin'i genellikle "Hodja", "Mullah", ya da "Effendi" isimleri izler.
1996-1997 UNESCO tarafından Uluslararası Nasreddin Yılı ilan edilmiştir.
Hayatı
Sivrihisar'ın Hortu yöresinde doğdu, Akşehir'de öldü. Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun'dur. Önce Sivrihisar'da medrese öğrenimi gördü, babasının ölümü üzerine Hortu'ya dönerek köy imamı oldu. 1237'de Akşehir'e yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'in derslerini dinledi, İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü. Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu. Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır. Onun yaşamıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır.
Kökeni
Yazıya geçirilmiş ilk Nasrettin Hoca hikâyesi 1480 tarihli Sarı Saltuk'un hayatını anlatan Ebu’l Hayr Rumi’nin Saltuknamesi'de bulunmaktadır. Fatih Sultan Mehmet'in oğlu Cem Sultan'ın şehzadeliği esnasında verdiği talimat üzerine Ebül hayr Rumi tarafından Saltukname yedi senelik bir çalışma sonucunda Türk sözlü geleneğinden toplanarak 1480 yılında tamamlanmış ve kitaplaştırılmıştır. Abdullah Efendi´de başlamış ve tahsilinin sonunda babasının yerine köyünde imamlık yılında vefat ettiği şeklindeki rivayet göz önüne alınırsa, onun, Selçuklular devrinde yaşadığını ve Timur Han ile görüşmediğini dikkate almak gerekir.
Nasreddin Hoca, insanlara doğru yolu gösteren, iyilikleri bildiren, doğruya sevk eden ve kötülüklerden sakındıran bir veli idi. Bu işi yaparken tabiatı icabı kendisine has bir yol tutmuştur. Böylece hakkın anlatılması ve cemiyetteki bozuk yönlerin düzeltilmesi için, meseleyi halkın anlayacağı bir dil ve üslub ile, gayet manidar latifeler halinde kısa ve öz olarak dile getirmiştir.
Bu latifelerin toplandığı eserlerden biri, Londra’da British Museum’da, Haza Terceme-i Nasreddin Efendi Rahme başlıklı yazma eserdir. Ancak bu eserdeki latifelerin bir kısmı, onun üslübuna ve nükte tekniğine uymamaktadır. Nitekim eserin sonunda bu durum hakkında zikredilen: "İşte Nasreddin Efendinin kibar-ı evliyadan (Evliyanın Büyüklerinden) olduğuna şüphe yoktur. "
Nasreddin Hoca, fert ve toplumu her yönüyle çok iyi tanımış, insanların aile, komşuluk, dostluk, ticari münasebetlerine ait cemiyette gördüğü aksaklıkları düzeltmek ve onlara nasihat etmek maksadıyla nüktelerle dile getirmiş, onları düşünmeye ve doğruya sevk etmiştir. Sosyologlar ve psikologlar, insanı ve cemiyeti tanıyıp, onların çeşitli yönlerini incelemek için onun latifelerinden çok istifade etmişlerdir.
Dönemin ünlü kadılarının bile Nasrettin Hocadan yardım ve öğüt aldığı söylenir. Nasreddin Hoca fıkraları, batı dillerine de çevrilmiş ve bu dillerde Hoca hakkında mühim neşriyat yapılmıştır. Bunlar arasında Pierre Mille´in Nasreddin et son epouse adlı kitabı, Edmonde Savussey´in La Litterature Populaire Turque adlı eserindeki Nasreddin Hoca bölümü, Jean Paul Carnier´in Nasreddin Hoca et ses Histoires Turques adlı eserleri saymak yerinde olur.
Mirası
Nasreddin Hoca'nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür. Onun olduğu ileri sürülen gülmecelerin incelenmesinden, bunlarda geçen sözcüklerin açıklanışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin değil Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir. Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı sevgi, yergi, övgü, alaya alma. Gülünç duruma düşürme, kendi kendiyle çelişkiye sürükleme, Şeriat'ın katılıkları karşısında çok ince ve iğneli bir söyleyişle yumuşaklığı yeğlemedir. O, bunları söylerken bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal, vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak, atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür. Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma, gülmecelerinin egemen öğesidir. Bu öğeler Anadolu insanının, belli olaylar karşısındaki tutumun yansıtan, düşünce ürünlerini oluşturur. Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan, bir gülmece odağı olarak ortaya çıkarılır. Söyletilen kişi, söyletenin ağzını kullanır, böylece halk Nasreddin Hoca'nın diliyle kendi sesini duyurur.
Real Madric CF Tanıtım İngilizce English Slayt
Sunumun tamamı internetten bulunan veriler ile TARAFIMDAN oluşturulmuştur, ticari amaç güdülmedikçe herhangi bir yerde site linki belirterek paylaşılabilir veyahut herhangi bir kaynak belirtme zorunluluğu olmadan sunum olarak kullanılabilir.
Real Madric CF Tanıtım İngilizce English Slayt
Real Madrid based in Madrid, Spain. Real Madrid founded March 6, 1902. It has got Santiniago Bernabéu Stadium. Founded in 1902, Real Madrid has never been relegated from La Liga, the top league of Spanish football. The club established itself as a major force in both Spanish and European football during the 1950s. In the 1980s, the club had one of the best teams (known as La Quinta del Buitre) in Spain and Europe, winning two UEFA Cups, five consecutive Spanish championships, one Spanish Cup and three Spanish Super Cups.
Statistics and records
It is the most successful team in Spanish football and was voted by FIFA as the most successful club of the 20th century, having won a record 31 La Liga titles, 17 Spanish "Copa del Rey" Cups, 8 Spanish Super Cups, a record 9 UEFA Champions Leagues, 2 UEFA Cups, 1 UEFA Supercup, and 3 Intercontinental Cups.Real Madrid was a founding member of FIFA and the now-defunct G–14 group of Europe's leading football clubs as well as its replacement, the European Club Association. The word "Real" in the club's name is the Spanish term for "royal", and was given by the King Alfonso XIII in 1920 together with the royal crown in the emblem – several other Spanish football teams also received this royal distinction: Real Sociedad, Real Unión de Irún, Real Betis, and Real Zaragoza.
Raúl holds the record for most Real Madrid appearances, having played 741 first-team matches from 1994 to 2010. Manuel Sanchis, Jr. comes second, having played 711 times. The record for a goalkeeper is held by Iker Casillas, with 518 appearances. With 127 caps (47 while at the club), Luís Figo of Portugal is Real's most capped international player.
Personnel
Florentino Pérez is the current president of the team. José Mourinho is the current manager of the team. Zidane Zidan is the current presidential advisor of the team. Alfredo Di Stéfano is the current honorary life president of the team.Real Madrid’s rivalries are El Clásico (El Classic) and El Derbi madrileño (Madrid Derby).
Servet-i Fünun Dönemi ve Hüseyin Rahmi Gürpınar Konu Anlatımı Özet Slayt
Sunumun tamamı internetten bulunan veriler ile TARAFIMDAN oluşturulmuştur, ticari amaç güdülmedikçe herhangi bir yerde site linki belirterek paylaşılabilir veyahut herhangi bir kaynak belirtme zorunluluğu olmadan sunum olarak kullanılabilir.
Servet-i Fünun Konu Anlatımı Özet Slayt
Servet-i Fünun Döneminin Genel Özellikleri
- Tarihçiler, Tanzimat döneminin sona erişinin 1876 yılına bağlarlar. Çünkü bu tarih, aynı zamanda yeni bir dönemin de başlangıcıdır.
- Servet-i Fünun şiirinin bütün özellikleri, içinde doğup geliştiği Abdülhamit döneminin izlerini taşır. Bu dönemde, Tanzimat kuşağının bağlandığı tüm umutlar kökünden budanmış, yirmi yıl süren bir baskı ve sansür dönemi ve bunun yarattığı umutsuzluk insanların ruhlarına işlenmiştir.
- Ülkemizde sansürün ilk kurbanları, Namık Kemal’in Evrak-ı Perişan adlı kitabı ile Ahmet Mithat’ın Dağarcık adlı risalesidir. Abdülhamit döneminde iyice ağırlaşan sansür, Osmanlının tüm yaşamını kahredici bir karanlığa boğmuştu.
- Bu umutsuz ve yalnız dünyada sanatçılara düşen iş, bireysel yeteneklerini en sakıncasız, zararsız konularda kullanmak üzere, kuşku çekecek hiçbir eyleme karışmamaktır. Düşünce ve duyarlıkları sürekli bir baskı altında kalmış, yılgınlığa düşmüşler ve sonuçta siyasal konulardan özellikle kaçınan, suya sabuna dokunmayan bir tutumu benimsemişlerdir. Edebiyat ve basın, sağır bir sessizliğe gömülmüştür.
- Bu koşullar altında Servet-i Fünun dergisinde bir arata gelen yazarlar topluluğunun II. Abdülhamit’in baskıcı uygulamalarından korunma güdüsüyle yeni edebi biçimler bulma çabası, onları dilde de biçimde de olabildiğince seçici bir tutuma yöneltmiştir. Arapça ve Farsça tamlamalara yeniden dönüşün ve anlamda kapalılığın yeniden ortaya çıkışının temel nedeni, bu korunma içgüdüsüdür.
- Tevfik Fikret “Edebiyat-ı Cedide”nin şiirini, Halit Ziya da nesrini Temsil ederler. Fakat Fikret, bu edebi topluluğun başındadır.
Servet-i Fünun Romanlarının Genel Özellikleri
- Bu dönemin romanlarında olay örgüsünün, konuların, konuşmaların başarılı bir biçimde yer aldığı görülür. Bu nedenle Servet-i Fünun romanı Tanzimat romanından daha sağlam bir tekniğe sahiptir.
- Servet-i Fünun romancıları dönemin başlarında hem romantizmin etkisindedirler, hem de baskıcı bir siyasal ortam içinde yaşamışlardır. Bu yüzden önceleri daha çok bireysel konuları işlemişlerdir.
- Sonraları gerçekçiliğe (realizm) yönelmiş, eserlerinde toplum yaşayışını vermeye başlamışlardır. Toplumun nasıl batılılaştığını; batılaşmanın yanlış anlaşıldığını anlatmış; batılı aile ve toplum yaşantısının doğru örneklerini göstermeye çalışmışlardır.
- Servet-i Fünun döneminin en başarılı romancısı Halit Ziya Uşaklıgil (1867- 1945)'dir. Uşaklıgil, ünlü romanı Aşk-ı Memnu (1900)'da varlıklı bir ailedeki batılı yaşam biçimini anlatır. Mai ve Siyah (1897) adlı romanında ise o dönemin basını, bir Türk ailesinin yaşayış biçimi ve bir şairin dünyası verilmiştir.
- Bu dönem roman ve öykücüleri batılaşmadan sonra aşk konusunu işlemişlerdir. Özellikle Mehmet Rauf (1875-1931) romanlarında bireylerin iç dünyasını ve romantik aşkları konu edinmiştir. Onda toplumsal ögeler çok az yer alır; ağırlık psikolojik içeriklidir. Mehmet Rauf'un Eylül (1901) adlı eseri Türk edebiyatının en başarılı psikolojik romanıdır.
- Dil ve anlatım, Servet-i Fünun roman ve öyküsünün en zayıf yönüdür. Yazarlar sözlüklerden, unutulmuş Arapça, Farsça sözcükleri bulup kullanmışlardır. Tanzimatta Namık Kemal'le başlayan sanatlı anlatımı daha da ağırlaştırmışlardır. Bu yüzden yer yer dil anlaşılmaz duruma gelmiştir.
- Romanlarda İstanbul dışına çıkılmazken, öykülerde olaylar İstanbul dışında da geçmiştir.
- Romanlardaki ağır ve süslü dil hikayelerde sadeleşmiştir.
Servet-i Fünun Romancılarının Etkilendiği Akımlar
Roman, temsil ettiği akıma göre romantik roman, natüralist roman, realist roman; konusuna göre aşk romanı, toplumsal roman, polisiye roman, macera romanı gibi isimler alır. Servet-i Fünûn yazarları, yakından takip ettikleri Fransız yazarların etkisiyle realist roman anlayışını benimsemişlerdir. Realist romanlar olayları kişi ve çevreyi gerçekçi bir şekilde anlatır. Yazarlar kendi duygu ve düşüncelerini esere yansıtmazlar. Olaylar ve kişiler karşısında tarafsız kalırlar. Realist romanlarda eserin üslubu yapmacıksızdır. Servet-i Fünûn yazarları, romanda realist ve natüralist yazarları örnek almışlardır. Realist romanda gözlem ve araştırma ön planda, his ve hayal unsurları ise ikinci plandadır. Realist romanlarda gerçekler, görülenler ve incelemelerin ortaya koyduğu sonuçlar önemlidir. Gözlem önemlidir. Yazarlar gerçeğe uygun çevre betimlemeleri yapmıştır. Bu dönem romancıları, esere kendi duygu, düşünce ve hayallerini karıştırmaz, kişiliğini gizler. Bunun için de olayları, kişileri iç ve dış özellikleriyle, psikolojik yönleriyle objektif bir şekilde anlatır. Dil ve üslup olaya ve olayın kahramanının kişiliğine uygun olarak kullanılır. Natüralist romanlarda bilime ve araştırmaya daha çok önem verilir. Natüralistler gerçeğe bağlılıkta ve sosyal meseleleri araştırmada realistlerden çok daha fazla bilimsel metodlara bağlıdır. Toplumu âdeta bir laboratuvar olarak düşünürler ve eserlerini bu laboratuvar içinde, bilimsel verilere bağlı kalarak yazarlar. Servet-i Fünûn yazarlarının romanlarında realizm belirgindir. Sanat sanat içindir anlayışından hareketle sanatçılar dil ve anlatıma önem vermişlerdir.
Hüseyin Rahmi Gürpınar
- Naturalist bir yazardır.
- Ahmet Mithat Efendi'nin temsil ettiği edebi geleneği sürdürmüştür.
- Romanları teknik açıdan kusurludur.
- Dili sadedir. Eserlerindeki kişileri, yöresel şiveleriyle yansıtır.
- Sokağı edebiyata getiren sanatçıdır.
- Romanlarında sık sık olayla ilgisiz bilgiler verir ve olaya kendisini katar.
- Yapıtlarında İstanbul halkının günlük yaşantısından bahseder; eski İstanbul hayatını son derece canlı tasvirlerle ve kıvrak bir üslupla hikâyeleştirir.
- Eserlerinde 19 ve 20. yüzyılı gerçekçi ve yalın bir dil kullanarak betimlemiştir. Bundan dolayı halk tarafından sevilen bir yazar olmuştur.
Stuttgart Tanıtım Almanca Slayt
Slaytın tamamı internetten bulunan veriler ile TARAFIMDAN oluşturulmuştur, ticari amaç güdülmedikçe herhangi bir yerde site linki belirterek paylaşılabilir veyahut herhangi bir kaynak belirtme zorunluluğu olmadan sunum olarak kullanılabilir.
Stuttgart Almanca Deutsch Tanıtım Slayt
Historische Orte
Mercedes-Benz Museum
Mercedes-Benz Museum ist ein Automobil-Museum in Stuttgart. Das Museum wurde 2006 als Mercedes-Benz eröffnet.
Es gibt Mercedes-Benz Autos im Inneren des Museums.
Staatsgalerie Stuttgart
Staatsgalerie Stuttgart ist ein Kunstmuseum in Stuttgart. Die Staatsgalerie Stuttgart wurde 1843 als Museum der Bildenden Künste eröffnet.
Schillerplatz
Der Schillerplatz ist ein Platz im Zentrum Stuttgarts. Seinen Namen ist von einem berühmten Dichter Friedrich Schillers kommen.
Wilhelma
Die Wilhelma ist eine historistische Schlossanlage und ein Zoologisch-Botanischer Garten.
Staatstheater Stuttgart
Die Staatstheater Stuttgart ist ein drei Einheiten;
Opera Stuttgart, Stuttgarter Ballett und Schauspiel Stuttgart.
XVII. YY'da Avrupa'da Siyasi, Bilim ve Teknikteki Gelişmeler Sunu Slayt İndir Download Tarih
Slaytın tamamı internetten bulunan veriler ile TARAFIMDAN oluşturulmuştur, ticari amaç güdülmedikçe herhangi bir yerde site linki belirterek paylaşılabilir veyahut herhangi bir kaynak belirtme zorunluluğu olmadan sunum olarak kullanılabilir.
XVII. YY’DA AVRUPA’DA SİYASİ, BİLİM ve TEKNİKTEKİ GELİŞMELER
XVII. YY’DA AVRUPA’DA SİYASİ DURUM
Rönesans ve Reform hareketleri ile modernleşen Avrupalı devletler XVII. yyda güçlerini oldukça arttırmış, merkezi otorite kurmuşlardır. Coğrafi keşifler de bu güçlenmelere yardımcı olmuştur. Aydınlanma Çağı olarak bilinen bu çağda Avrupalı devletler arasında din merkezli savaşlar olmuştur.
30 YIL SAVAŞLARI (1618-1648)
XVII. yy başlarında Avrupa’da, Kutsal Roma-Germen İmparatoru II. Ferdinand’ın Protestanlar’ı ortadan kaldırmak amacıyla İspanya ile işbirliği yaparak Protestan Alman prenslere saldırmasından dolayı 30 Yıl Savaşları çıkmıştır.
‘Mezhep Savaşları’ da denen bu savaşlara daha sonra Protestanlığı kabul etmiş olan Danimarka, Hollanda ve İsveç de Protestan Alman prenslerinin yanına girdi. Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu’nun savaşı kazanmasından çekinen Fransa, Katolik mezhebinden olmasına rağmen Protestan bloğuyla anlaşarak Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu’na (Almanya) karşı savaştı. Almanya-Fransa savaşına dönüşen 30 Yıl Savaşları Almanya’nın yenilgisiyle sona erdi. Savaş sonunda (1648) Westfalya Antlaşması yapıldı.
WESTFALYA ANTLAŞMASI
Alman İmparatoru, Protestan Alman prenslerinin siyasal ve dinsel özgürlüklerini kabul etti.
İsveç ve Hollanda’nın bağımsızlığı tanındı.
Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu dağılma sürecine girdi ve Almanya’da güçlü prenslikler ortaya çıktı. Bunların en güçlüsü 19. yy sonunda Alman birliğini sağlayan Prusya’dır.
Almanya’dan Alsas-Loren Bölgesi’ni alan Fransa merkeziyetçi yapısını daha da güçlendirdi.
XVII. YY’DA AVRUPA’DA BİLİM-TEKNİK
Avrupa’da Rönesans ve Reform ile modernleşen Avrupa’da skolastik felsefe yerini bilime bırakmıştır. Akıl Çağı olarak bilinen bu dönemde modern bilimin temelleri atılmış, teknik alanında önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bilim ve teknik alanındaki gelişmeler sanat dallarını da etkilemiştir. Bilimsel çalışmaların daha rahat yapılabilmesi için bilimsel akademiler açılmıştır.
John Napier (1550-1617)
John Napier, Merchiston-Edinburgh'da 1550 yılında doğdu, 4 Nisan 1617 in Merchiston Castle'de öldü. Merchiston Baronu ve İskoçya'lı bir matematikçi olan Napier, logaritmanın bulucusu olarak bilinir.
Thomas Harriot (1560-1621)
Thomas Harriot, İngiliz bir astronom, matematikçi, etnograf ve çevirmendir. Harriot teleskop yardımıyla ayın resmini çizen ilk kişidir. Bunu Galilei’den yaklaşık 4 ay önce yapmıştır.
Francis Bacon (1561-1626)
Francis Bacon, İngiliz filozof, bilim adamı, avukat, hukukçu, devlet adamı ve yazardır. Bilimsel çalışmalarda deney ve gözlemi öne çıkarmıştır. Ona göre bilim, doğanın özüne yönelmelidir.
Galileo Galilei (1564-1642)
Galileo Galilei, İtalyan fizikçi, matematikçi, gökbilimci ve filozof. Galileo hem yüzyıllardır hakim olan Aristoteles akımından, hem de Kutsal Kitap'tan şüphe duyarak Orta Çağ'daki bilim anlayışında devrim yaratmıştır. İtalya'nın Pisa kentinde dünyaya gelen Galileo, ilk önce tıp eğitimine başlamış, sonra ilgisi matematik ve felsefeye dönmüştür.
25 yaşında Matematik profesörü olan Galileo, genç yaşlarından itibaren hareket hakkında kendi başına deneyler yapmaya başlamıştır 1609'da yapılmış basit bir teleskoptan ilham alarak daha üstün teleskoplar geliştirmiş ve uzay hakkında daha önce hiç yapılamamış gözlemler yapmıştır.
Galileo, kendisinden önce Copernicus'un öne sürdüğü güneş merkezli evren kuramını benimsemiş ve bu nedenle Vatikan kilisesi tarafından iki defa yargılanmıştır. Kilise dünya merkezli bir evren anlayışını savunuyordu ve Copernicus teorisini dine aykırı buluyordu. 1614'te ilk mahkemesinde görüşlerini yayması ve öğretmesi yasaklanmış, 1632'de yazdığı bir kitap nedeniyle yargılanması sonucu ömür boyu ev hapsine mahkum edilmiştir. Bu olaylar nedeniyle Galileo tarihte bilim ve din çatışmasının bir sembolü haline gelmiştir.
Hans Lippershey (1570-1619)
Hans Lippershey, Teleskobu bulan kişi olarak kabul edilir. Optik aletlerle uğraşırken 2 merceği arka arkaya koyup arkasından baktığında uzaktaki cismin yakına geldiğini görmüştür. Gözleyici adını verdiği bu buluşu Hollanda'da askeri alanda kullanılmıştır. Daha sonra mercekler üzerinde biraz daha çalışıp dürbün biçimine getirmiştir.
Johannes Kepler (1571-1630)
Johannes Kepler, Alman gökbilimci, fizikçi, ve matematikçidir. Çağdaş astronominin kurucusu sayılan Kepler 1571 yılında Almanya'nın güneyinde bulunan Weil'da doğdu. Profesör olarak Linz’e gittiğinde 3 yasa keşfetmiştir.
1. Yasası: Bütün gezegenler, odaklarından birinde Güneş'in bulunduğu elips biçimli yörüngeler üzerinde hareket eder.
2. Yasası: Bir gezegeni Güneş'e bağlayan doğru parçası eşit zaman aralıklarında eşit alanlar tarar.
3. Yasası: Gezengenlerin dolanım sürelerinin karesi ile Güneş'e olan uzaklıklarının küpünün oranı tüm gezegenler için aynıdır.
Descartes (1596-1650)
René Descartes Fransız matematikçi, bilimadamı ve filozof. Batı düşüncesinin son yüzyıllardaki en önemli düşünürlerinden biridir. Skolastik düşünceden sıyrılışın, bir başka deyişle Modern Felsefe'nin Descartes ile başladığı kabul edilir.
Descartes, 1628'den itibaren, 15 yıl süren geziler, savaşlar ve serüvenlerden sonra yerleştiği Hollanda'da, batı düşüncesini altüst eden bir felsefe sistemi kurdu. Öğrendiğinin, gördüğünün, duyduğunun, inandığının hepsini birden büsbütün silerek, her şeyden kuşkulanmaya başladı. Yalnız tek bir şeyden emindi: düşüncenin varlığı. Buradan hareketle evrenin açıklamasını yaptı.
Blaise Pascal (1623-1662)
Blaise Pascal, Fransız matematikçi, fizikçi ve düşünür. En bilinen temel eseri Düşünceler'dir. Daha 16 yaşındayken konikler üzerine bir inceleme yazdı. 1642'de , henüz 18'inde iken, vergi tahsildarı babasının işini kolaylaştıracak, dişliler ve tekerleklerden oluşan mekanik bir hesap makinesi tasarladı. Matematikle uğraşan babasıyla birlikte Paris Mersenne Akademisi'ne kabul edildi.
Robert Boyle (1627-1691)
Robert Boyle, İrlandalı doğa filozofu, kimyager, fizikçi, kâşif ve bir bilimadamıydı". En çok matematik ve fen alanında yaptığı çalışmalarla hatırlanmaktadır. Araştırmalarının ve de kişisel düşüncelerinin açık bir şekilde simyacılıkla bağlantısı olsa da, genellikle, ilk modern kimyager olarak görülür. Çalışmalarının arasından en ünlüsü, The Sceptical Chymist (Kuşkucu Kimyager), kimya alanında bir dönüm noktası olarak görülür.
Antonie van Leeuwenhoek (1632-1723)
Antonie Philips van Leeuwenhoek, Hollandalı tüccar ve bilimadamı. Genellikle, Mikrobiyoloji'nin babası olarak bilinir. Bir sepetçinin oğlu olarak dünyaya geldi, 16 yaşında bir kumaş tüccarının yanında staja başladı. En iyi bildiği şey mikroskobuyla çalışmaktı. Kendi yaptığı mikroskopla tek hücreli canlıları inceliyordu.
Isaac Newton (1643-1727)
Isaac Newton, İngiliz fizikçi, matematikçi, astronom, mucit, filozof, ilahiyatçı. 1687’de yayınlanan kitabı Philosophiæ Naturalis Principia Mathematica, klasik mekaniğin temelini yaratmıştır ve tarihte en önemli bilimsel kitaplardan biridir. Bu çalışmasında Newton evrensel kütle çekimini ve hareketin üç kanununu ortaya koymuş ve sonraki üç yüzyıl boyunca bu bakış açısı bilim dünyasına egemen olmuştur.
Newton dünyadaki nesnelerin hareketleri ile gökyüzündeki nesnelerin aynı doğal yasalar ile yönetildiklerini kendi kütle çekim kanunu ile Kepler’in gezegen hareketleri kanunu arasındaki tutarlılıklar ile göstermiştir. Newton ilk yansıtmalı teleskobu geliştirmiş, beyaz ışığın bir prizmaya tutulduğunda farklı renklerden bir tayf yaratması gözlemi sonucu bir renk kuramı oluşturmuştur. Newton bilim adamları tarafından tarihin en etkili insanlarından biri kabul edilmektedir.
Denis Papin (1647-1712)
Denis Papin, Fransız fizikçi. 1681'de düdüklü tencereyi icat eden Fransız bilim adamı. İçindeki basıncı bilmek için bir supap yerleştirmiş, basıncı bir ağırlıkla dengelemişti. Bu gerçek bir "güvenlik supabı"ydı ve kapsamı tencerenin yararını çok aşıyordu.
XVII. YY’DA AVRUPA’DA BİLİM-TEKNİK
- Yapılan bilimsel gelişmeler sonunda bu dönem akıl çağı olarak adlandırılmıştır.
- Bu dönemdeki çalışmalar Avrupa’da sanayinin hızla gelişmesini sağladı.
- Gelişen sanayi bir sonraki yüzyılda yaşanacak olan Sanayi İnkılabı'nın da zeminini hazırlamıştır.
- Sanayisi gelişen Avrupa devletleri, dünya siyasetinde daha çok sözü geçen bir güç haline geldi.
İstanbul Tanıtım Almanca Slayt - Türkçe Çevirili
Slaytın tamamı internetten bulunan veriler ile TARAFIMDAN oluşturulmuştur, ticari amaç güdülmedikçe herhangi bir yerde site linki belirterek paylaşılabilir veyahut herhangi bir kaynak belirtme zorunluluğu olmadan sunum olarak kullanılabilir.
İSTANBUL TANITIM ALMANCA SLAYT DEUTSCH-TÜRKÇE ÇEVİRİLİ
Rumeli Hisar
Die Burg auf der europaischen Seite des Bosphorus wurde im Jahre 1452 unter Sultan Mehmet dem Eroberer in vier Monaten erbaut.Sie ist eine der schönsten und eindrucksvollsten Burgen der Welt.
Galata Turm
Der Galata-Turm liegt im Galata einem Teil des Istanbuler Stadtteil Beyoğlu.
Nach der Eroberung Istanbuls durch die Osmanen im Jahre 1453 wurde der Turm teilweise zerstört, aber bald wiederhergestellt.
Sultan Ahmed Moschee
Die Sultan-Ahmed-Moschee in Istanbul wurde 1609 von Sultan Ahmed I. in Auftrag gegeben und bis 1616, ein Jahr vor dem Tod des Sultans, vom Sinan-Schüler Mehmet Ağa erbaut.
Die Moschee hat sechs Minarette
Beylerbeyi Palast
Der Beylerbeyi-Palast ist einer der bedeutendsten Paläste in Istanbul.
Er befindet sich auf der asiatischen Seite der Stadt,
Sultan Abdülaziz ließ den Palast zwischen 1861 und 1865 durch den armenischen Architekten Sarkis Balyan erbauen.
Süleymaniye Moschee
Die Süleymaniye-Moschee ist eine der großen Moscheen in İstanbul.
Sie wurde im Auftrag von Sultan Süleyman dem Prächtigen in einer sehr kurzen Bauzeit zwischen den Jahren 1550 und 1557 erbaut und ist ein wichtiges Werk des Architekten Sinan.
SPORT
Şükrü Saraçoğlu Stadion
Austragungsort des UEFA-Pokal-Finales 2008/2009 Fußball.
KLIMA
Die Stadt hat mildes, feuchtes Seeklima.
Die durchschnittliche Jahrestemperatur liegt bei 14 °C.
Der wärmste Monat ist der Juli mit durchschnittliche 23 °C, der kälteste der Januar mit 5 °C im Mittel.
Die jährliche Niederschlagsmenge beträgt 698 mm.
Der meiste Niederschlag fällt im Monat Dezember mit durchschnittlich 122 mm, der wenigste Niederschlag fällt im Monat Juli mit 19 mm.
GESCHICHTE
Byzantion
Um das Jahr 660 v. Chr. gründeten dorische Griechen aus Megara, Argos und Korinth eine Koloniestadt am europäischen Ufer des Bosporus, in einem ruhigen und geschützten Hafen: Byzantion.
Es war ein wichtiges Handelszentrum aufgrund seiner Lage.
TÜRKÇE ÇEVİRİ
RUMELİ HİSARI
Boğazın öbür tarafında bulunan kale 4 ay içinde Fatih Sultan Mehmet tarafından 1452 yılında yapılmıştır.
Dünyanın en güzel ve etkileyici kalelerindendir.
GALATA KULESİ
İstanbul’da Beyoğlu’nun Galata bölümünde bulunur.
1453 yılında İstanbul’un fethinden sonra biraz tahrip olsa da sonradan onarılmıştır.
SULTANAHMET CAMİİ
1609 yılında Sultan 1. Ahmet tarafından emri verildi. 1616 yılında Sultan ölmeden 1 yıl önce Mimar Sinan’ın öğrencisi Mehmet Ağa tarafından inşa edildi
6 minarelidir.
BEYLERBEYİ SARAYI
İstanbul’un en önemli saraylarından biridir.
Kentin Asya tarafında yer alır.
Saray Sultan Abdulaziz’in emriyle Ermeni Mimar Sarkis Balyan tarafından 1861 ile 1865 yılları arasında yapılmıştır.
SÜLEYMANİYE CAMİİ
Süleymaniye Camii İstanbul’un büyük camilerindendir.
7 sene gibi kısa sürede Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır.
Mimar Sinan’ın önemli eseridir.
SPOR
Şükrü Saraçoğlu Stadı
Şükrü Saraçoğlu Stadı 2008 2009 yılında UEFA Kupası finalinin oynandığı mekandır.
İKLİM
Şehir hafif nemli deniz iklimine sahiptir.
Yıllık ortalama sıcaklık 14°C'dir.
En sıcak ay ortalama 23°C ile Temmuz’dur, ortalama 5°C soğuk ile Ocak en soğuk aydır.
Yıllık yağış 698 mm'dir.
En çok yağış 122 mm ortalama ile Aralık ayında düşer, en az yağış 19 mm ortalama ile Temmuz ayında düşer.
TARİH
BİZANS
M.Ö 660 yılında Boğaz’ın Avrupa kıyısındaki Megara, Argos ve Korint şehirlerinden gelen Yunan Kolonileri, bu sessiz ve korunaklı limana kurmuşlardır Bizans’ı.
Konumu nedeniyle önemli bir ticaret merkeziydi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)